Atilla Yargıcı

Atilla Yargıcı

Sinoplu Hüseyin, Kul Hakkı ve Gerçek Müflis

Almanya’da yaşayan ve çalıştığı sırada bir kişinin evinde 557 bin Euro 2700 İsviçre Frankı bulan Sinoplu Hüseyin’in hikayesini duymuşsunuzdur. Muhabbet Medyada ve diğer bazı medya kuruluşlarında haberi yer almıştı.

1200x627-sinoplu-huseyinden-insanlik-dersi-1655673210835.jpeg

Hüseyin 45 yaşında ve 3 çocuk babası. Almanya’da Ev, daire, işyeri boşaltma firması işletiyor. Yine bir gün bir daire boşaltma işi alıyor. Daireyi boşaltırken bir çanta içinde yukarıda belirtilen yüksek meblağda parayı buluyor. Dairenin mirasçısını arıyor. Kendisine parayı teslim ediyor. Hüseyin, kendisinin imam hatip lisesi mezunu olduğunu ve kul hakkının anlamını bildiğini söylüyor ve ekliyor:

“Rabbim her şeyle bana gelin ama kul hakkıyla gelmeyin, diyor. Bunu bilerek o parayı sahiplenemezdik. Emaneti sahibine teslim edince kuşlar gibi hafifledim. Kul hakkı yemeyi Allah kimseye nasip etmesin.”

Bu olay maalesef bir çok basın yayın organında es geçildi. Haberlere bakın. Hep cinayet, adam öldürme, kavga-gürültü, karısını dövme, yaralama, aldatma vs. gibi insanların zihinlerinde hep olumsuz fikirler oluşturan şeyler. Filmler, dizi filmler ve reyting kaygısı güden programları da benzer içeriklere sahip.

Halbuki sorumluluk sahibi bütün basın yayın kuruluşlarında günlerce manşetlerden verilmesi gereken bir haberdi bu. Gerçek bir haber. Almanya’da ise günlerce haber sitelerinden ve gazetelerden eksik olmadı. Çünkü bu kadar büyük meblağdaki parayı sahibine teslim etmek çok büyük bir olaydı ve Avrupa’da bu meblağdaki bir paranın sahibine teslim edilmesi ilk defa yaşanıyordu.

Sinoplu Hüseyin kardeşimiz imam hatip lisesinde okumuş ve orada bir şey öğrenmiş. Çok şey öğrenmiştir de bir çok insanı, birçok devleti, bir çok iktidarı düşündürmesi gereken başka bir şey daha öğrenmiş: Kul hakkı. Dinimizin kul hakkına verdiği önemi öyle içselleştirmiş ki, bir kuruş dahi olsa kul hakkı yemeyi aklının ucundan bile geçirmemiş.

Bu, günümüzde çok yaygın olan israfın, görgüsüzlüğün, tiryakiliğin ve sorumsuzluğun örneği olarak kafalarda dolaşan, haram-helal duyarlılığını ortadan kaldıran, “zengin ol da nasıl olursan ol. Bir an önce köşeyi dön. Haram helal fark etmez” düşüncesine sahip olanların anlayacağı bir şey değil.

Kul hakkının Allah’ın affetmeyeceği bir hak olduğunu bilerek şuurlu ve bilinçli bir Müslüman olmak önce sağlam, kuvvetli bir Allah inancını, yüce Allah’ı isim ve sıfatlarıyla birlikte bilmeyi, tanımayı gerektirir.

Sonra bu inancın insanı götüreceği yer, kulluk bilincidir. Kulluk bilinci Allah’ı görüyormuşçasına kulluğu gerektirir. Kulluk namazdan oruçtan ibaret değildir yalnızca. Kul hakkına riayet etmek de en büyük kulluk görevlerindendir. Sinoplu Hüseyin kardeşim ve hiç kimse Allah’ı göremez bu dünyada. Ama İhsan hadisinde anlatıldığı gibi kulluk bilincine sahip olan her bir insan Allah’ın her insanın yaptığı her şeyi gördüğünü bilir. Bilir de bu bilgi o insanı dürüst, haysiyet sahibi, güvenilir, kul hakkına riayet eden bir kimse haline dönüştürür. Tıpkı Sinoplu Hüseyin’i dönüştürdüğü gibi.

Sağlam, kuvvetli, tahkiki olan Allah inancı, sorumluluk duygusunu geliştiren kulluk bilincini ve ihsan ahlakını gerektirdiği gibi, kuvvetli bir ahiret inancını da gerektirir. Çünkü öldükten sonra dirilmeye inanmayan bir insanın kul hakkına riayet etmesi mümkün değil.

İslam dini ferdi, aileyi ve toplumu ahirette olduğu gibi yaşadığımız dünyada da mutlu edecek inanç ve ahlak prensiplerine sahiptir. Düşünün bir. Toplumumuzda kul hakkına riayet etme bilincinin yaygınlaştığını bir hayal edin.

Kimse kimsenin bir karış toprağına, bir kör kuruşuna yan dönüp bakar mı? Kimse başkasına haksızlık yapıp zulmeder mi? Kimse vakıf malını, devlet malını talan etmeyi düşünür mü? Kimse yetim malını yer mi? Kimse eşini, çocuğuna, babasına, annesine kötülük yapar mı? Kimse keyfi olarak rapor alıp görevini savsaklar mı? Kimse rüşvet alır mı? Kimse torpil yapar, ya da yaptırır mı?

Elbette ki bunların hiçbirisini yapmaz. Yapıyorsa, o zaman Sinoplu Hüseyin kardeşimiz gibi inancını sağlam temeller üzerine atmamıştır.

Bu, duyanları hayretler içerisinde bırakan hikaye gerçeğin ta kendisi. Ve bize çok önemli bir şeyler söylüyor:

Çocuklarımıza iyi bir Allah ve ahiret inancı, iyi bir kulluk bilinci ve sorumluluk duygusu veremezsek kul hakkına ve hiçbir hakka riayet etmez. Aileler olarak birinci görevimiz aslında bu. Okul ise bunun ikinci ayağı. Okullarda sadece din derslerinde değil, vicdan sahibi ve ahlaklı her bir öğretmenin öğrencilere bu bilinci aşılaması gerekir.

Mutlu ve huzurlu bir gelecek inşa etmek istiyorsak eğer, neslimizi kul hakkına riayet eden, sorumluluk sahibi kişiler olarak yetiştirmemiz şart.

Bu vesile ile bir ayet meali ve hadis paylaşmak istiyorum:

Bakara Suresi 188. Ayet: “Mallarınızı aranızda batıl sebeplerle yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını, bile bile haksız yere yemek için, onları hakimlere rüşvet olarak vermeyin.”

Konuyla ilgili bir hadis-i şerifte ise kul hakkının kişini müflis hale getireceği beyan edilmektedir:

Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün ashâbına:

“–Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sormuştu. Onlar:

“–Bize göre müflis, parası ve malı olmayan kimsedir” şeklinde cevap verdiler. Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurdu:

“–Şüphesiz ki ümmetimin müflisi şu kimsedir: Kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelir. Fakat şuna sövdüğü, buna zina isnâd ve iftirasında bulunduğu, şunun malını yediği, bunun kanını döktüğü ve şunu dövdüğü için iyiliklerinin sevabı şuna buna verilir. Üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilir ve netîcede Cehenneme atılır.” (Müslim, Birr 59; Tirmizî, Kıyâmet 2; Ahmed, II, 303, 324, 372)

Sinoplu Hüseyin kardeşimiz gibi hiçbirimiz de müflis olarak Allah’ın huzurunda bulunmak istemeyiz sanırım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.