Zikir çekmek Kur’an'da var mı? Kur’an’da geçen zikir nedir?
Şekercihan Youtube kanalında bu yıl 6. sezonuna devam eden “Bir Bayramdır Ramazan” programının bu seneki ilk bölümünde Dr. Abdullah Taha Orhan ile “Kur’an’da Zikir Kavramı” konuşuldu.
Mehmet Kaplan - Muhabbet Medya
Dr. Abdullah Taha Orhan ile Kur’an’da Zikir Kavramı
Şekercihan YouTube kanalındaki “Bir Bayramdır Ramazan” programının dördüncü gün sohbeti “Kur’an’da Zikir Kavramı” başlığı altında Dr. Abdullah Taha Orhan ile gerçekleşti. Program Asr-ı Saadetten Metin Karabaşoğlu’nun anlattığı bir hatıra ile başladı: “Âl-i İmran suresinden okunan 190-194. âyetlerle ilgili, farklı sahabilere dayanan rivayetler var. 190. ayet göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca dizilişinde akıl sahipleri için Allah’ın varlığını, birliğini bildiren âyetler, deliller olduğunu bildirirken, 191. ayet o akıl sahiplerini otururken, ayakta ve yatarken Allah’ı zikredip göklerin ve yerin yaratılışı üzerine tefekkür edenler olarak tarif ediyor ve devamında onlara atfen dualar geliyor. Bu âyette tefekkür ve tezekkürün beraberce zikredildiğini ve aklını doğru kullananların iki özelliği olarak tarif edildiğini görüyoruz. Efendimiz (asm) gece teheccüde kalktığı zaman önce evinin avlusunda gökyüzüne bakıp bu ayetleri okuyor, sonra namazı kılıyor. Her gece bu şekilde yapıyor. Burada bize tefekkür ve zikre dair bir nebevi ders var diye düşünüyorum.”
Bu girişin ardından Dr. Abdullah Taha Orhan, “Bu zamanın müslümanları olarak biz zikir deyince ne anlıyoruz, bunu irdeleyerek başlasak daha uygun olur” diye söze başlayarak, sohbetini şu açıklamalarla sürdürdü:
“Zikir deyince, Metin abinin işaret ettiği, Peygamberimiz (asm)’ın uygulamasını mı anlıyoruz? Yoksa iyice daraltılmış, camiye bile değil hatta tekkeye inhisar edilmiş, belli formları olan, belli günlerde yapılan, toplu yapılan zikir meclislerini mi anlıyoruz? Hatta yekten bir insana bugün ‘Sen zikir yaptın mı? Zikre katıldın mı?’ desek ‘Yok hayır katılmadım’ diyebilir. Bu daraltılmış anlam sebebiyle, bir tekkede bir zikir halkasına hiç gitmediği için. Halbuki, Müslüman olmak demek zikrediyor olmak demektir. Birçok şeyde anlam daralması olduğu gibi, zikir kavramı da bugün anlamı daraltılmış bir kavram olarak karşımıza çıkıyor.
ZİKİR BÜTÜN KULLUĞU KUŞATAN BİR KAVRAM
Zikir çok külliyetli bir kavram. Tek bir ritüel ve uygulamaya indirgenemeyecek bir kavram. En başta zaten Kur’an kendini ez-Zikr olarak tanımlıyor. Bütün yapılan dualar, tesbihler, tazimler, tahmidler, okunan Kur’an’lar, kılınan namazlar, bütün bir kulluk serencamı zikir başlığı altında ele alınabilecek bir konu. Bütün kulluğu kuşatan bir kavramdır zikir. Kur’an mü’minlerin vazgeçilmez bir vasfı olarak zikri konumlandırıyor ve münafıklar için “Allah çok az zikrederler” (Nisa, 40142) diye haber veriyor. Zikrin hatırlamak manası da var, ki bu manasıyla münafıkların Allah’ı çok az hatırladıklarını anlıyoruz.
Diğer taraftan, ezberlemek ile zikretmek fiili arasında da şöyle bir fark var. Ezberlemek bir şeyi zihne ya da kalbe ya da onun mekanı neresi ise oraya koymaktır. Zikretmek ise o bilgiyi kullanıma hazır hale getirmektir. Zikirde unutulanı hatırlama var, bir unutmama çabası da var, ama bu basit bir ezberden öte sürekli tecrübe edeceğimiz bir şey olarak var.
ZİKİR BİR VAROLUŞ BİÇİMİDİR
Zikrin varoluşsal temeline geçelim. Zikre niye ihtiyacımız var? İmanı tazeleme, kelime-i tevhidi tekrarlamaya, namazı tekrarlamaya niye ihtiyaç var? Bunu zikir bağlamında sufiler ruhlar âlemine, ruhların Rabbimizle buluştuğu Elest meclisine götürüyor. Allah’ın ruhları kendisine muhatap kılıp hitap ettiği yerde, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” hitabına “Belâ” dedik, yani “Sensin Rabbimiz” diye tasdik ettik. Biz Rabbimizi tanıdık, marifet sahibi olduk. Dünya macerası başlayınca Elest meclisinde olan marifeti unuttuk. Ancak bu unutma topyekün bir unutma değil, silinip gitmek değil, yazılım olarak duruyor. Sufiler zikri böyle anlar; kalbin üzerine gelmiş olan tortuların giderilmesi için cila. Cila kelimesini Bediüzzaman da kullanır, saykal der. O marifete tekrar kavuşmak için zikrin üzerinde durur sufiler. Bediüzzaman da dua kavramına atıf yaparak dua ibadetin, kulluğun özüdür, diyor. Niye? Çünkü dua Rabbimizle iletişim kurmak. Duayı da zikir üst başlığında toplayabiliriz. Zikir unutulanı hatırlamaktır. Kur’an zikir olduğu gibi, Efendimizin (asm) Kur’an’da anılan sıfatlarından biri de “müzekkir”dir. Bu noktadan benim gördüğüm, zikir eylemden öte bir varoluş biçimi. Tekil bir eylem değil, bütünüyle varlığı tecrübe etme biçimidir.
ZİKİR TELKİN DEĞİLDİR
Cenab-ı Hakkın yaratılışında tekrar yok, her tecelli farklı. Her portakal, her bir meyve biricik. Namazlar birbirinin aynı gibi gözükür ama hepsi biricik, her rekat biricik. Modern dönemin bize öğrettiği telkin ile zikri karıştırmamak lazım. Kendi psikolojine bir şeyi sürekli telkin edersen olur diyorlar. Zikir bu anlamda telkin değildir. Telkinde iradenin selbi var, zikirde ise irade işin içinde. Telkin bir kandırmaca gibi, kendi kendini eyliyorsun. Zikir öyle bir eyleme ve avutma değil. Kur’an’ı tekrar tekrar okuyoruz, bir usanç gelmiyor. Çünkü her okuyuşta ya yeni bir mana veya yeni bir hal kesbediyoruz.
Zikir kelimesi Kur’an’da o kadar çok geçiyor ki… 67 sûre, 292 ayette zikir kavramı tekrarlanıyor.
ZİKİRLE FİKRİ DÖVÜŞTÜRMEMEK GEREKİYOR
Zikir, pek çok kavramla irtibatlı. Zikir, fikir, şükür arasında bir irtibat var. Sufiler bunu tartışmışlar, “Zikir mi üstün? Fikir mi üstün?” diye. Zikrin fikirden üstün olduğu kanaatine varmış sufiler. Çünkü zikrin fikrin başlangıcı demişler. Zikir olmazsa fikir olmaz. İman olmazsa zikir, zikir olmazsa fikir olmaz demişler. Sıralama böyle olmazsa bâtıla sapmak olur demişler. İman ve zikrin öncülük etmediği bilgi saptırabiliyor. İman ve zikrin öncülük ettiği bilgiden şükür çıkıyor demiş sufiler. Bediüzzaman’ın Birinci Söz’de söylediği veciz bir ifade var. Bu nimetlere karşı ne istiyor sorusuna;
“Başta “Bismillâh” zikirdir. Âhirde “Elhamdülillâh” şükürdür. Ortada, bu kıymettar harika-i san’at olan nimetler Ehad, Samed’in mucize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek fikirdir.” Çok güzel sıralamayı vermiş. Önce Bismillah diyerek Cenab-ı Hakkı hatırlayıp, hissediyoruz. Sonra tefekkür edip daha yakın temasa geçmeye çalışıyoruz ve neticesinde de şükre varıyoruz.
Öte yandan, zikirle fikri dövüştürmemek gerekiyor. Zikirsiz fikrin olumsuz sonuçları olduğu gibi, fikirsiz zikrin olumsuz sonuçlarını da görüyoruz. Tefekkür, tezekkür birbirinin ayrılmazı; Kur’an’daki kullanımlarına baktığımızda bazen manaları itibari ile birbirinin yerine geçebiliyor.
ZİKRİ KALBE DEĞDİRMEK
Beden insan varlığının çok cüzi bir parçası. İnsanın manevi anlamda canlılığı ve diriliği zikirle mümkün. Cenab-ı Hak zikri “ekber” olan bir şey olarak tavsif buyuruyor. Ankebut sûresinin 45. ayetinin son cümlesi olan “Ve le zikrullahi ekber”i iki şekilde tefsir etmiş müfessirler. Birincisi, Allah’ı zikretmek bizim için en büyük ibadettir diyenler var. Diğer bir tefsir biçimi de Allah’ın kulunu zikri, kulun Allah’ı zikrinden daha büyüktür demişler. Bu ayeti Bakara suresinin 152. ayetiyle tefsir etmişler, mesela müfessir sahabi Abdullah b. Abbas böyle tefsir etmiş. “Siz Beni anın ki, Ben de sizi anayım” ayeti, bu ikinci tefsiri izah eder tarzdadır. Yine ayetlerin bildirdiği üzere, kul Allah’ı anmayı unutursa, Allah da onları unutuyor, ayetin ifadesi bu. Dahası, bir başka ayetin bildirdiğine göre, onlara kendi nefislerini de unutturuyor. Zikir eylemi bu anlamda çok kıymetli. Zikrin zıddı gaflet. Bu durum Allah’ın kulunu kendi haline bırakması ki, bu da büyük bir tehdit.
Son olarak zikirle alakalı, Ra’d 28. ayete dair birkaç kelam etmemiz gerekiyor. “Onlar (Rablerine yönelip hakikati bulanlar) ki; iman ederler ve Allah’ın zikriyle kalpleri mutmain olur. Şüphesiz, kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur (huzur ve sükûn bulur).” Burada sadece dille olan zikir değil, kalbin zikri vurgulanıyor gibi hissediyorum. Kalbin tatmini, kendi zikriyledir. Dilinle ne kadar zikretsen de, dildeki kalbe inmiyorsa o kalbi mutmain etmez. Kalben zikredersen yaptığın bütün eylemler bizde bir huzur bulur. Kalplerin tatmini ancak zikir iledir, kalplerin zikretmesi iledir, dilde kalmış değil kalbe inmiş bir zikir iledir. Kısaca, zikri kalbe değdirmek gerekiyor.
“Bir Bayramdır Ramazan” programını, Ramazan ayı boyunca her gün saat 18.00’de Şekercihan YouTube kanalından takip edebilirsiniz.
www.muhabbetmedya.com
İLGİLİ İÇERİKLER
Kur'an’ın Rehberliği’nde Dünya Hayatı ve Ahiret dengesi
İnsanı insan yapan Kur’an-ı Kerim’in inşa etmek istediği insan modeli
Kur’an’ın derinliğinde keşfetmemiz gereken gizli kavram hazinesi
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.