Nadire Batu
Ey İslam, Yürek Yangınısın!
Ey İslam… Sen bizim dinmeyen yürek yangınımızsın! Adını andıkça içimiz titriyor, adını andıkça gönlümüz sızlıyor! Bugün yeryüzünün hangi köşesine baksak bir mazlumun feryadı yükseliyor, nereye dönsek bir yetimin gözyaşı bağrımızı kavuruyor. Zulmün karanlık gölgesi sinsice kalpleri karartırken, insanlık ağır ve çetin imtihanlardan geçiyor!
Bakın şu dünyaya; insanlık beyhude bir huzur arayışında debelenip duruyor. Koşuyor ama menzile varamıyor, biriktiriyor ama nefsinin açlığını asla doyuramıyor! Oysa aradığı sığınağın, muhtaç olduğu limanın yalnız ve yalnız sen olduğunu bir türlü idrak edemiyor! Ne yazık ki fanî gölgelerin peşinde koşarken güneşe sırt döndük; dünyayı biriktirirken ruh sarayımızı harabeye çevirdik!
Ve sonra… O kapkara mahzenlerimize, kendi içimize dönüyoruz. Mahcup, mahzun ve başı eğik bir hâlde haykırıyoruz: “Bu gurbeti, bu yalnızlığı bize kim hazırladı?” Zaman mı? Dünya mı?
Hayır! Bizi senden fersah fersah uzaklaştıran ne zamandır ne de fani insanlardır! Asıl uçurum; kendi gafletimizden, kendi ihmallerimizden, kendi kusurlarımızdan doğdu!
İçimizden hicran dolu, sarsıcı bir ses yükseliyor şimdi: “Yoksa bize darıldın mı, ey İslam?” Vicdanımız ise derin bir sızıyla, gökleri çatlatacak bir dürüstlükle fısıldıyor: “Evet… Biz sana layık olamadık!” Senin kadrini, senin kıymetini bilemedik! Sana sımsıkı sarılacak ellerimizi gevşettik. Seni sadece dualara sakladık, ey İslam; oysa sen hayatın her alanına yön veren muazzam bir nizamsın! Seni hayatımızın tam merkezine koymak yerine, fani dünyayı kalbimizin sultanı ilan ettik! Uzaklaştıkça karardık; uzaklaştıkça ruhumuzda dipsiz, karanlık kuyular açtık. Senden uzaklaşan ruhlar çölleşir; sana yaklaşan gönüller ise bahara kavuşur!
Ey İslam! Seni hakkıyla anlayabilsek, dünyanın peşinden koştuğu nice şeyin aslında bir serap olduğunu göreceğiz. Çünkü sen insana sadece yaşamayı değil, niçin yaşadığını da öğretiyorsun. Sadece dünya yolunu değil, ahiret yolunu da aydınlatıyorsun!
Varsın dünya bizi anlamasın; yeter ki Rabbimiz bizden razı olsun! Varsın yolumuz uzun, yükümüz ağır olsun; yeter ki bu yol bizi O'na ulaştırsın! Çünkü bütün sevgilerin ötesinde bir sevgi, bütün özlemlerin ötesinde bir vuslat ve bütün güzelliklerin ötesinde bir Cemal bizi beklemektedir.
Fakat durun! Bu mahrumiyet, bu acı, belki de Rabbimizin bize olan merhametli bir ikazıdır! Çünkü yeniden dirilişin yolu, yeniden sana dönmekten geçer! İşte bu dönüşün en büyük gereği şudur: Ey İslam, senin hakikatini sadece anlatmak yetmez; onu yaşamak, onu kuşanmak, yeryüzünün her zerresine taşımak şerefli bir sorumluluktur! İnsana ulaşan ve kalpleri sarsan o mukaddes tebliğ, ancak gönülleri fethedecek asil bir ahlakla taçlandığında fatihler doğurur! Hakikat, sadece kürsülerde yankılandığında değil; sokakta, evde, çarşıda ve yürekte hayat bulduğunda dalga dalga dünyaya hükmeder! Konfor alanlarından çıkmayan, başkasının derdiyle dertlenmeyen, bedel ödemeyen bir çağrı yarımdır, eksiktir! Çünkü insan, sadece söylenen yaldızlı sözlerin değil; imanla, aşkla ve eylemle yaşanan asil bir ömrün izini takip eder!
Ey İslam! Eğer bir gün bütün kapılar yüzümüze kapanacak olsa, yine senin kapından ayrılmayız! Eğer bütün dünya başka yönlere çağırsa, yine yüzümüzü sana döneriz! Çünkü biliyoruz ki huzur sendedir, izzet sendedir, kurtuluş sendedir! Bizim en büyük zenginliğimiz sana mensubiyetimiz, en büyük şerefimiz senin sancağın altında bulunmamızdır!
Sen dün de hakikattin, bugün de hakikatsin, yarın da tek hakikat olarak kalacaksın! Aşınan, eksilen sen değilsin; eksilen bizim imanımız, muhabbetimiz ve sadakatimizdir!
Sen, ruhumuza düşen ilahî bir özlemin harareti; gönlümüze işleyen kutsal bir sevdanın en zarif nakışısın! Kâinata açılan sonsuz rahmetin en muazzam tecellisisin! Senin aşkının ateşiyle yanmak, bir kula nasip olabilecek en büyük kazanç, en şerefli rütbedir! Bu mukaddes ateş fani bedeni kül eyler; fakat bilinsin ki, o küllerin arasından bâki bir iman filizlenir!
Yak bizi ey İslam! Aşkının ateşiyle yak ki, her zerremiz gaflet uykusundan sıyrılsın, hakikatin nuruyla yeniden dirilsin! Nefsimizin pası silinsin, ruhumuz büyük uyanışa ersin! Aşkla yanmayan sine diri değildir, ölü hükmündedir! Uyandır ruhumuzu! Uyandır ki Hak nuruyla yeniden can bulalım! Bırak gönlümüz dünya uykusundan uyansın; kalbimiz yalnız seninle huzura kavuşsun!
Ve işte bu uyanıştan sonra bir hakikat daha doğar: Hâlâ geç değil! Müjdeler olsun ki hâlâ geç değil! En karanlık geceden sabahı çıkaran kudret, bu mahzun sinelerden yepyeni bir şafak söktürecektir inşallah! Senin hakikatin, çoraklaşan ruhlarımıza can suyu olmaya hazırdır! Toprak uyanıksa tohum filizlenir; kalp uyanırsa ümmet dirilir. Çünkü sen yalnızca bir isim değil, asırlara meydan okuyan, çağları deviren muazzam bir diriliş çağrısısın! Sen adaletsizliğe karşı adaletin, zulme karşı merhametin, ayrılığa karşı kardeşliğin adısın! Sen insanı Rabbine, insanı insana yaklaştıran ilahî nizamın ta kendisisin!
Elhamdülillah, müminiz! Elhamdülillah, Müslümanız! Eksiklerimiz dağlar kadar, kusurlarımız büyüktür; fakat ümidimiz o kusurlardan çok daha büyüktür! Çünkü Rabbimizin rahmeti geniş, affı sonsuzdur! Şükürler olsun ki, bu davaya baş koymuş, fedakârca emek veren adanmış gönüller bugün de vardır ve Allah’ın izniyle kıyamete kadar var olmaya devam edecektir!
Keşke, ah keşke bu iman aşkıyla insanlığın yorgun kalbine yeniden dokunabilsek! İşte o zaman kin çözülür, öfke diner, kibir yerini tevazuya bırakır! Hakikat dalga dalga yayıldığında karanlıklar darmadağın olur, gönüller aydınlanır! Çünkü biliyoruz ki insan değişirse dünya değişir; kalpler değişirse insanlık dirilir!
Rabbimiz, bizleri ihlasla yaşayan, güzel ahlakıyla İslam’ı hakkıyla temsil eden, hakikati hikmetle ve merhametle tüm insanlığa haykıran o yiğit kullarından eylesin! Gaflet uykusu bitsin, büyük uyanış başlasın! Âmin.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.