Kalbe Yerleşmeyen İslam Olur mu? İslamiyetin istediği Allah’a teslimiyet nasıl olmalı?
Şekercihan Youtube kanalında bu yıl 6. sezonuna devam eden “Bir Bayramdır Ramazan” programının bu seneki 7. bölümünde Prof. Dr. Recep Ardoğan ile “Kur’an’da İslam Kavramı” konuşuldu.
Mehmet Kaplan - Muhabbet Medya
Prof. Dr. Recep Ardoğan ile Kur’an’da İslam Kavramı
Şekercihan YouTube kanalındaki “Bir Bayramdır Ramazan” programının yedinci gün sohbeti “Kur’an’da İslam Kavramı” başlığı altında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Kelam Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Ardoğan ile gerçekleşti. Ardoğan, “İslam, Kur’an’ın anahtar kavramlarından birisi, hak dinin özel ismi” diyerek başladığı sohbetini şu açıklamalarla sürdürdü:
İSLAM İNSANLA EVRENİ BULUŞTURUR VE BARIŞTIRIR
“Lügat olarak baktığımızda İslam’ın temel anlamı, teslim etmek, özünü teslim etmek, teslim olmak. İman ve teslimiyetten söz etmemiz buraya bakar; Allah’a bütün benliğimizle teslim olmak, boyun eğmek, itaat etmek, güven içinde bulunmak, selamete ulaşmak, kötülüklerden salim bulunmak. Salim bulunmak da İslam ile aynı kökten geliyor. Kelime olarak İslam, barış, anlaşma hâline girmek; huzur, esenlik anlamlarını da taşıyor. Kişi barışık olduğu zaman aynı zaman esenlik, huzur ve güven içine girmiş oluyor. İslam’ın gelişi insanın kendi fıtratı ile buluşması ve barışması anlamına geliyor. Bu insanın özbenliğinden dışarı doğru yayılarak çevre ile, insanlarla barış ve uyum halinde olmayı ifade eder. Evrendeki diğer mahluklar gayri iradi teslim olmuş durumdalar, bu yönü ile evren müslimdir denilebilir. İnsanoğlundan beklenen ise aklı ve iradesi ile Allah’ın buyruklarına uymasıdır. Bu durum insanla evreni buluşturur ve barıştırır.
Hucurat sûresinin 14. ayetinde ‘Bedevîler, iman ettik, dediler. De ki ‘İman etmediniz, ama ‘eslemnâ’ deyin. Henüz iman kalplerinize girmedi’ buyurulur. Kur’an’da İslam, insana ait bir fiili ifade ettiği gibi, Allah’tan gelen dini de ifade eder. Hucurât 14. ayetteki ‘eslemnâ’ fiili, insana ait bir fiildir. İnsana ait bir fiil olarak İslam ile imanın bir mi yoksa farklı mı olduğu tartışma konusu olmuştur, onun üzerinde ayrıca duracağız. Ancak bu ayetteki ‘islam’ ifadesi bir olmamışlığı, hamlığı, tam olmayışı da ifade ediyor. Yine Hucurât 17. ayette, o bedevi Arapların siyaseten teslim olduklarına işaret edilmekte ve İslam’ı kalben değil zahiren kabul ettikleri ifade edilmektedir. ‘Allah onlara iman yolunu göstermiştir. Bedevîler, [zahiren] bu yola koyulmakla birlikte onlarda iman henüz kökleşmemiştir.’ Allah onları imana yönlendirmiş, ama onlar hâlâ teslim olma aşamasındalar. Bu iki ayette İslam kelimesinin tam olmayışa işaret ettiğini söyleyebiliriz. Bununla birlikte başka bazı ayetlerde de İslam olmak ile hidayet beraber zikrediliyor. Kur’an’da İslam kelimenin, eslemnâ fiilinin kemali ifade ve kemale ulaşmamışlık şeklinde iki şekilde kullanıldığını söyleyebiliriz. Kemali ifade ettiği yerde İslam’ı hakkıyla kabul, kemale ulaşmamışlıkta ise kalblerine hakikat tam yerleşmemiş olduğu halde güç karşısında aklen teslim oluş sözkonusudur.”
MÜSLÜMANIM DİYENE DEĞİLSİN DİYEMEYİZ
Recep Ardoğan, şöyle devam etti: “İslamiyet yalnızca Allah’a teslimiyeti vurguluyor. İnsanlar başka başka varlıkların esaretine girmeyi, tevhid ve teslimiyetle reddetmiş oluyor. Kişi müslüman olduğunu söylediği zaman biz onu kabul ederiz. Bir harpte sahabe müslüman olduğu söyleyen birisini öldürüyor. Sahabi diyor ki o korktuğu için müslüman oldum dedi. Bunun üzerine Efendimiz (asm) ‘Kalbini açıp baktın mı?’ diyor. Hucurat 14. ayette Allah bazı bedevi topluluklar için bildiriyor, “İman kalbinize yerleşmedi” diye. Kalplerde olanı bilen Allah kimin gerçekten müslüman olduğunu bilir, biz ise bilemeyiz, o yüzden biz aynısını diyemeyiz. Bu ikisini birbirine karıştırmamak gerekiyor.
Son din İslam’ın temeli tevhid inancıdır. Tevhid, insanın özünü Allah’a teslim etmesini, tüm benliğiyle Allah’a bağlanmasını gerektirir. Özünü Allah’a teslim etme olduğu için hak dine ‘İslam’ adı verilmiştir. Bu isimlendirme Allah’a aittir. Hak din İslam’dır ve son şeklinin açılımını da İslam olarak isimlendirmiştir. Sadece Hz. Muhammed’e (asm) gelen din değildir İslam, hakikatinde diğer peygamberlere gelen din de İslamdır. Sadece şeriatlarda farklılıklar vardır. Maide 3. ayette ‘Bugün size dininizi kemâle erdirdim ve size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'a razı oldum’ buyurulur. ‘el-İslâm,’ hak dine isim olmuştur. İnsan ilk önce inançta teslim olacak, oradan başlayan teslim insanı kemale doğru alıp götürecek.
İSLÂMİYETSİZ İMAN, MEDAR-I NECAT OLABİLİR Mİ?
İslam düşüncesinde iman ve İslam ilişkisi tartışma konusu olmuş. Kelime anlamlarıyla iman başka, İslam başkadır. Ancak dinî terimler olarak iman ile İslam’ın aynı şeyin ismi olup olmadığı konusunda ihtilaf edilmiştir. Bu konuda, temelde iki görüş vardır. Birincisi iman ve İslam aynı şeyin ismidir diyen Maturidiler; ikincisi, iman ve İslam farklı eylem ve hâllerdir diyen Eş’ari ve Selefiler. Mâturîdîlere göre iman ve İslam, aynı kişiye ait nitelikler ve hükümler olmaları yönünde aynıdırlar. İman ve İslam birdir denilirken kastedilen de imansız İslam’ın ve İslamsız imanın olmamasıdır. Bunlar sırt ile karın gibidir. İçsiz dış, dışsız iç düşünülemediği gibi, imansız da İslâm olmaz, İslamsız iman da düşünülemez. Şer’î açıdan, İslam imansız olmaz. Çünkü İslam, Allah’ın emirlerine teslimiyet ve inkıyaddır. Bu da tasdik ve ikrar olmadan gerçekleşmez. ‘Müslim olmayan bir mümin’ veya ‘mümin olmayan bir müslim’ düşünülemez. İman ve İslam isimlerinin eşanlamlı olduğunu ve aynı anlama geldiğini söyleyenlerin kasdettiği budur.
Mâturîdîler dışında kalan çoğunluk, iman ve İslam’ın farklı olduğunu söylemiş, ama bu farkın ne olduğunu konusunda ihtilafa düşmüştür. Kimisi İslam imanı kapsar diyor, imanı sadece inanç boyutu olarak algılıyor. Diğer görüş, imanı iman-ı kamil olarak algılıyor, bunun içinde inanç ve amel vardır diyor. Kamil anlamdaki imanın zahiri kısmı İslam’dır diyor. Sözün özü, kamil manada İslam imanı da içerir, kamil manada iman İslam’ı da içerir.”
Sözün burasında moderatör Mehmet Kaplan, Bediüzzaman’ın bu konudaki görüşlerine atıfta bulundu. “Acaba İslâmiyetsiz iman, medar-ı necat olabilir mi?” sorusuna “İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, İslâmiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz” diyerek cevap verdiğine, başka bir risalesinde de şöyle söylediğine dikkat çekti: “İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, bilerek İslâmiyetsiz iman dahi dayanamıyor, belki necat veremiyor, denilebilir.’”
BÜTÜN PEYGAMBERLER MÜSLÜMANDI
Metin Karabaşoğlu ise son olarak şöyle bir katkıda bulundu: “Hz. Adem’den beri gelen hak dinin adı İslam ve bütün peygamberler müslümandı. Hz. Yusuf’un duasını hatırlayalım, ‘Beni müslim olarak vefat ettir’ diye. Peygamber Efendimizin (asm) bildirdiği din İslam’dı da, Hz. Musa Museviliği, Hz. İsa İseviliği bildirdi değil. Bütün peygamberler Allah katındaki hak din İslam’ı tebliğ ettiler. Efendimiz (asm)’e gelen vahyin nüzul aşaması sona ererken, son inen Maide suresi 3. Ayette, hak din olan İslam’ın artık kamil manada bütün insanlığa bildirilmiş, İslam’ın vahiy yoluyla insanlığa öğretilme sürecinin tamamlanmış olduğu bildiriliyor. Peygamber Efendimizin bir hadisi var: ‘Kim Rab olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan ve peygamber olarak Muhammed’den razı olursa, ona cennet vacip olur.’ İnsan olarak artık hepimizin önündeki mesele bu: Rab olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan, resûl olarak Muhammed (asm)’den razı olarak yaşamak.”
“Bir Bayramdır Ramazan” programını, Ramazan ayı boyunca her gün saat 18.00’de Şekercihan YouTube kanalından takip edebilirsiniz.
www.muhabbetmedya.com
İLGİLİ İÇERİKLER
Kur’an-ı Kerim’deki Hilm kavramı, İslam dininin zirve ahlakından bir kavram
Kur’an’da çokça üzerinde durulan isar ve infak kavramları nedir? İnfak ve iman ilişkisi
Zikir çekmek Kur’an'da var mı? Kur’an’da geçen zikir nedir?
Kur'an’ın Rehberliği’nde Dünya Hayatı ve Ahiret dengesi
İnsanı insan yapan Kur’an-ı Kerim’in inşa etmek istediği insan modeli
Kur’an’ın derinliğinde keşfetmemiz gereken gizli kavram hazinesi
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.