Kur’an’da Teizm, Ateizm Denklemi Yok; Tevhid - Şirk Denklemi Var

Şekercihan Youtube kanalında bu yıl 6. sezonuna devam eden “Bir Bayramdır Ramazan” programının bu seneki 11. bölümünde Doç. Dr. Enis Doko ile“Kur’an’da Tevhid-Şirk” konuşuldu.

Mehmet Kaplan - Muhabbet Medya

Doç. Dr. Enis Doko ile Kur’an’da Tevhid-Şirk Kavramı

Şekercihan YouTube kanalındaki “Bir Bayramdır Ramazan” programının onbirinci gün sohbeti “Kur’an’da Tevhid-Şirk” başlığı altında İbn Haldun Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Enis Doko ile gerçekleşti. Doko, “Genelde bizim kelamcılar tevhid kavramını Meryem sûresi 65. ayetle izah ediyorlar. Tevhidin üç veçhesini de içeren bir ayet” diyerek başladığı sohbetini şu açıklamalarla sürdürdü:

TEVHİDİN ÜÇ AYAĞI VAR

“Meryem sûresi 65. ayetin meali şöyle: ‘O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. Yalnızca O’na ibadet et. Ve O’na ibadet etmekte sabırlı ol. Hiç sen Allah’ın ismini taşıyan başka birini bilir misin?’ Bu ayette üç cümle var, üç cümlenin üçü de tevhidin ayrı yönlerini ortaya koyuyor. Birinci cümle: ‘O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir’ cümlesi rububiyet temasıyla çok yakından alakalıdır. Yer, gök ve o ikisinin arası bütün varlığı kapsıyor, Allah bütün varlığın Rabbi. Tevhidin birinci bahsi bunu kabul etmeyi gerektiriyor. Allah her şeyi yaratmıştır, herşeyin sahibidir ve yöneticisidir. İkinci cümle: ‘Yalnızca O’na ibadet et. Ve O’na ibadet etmekte sabırlı ol.’ Bu, ayette uluhiyet bahsi ile ilgili kısım. Biz sadece Allah’a ibadet ederiz, bizim ibadetimizin başka bir muhatabı ve nesnesi olamaz. Allah’a dua ederiz, namazımızı O’nun için kılar, orucumuzu O’nun için tutarız. Birinci cümle tevhidin teorik kısmı, bu ikinci kısım pratik kısmıdır. Üçüncü cümle: ‘Hiç sen Allah’ın ismini taşıyan başka birini bilir misin?’ Bu üçüncü kısım ise Allah’ın isim ve sıfatlarının hiçbir şeye benzememesi. Yani biz evrende Allah’a benzeyen hiçbir şey bulamayız. Bu yine ibadetle de ilgili bir şey. Allah’tan daha merhametlisi yok ki, neden ben başkasından merhamet isteyeyim? Allah’tan daha güçlüsü yok ki O’nun veremeyeceği bir şey yok iken neden ben başkasından bir şey isteyeyim? Allah’ın isimleri, Allah’a özgüdür. Burada Allah’ı yaratılmışlardan farklılaştırıyoruz. Yaratan, yaratılanlar gibi değildir; diğer bir deyişle kendisi yaratılmış olan yaratıcı olamaz. Bu üç cümleden birine zarar verdiğimiz zaman Müslüman olarak şirk tehlikesi ile karşı karşıya kalırız. Allah’ın yaratmasını, terbiye ve idaresini ya da ibadetleri bölüşürsek şirke düşülmüş oluyor.”

Metin Karabaşoğlu şöyle bir katkı yaptı: “Ayetin son cümlesinden şu mana da çıkar mı? Allah’ın isim ve sıfatları bölünemez, hiçbiri O’ndan başkasına tevdi edilemez. Tevhid bu iken, onun isim ve sıfatlarını bölüp başkasına izafe ettiğimiz zaman da şirk oluyor. Üçüncü cümlede bu mana da mündemiç midir?

Enis Doko şöyle devam etti: “Doğrudur, o manayı da verebiliriz zaten. O mana üstünde hem sufiler, hem kelamcılar, hem felsefeciler çok durmuşlardır. Hem Allah’ın tenzihi, yaratılışta hiçbir şey ona benzemez; hem de sıfatlarını birlikte kabul etmemiz. Bir sıfatını öne alıp, diğer sıfatlarını unutmamamız. Bu hem Allah’la hem evrenle doğru irtibat kurmamızda çok önemli bir rol oynuyor.”

Mehmet Kaplan şöyle bir soru sordu: “İnsanların tarih boyunca bir inanç ihtiyacı var, farklı kültürlerde farklı ilah ve rab tanımları ortaya çıkmış. Müslümanların diğer kültürlerle karşılaşmalarında tevhid konusu bir tartışma konusu olmuş mudur?”

Enis Doko şöyle devam etti: “Bu hakikatlerin ben şahsen akıl ile de bulunabileceği kanaatindeyim. Bunun benzerlerini Antik Yunan’da görüyoruz. Bazı felsefeciler tevhidi aklî olarak yakalamışlardır. Çoğu toplumlarda ise tevhid önce bahsettiğimiz üç noktadan birinde zaafa uğramıştır. Bazı toplumlarda rububiyeti bulabiliriz, ama onların tasavvurunda Tanrı bu o kadar yücedir ki biz ona ulaşamayız o zaman ne yapalım, başkalarına dua edelim diyerek uluhiyete zarar veriyorlar. Kur’an buna çok net cevap veriyor, Allah’ın bizim dualarımızı duyduğu, bize bizden yakın olduğunu söylüyor. Bizim dualarımıza başka varlık da iki sebepten ötürü cevap veremez. Birincisi, geleceği bilmez, olayları bilemez. İkincisi, bizi tam anlayamaz. Ama Allah bizim kalbimizi, zihnimizi anlıyor. Beni benden daha iyi anlıyor. Kur’an bu yönleri çok iyi ortaya koyuyor. Bazıları da üçüncü bahiste düşüyor. Mesela Hristiyanlar nerede yolda kalıyor, Allah’ın isim ve sıfatlarında problem çıkıyor. Çoğu dinde tevhidin bu üç bacağından birine ters düşülüyor, haliyle şirk durumu ortaya çıkıyor. Ama Lailaheillallah deyince, tevhidin üç veçhesini de beraberce kabul etmiş oluyoruz.”

KUR’AN’DA TEİZM, ATEİZM DENKLEMİ YOK, TEVHİD-ŞİRK DENKLEMİ VAR

Metin Karabaşoğlu şöyle bir katkıda bulundu: “Günümüzdeki tartışmalara konuşmalara baktığımız zaman, ki siz de sabırla ve dikkatle birçok gencin faydalanmasına ve zihninin açılıp inanç konusundaki birçok sorularının izalesine sebep oluyorsunuz, din karşıtı yaklaşımlarda ateizm, deizm, Allah vardır-yoktur tartışmaları yaşanıyor. Kur’an’a baktığımızda ise asla Allah vardır, yoktur tartışmaları görmüyoruz. Allah’ın varlığına cevap verme ya da ispatı yok, çünkü o açık ve sabit bir hakikat, zaten verili bir durum. Kur’an’daki bütün mesele, tevhid-şirk denklemi üzerinde yürüyor. Teizm, ateizm denklemi yok; tevhid-şirk denklemi var. Kendisine ibadet edilecek, dua edilecek, sığınılacak O’dur dersi veriliyor. Kur’an hiç Allah vardır-yoktur tartışmasına girmiyor. Ama bugün bu tartışılıyor. Dolayısıyla zihinlerde Kur’an sanki bu meseleyi yok mu sayıyor gibi sorular gelebilir. Sizin bu konuda nedir yorumunuz?”

Enis Doko şöyle devam etti: “İslam’ın düşmanı müşriklerdir, ateistler değildir diyen uç bir görüş de var. Kur’an’ın böyle bir konusu yok diyorlar. Ben buna katılmıyorum, bu Kur’an’ı içselleştirmemekten kaynaklı bir problem. Kur’an’da ateist diye muhatap var mı tartışılabilir. Aslında dehriye kavramı Kur’an’da geçiyor. Kur’an’ın tamamı bir kere ateizmi reddediyor. Kur’an’a göre en önemli konu, Allah var ve hayatın merkezinde O’nun olması. Şirkte ise Allah’ın rolünü küçültme var. Ateistlerde ne var, Allah’ın rolünü hiç görmezden gelme var. Bu Kur’an’a aykırı bir şey değildir demek mantıklı ve sağlıklı bir şey değil. Allah’ın kudretini yok sayıp her şeyi yasalara veriyor. Yağmur yağdırılmıyor, yağıyor diyor. Kur’an’ın buna mücadele etmediğini söylemek akla mantığa uygun bir şey değil. Allah’ın varlığını bulmaya yönelik deliller sunarak buna da cevap vermiş oluyor. Bilinçli ateizm şirk olarak karşımıza çıkıyor.”

Metin Karabaşoğlu şöyle bir katkı yaptı: “Kur’an tevhid-şirk denklemi üzerinden ilerliyor. Sadece Kur’an’ın ilk muhatabı müşrikler olduğu için değil. Gerçekte bütün zamanlarda insanların meselesi bir Yaratıcıya inanmak ya da Yaratıcıya ait özellikleri başkalarına dağıtmak, izafe etmek olmuştur. Kur’an doğrudan ateizmden bahsetmiyor, çünkü hakikati halde ateizm diye bir şey yok. Ateizm denilen şey, aslında bir politeizm, yani çok-tanrıcılık. Allah’ın sıfatlarını başka şeylere izafe ediyorlar.”

Enis Doko şöyle devam etti: “Casiye sûresi 23. ayet ‘Heva ve hevesini kendine ilah edineni gördün mü?’ der. Bu günümüzdeki çok önemli bir riskimiz bizim. Tabii bu ayet puta tapanlara indi, benim etrafımda put, heykel yok diyebilirsek, o ayrı. Bu ayette uyarıldığımız şekilde biz heva ve hevesimizi karıştırıp şirk yapabiliyoruz. İşte bir yere yardım yapacağız da görsünler, verirsem şu makamın gözüne girerim diye, Allah rızasına heva ve hevesimizi karıştırdık. Nefis ve hırs devreye girdi, bu tabii çok sıkıntılı bir şey. Allah’a dua ediyor, istediği cevabı alamıyor, bu sefer bazıları puta ve başka şeylere gidiyor.”

Mehmet Kaplan: “Tevhid-özgürlük ilişkisi bağlamında, tevhid bizi özgürleştiriyor mu o halde?”

Enis Doko: “Allah dışında hiçbir şeye ihtiyacımız olmadığı anlamına geliyor tevhid. Burada sufiler tevekkül şirki diye, küçük şirk kategorisine koydukları bir şeyden bahsederler. Allah’a güvenmek yerine başkasına güvenmek. Parasına ya da güce güvenmek. ‘Sen benim kim olduğumu biliyor musun?’ diyor. Kulsun işte. Ya da güce dayanarak zulmediyor, firavun oluyor. Firavun olunca da şirk yapmış oluyorsun. Biz özgürüz, sadece Allah’a güveniriz. Güç, para bizi farklı bir insan yapmamalı.”

ALLAH’IN EMPATİSİ SINIRSIZ, İNSANLARIN EMPATİSİ SINIRLI

Mehmet Kaplan: “Kur’an’daki ‘Biz ona şahdamarından daha yakınız’ ayetini nasıl düşünmek lazım? Bediüzzaman’ın sanırım bu ayeti anlama imkanı sağlayan şöyle bir ifadesi var, ‘cemâl ve kemâl-i mânevîsini iki vech ile müşahede etsin: Bir vechi, bizzat nazar-ı dekaik-âşinâsıyla görsün. Diğeri, gayrın nazarıyla baksın.’ Allah bize dışarıdan mı bakar, bizim gözümüzden de mi bakar?”

Enis Doko: “Biz bazen felsefe ve kelamda Allah bizi uzaktan gözlüyor gibi anlatabiliyoruz. Bu doğru, ama bunun yanına yakınlığı da koymamız lazım; yoksa şirke düşeriz. Günümüzde seküler Müslümanlık sorunu nereden doğuyor? Allah’a inanıyor, ama Allah’ı haşa Satürn gezegeni gibi uzakta bir yerde tahayyül ediyor, böyle olunca O’nun varlığı bizim hayatımızı hiç değiştirmiyor. ‘Şahdamarı’ ayeti çok önemli Allah bize öyle uzakta değil, yakınımızda, hatta içimizde. Şahdamarı çok ilginç bir benzetme, beynimize bağlanan, tam içimizde olan bir damar. Dolayısıyla Allah bizi sadece dışarıdan izleyen bir varlık değil, içeriden de izliyor. Düşüncelerimizi biliyor, ne hissettiğimizi biliyor. Zaten bizi değerlendirecek ve yargılayacak bir Rabbin bizim her şeyimizi çok iyi bilmesi gerekir. Bu sadece dışarıdan ne davrandığımız değil; içeride ne geçti, ne düşündü söylüyor. Allah bizim gözümüzle dünyayı nasıl deneyimlediğimizi, kulağımızla da dünyayı nasıl duyduğumuzu biliyor. Bizim öznelliğimizi, öfkemizi, duygumuzu, sevgimizi ve başkalarına tam paylaşamadığımız her şeyi biliyor. Bunu fark etmek benim hayatımı çok değiştirmişti. Kimse beni anlamıyor, psikologa gidiyorum anlamıyor, ama Allah beni anlıyor. Şöyle de söyleyebiliriz: Allah’ın empatisi sınırsız, insanların empatisi sınırlı. Bu Müslüman için müthiş mutluluk verici bir şey. Alemlerin Rabbi seni anlıyor ve beni benden daha iyi anlıyor. Bu huşumu arttırdı, ibadetimi arttırdı. Ben yalnız olarak ibadet etmiyorum ki, Allah her daim benimle beraber.”

ALLAH YOKSA HER ŞEY EKSİK, ALLAH VARSA HERŞEY TAM

Metin Karabaşoğlu: “Bu sözlerinizi dinlerken şu ayeti hatırladım: ‘Kullarım beni sorarlarsa, onlara de ki: Ben onlara çok yakınım. Bana dua ettiğinde o duaya icabet ederim’ (Bakara, 168). Bu ayetin sizin gözünüzden tefsirini dinlemiş gibi oldum. Hakikaten bu ayetin idraki ile yaşasak hayatımız daha emniyetli ve huzurlu olacak. Bir de ilaveten olaya getirdiğiniz yorum çok önemli. Allah’ın bize ‘şahdamarımızdan yakın olması’nı bazen dindarlar korkutucu bir şey olarak, işte her yaptığını biliyor ve kaydediyor, ceza verecek gibi anlatıyor. O bakımdan da önemli geldi yorumunuz. Hayır, bu bizim için bir lütuf. Bu konuya lütuf nazarıyla bakmanızı çok değerli buldum.”

Enis Doko: “Bizim bir anne ve babamız var, ama yaratıcımız Allah; bu bağımız hiç gitmiyor. Bir bebeğin annesine olan bağından daha kuvvetli, kopmayan bir bağımız var Allah ile. Bu bir lütuf; bizi duyması, anlaması, sıkıntılarımızı bilmesi… Dolayısıyla bu bizim fıtratımızda bebeklikten bildiğimiz bir şey aynı zamanda. Ayrılmanın, sevenden ayrılmanın kötü olduğunu biliyoruz. Tabii bu unutulabiliyor. Sadece yargılayan ve cezalandıran olduğu aklımıza gelebiliyor. Ateistlerin içlerinde dolduramadıkları bir boşluk ve tatminsizlik var. Allah ile bağ koptuğu zaman insan manevi bir tatmin sağlayamıyor. Hazcılık tek başına bu boşluğu dolduramıyor. Allah unutulduğu zaman hayat bir oyuna dönüyor ve hiçbir oyun bizi tatmin etmiyor. Her şey var hayatımızda, bir şey hep eksik. Allah yoksa her şey eksik aslında. Allah varsa her şey tam. Bu hal yakalanamıyor elbette ateist olunduğu zaman.”

TEORİLER EVRENİ YARATMAZ, EVRENİN İŞLEYİŞİNİ TARİF EDİYOR

Mehmet Kaplan: “Hocam bir sözünüz var, ‘Doğada boşluk yoktur’ diye. Yaptığımız her iş aslında tevhidi destekliyor diyebilir miyiz? Bilimsel çalışmaları bu bağlamda düşünebilir miyiz?”

Enis Doko: “Bir Müslüman zihinsel bölünme ile bunu kaçırabiliyor. Allah doğayı yaratmış ve doğa Allah’ın bir ayeti. Doğada bulacağımız bir şey imanımıza zarar vermediği gibi, bulduğumuz şeye karşı da olamayız Allah öyle takdir etmiş. Doğayı Allah yarattığı için, bütün fenomenlerin yaratıcı tek olduğu için bir birlik söz konusu. Doğa yasaları bir yerde iptal oldu gibi farklılıklar beklemeyiz. Bu inanış putperestlerde var, bu gölün ayrı bir Rabbi var diye oradan farklı bir şey bekleyebilir. Doğaya baktığımız zaman yasalar görüyoruz. İhlal edilemez yasalar; ve insan olarak iptal edemiyoruz. Su içmeden, yemek yemeden yaşayamıyoruz. Allah bu yasa ve düzeni iptal etmemize müsaade etmiyor. Evren bir anda, aynı anda yokluktan yaratılmış. Yasalılık her yerde işliyor. İleride her şeyin teorisini bulacağız, fizikçiler buna çok yaklaştılar. Şu anda iki tane teori var, bunları birleştirmeye çalışıyoruz. Bunu birleştirmek şu demek, bütün evreni tek bir teori ile izah edebileceğiz. Bu da evrenin tek bir Rabbi var demek zaten. Bazen Müslümanlar korkuyor, her şeyin teorisi bulunursa Allah’ın varlığı gereksiz mi kılacak? Hayır, teoriler evreni yaratmaz, evrenin işleyişini tarif ederler. Teoriler evreni kontrol etmez. Yerçekimi evreni kontrol etmiyor, evrendeki düzenliliği tarif ediyor. Yasalar, tarif ediyor. Yasalar bu anlamda tevhidi tarif ediyor, çünkü her yerde aynı yasa işliyor. Tek yasalılık bizi tevhide götürüyor.”

YAZILI BİR ŞEY YOKSA YORUMLAR İDEOLOJİKTİR

Metin Karabaşoğlu: “Modern antropolojik yaklaşımlara baktığımızda insanların İlk Çağdan itibaren totemler, tabular, putlar vesaireye tapındılar, sonra tek-tanrıcılığa geldiler diye bir yorum görüyoruz. Kur’an’a baktığımızda ise sürecin tevhidle başladığını, ilk insanın muvahhid olduğunu, şirkin insanlar tarafından sonradan üretildiğini söylüyor. Yani birbirine zıt iki tez var ortada. Bu konuda ne dersiniz?”

Enis Doko: “Bunu anlamak için iki rakip hipotez konulabilir. Birisi dinlerin dejenerasyonu tezi. Tek bir tevhidi din vardı insanlarda, bu zaman zaman bozulur, gelen her peygamber tekrar aslına döndürür. İkinci bir tez, sizin dile getirdiğiniz dinlerin evrimi tezi. İnsanın doğaya tapmasından sonra soyut bir tanrı anlayışına gidildiği yaklaşımı. Ben bu ikinci anlatıya katılmıyorum. Şunu baştan bir vurgulamak lazım, antropoloji, tarih; fizik, kimya gibi bilim değildir. İddialarını gözlemleme şansımız yok. Dinlerin tarihine gidince, tarih öncesi döneme gidince, arkeolojik bulgular üzerinden bir hikaye uyduruyorsunuz. Yazılı bir şey yoksa, bütün o yorumlar ideolojiktir. Ben bu anlamda dinlerin dejenerasyonu tezine inanıyorum.”

“Bir Bayramdır Ramazan” programını, Ramazan ayı boyunca her gün saat 18.00’de Şekercihan YouTube kanalından takip edebilirsiniz.

www.muhabbetmedya.com

İLGİLİ İÇERİKLER

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.