Seküler Psikiyatri ve Psikoloji İslamî Değerlerle Ne Derece Uyumlu?

Ebeveynlerin çocuklara karşı tutumlarının nasıl olması gerektiğine dair bir video yayınlayan meşhur bir psikiyatr “Bazı anneler çocuklarını kendi uzvu olarak görüyor. ‘Ben ne dersem onu yapacak! Aksi bir şey yapması mümkün değil. Bu onu tamamen vesayet altına almaktır. Çocuğun özgürlük alanı hiç kalmıyor.” dedi. Çocuğun davranışının, yanlışının doğal sonucunu yaşaması gerektiğini söyledi.

Dediklerinde doğruluk payı elbette var. Fakat birçok psikiyatr ve psikologun sarfettiği böyle söylemler anne-baba kutsiyetinin nerdeyse tanınmaz hale geldiği, “Sen sensin, ben benim. Dünyaya getirirken bana mı sordun?. Ben de bir bireyim. Senin benden ne üstünlüğün var?” tarzı enaniyet, kibir, bencillik kokan bir anlayışa sahip günümüz gençliğine kötü örnek, anne - babaya karşı kışkırtıcı bir üslup olduğunu düşünüyorum.

Bir gencin izlediği bu tarz bir videodan dolayı annesine karşı (ki o annenin hak etmediğini gayet iyi biliyorum) öfke kustuğuna şahit oldum.

Bilim İslamla mezcedilmediği sürece topluma yol gösterici olamaz. Ancak aile içindeki hiyerarşinin yok olmasına, bunun sonucunda da büyüğünü saymayan, hadsiz bir neslin meydana gelmesine, ailelerin parçalanmasına, anne - babanın hükmünün kalmamasına, ebeveynin sadece çocuğuna hizmet eden, maddi konfor sağlayan köleler hâline gelmesine sebebiyet verir.

Oysa yüce dinimiz aile bağlarını ve ebeveyne hürmeti dinin merkezine koyar. İmam Şafii'ye sormuşlar "Haklı olduğum bir konuda babamla tartışabilir miyim?"
"Babanın ayakkabı bağı ile bile tartışmazsın" diye cevap vermiş.

Durum böyleyken inançlarımızla örtüşmeyen, en azından bir noktada İslam’ın öğretilerine dayandırılmayan seküler psikoloji aile içindeki sorunlara çözüm olmadığı gibi "ebeveyne 'öf bile demeyin' ferman-ı kutsisi" ile ciddî manada çatışıyor.

Günümüz dünyasında "bireyselleşme", "özgürleşme" ve "kendini gerçekleştirme" gibi kavramlar, modern psikoloji ve popüler kültür tarafından gençliğe adeta birer kurtuluş reçetesi gibi sunuluyor. Ancak bu telkinlerin dozu kaçtığında, gençleri kendi fıtratına, ailesine ve topluma yabancılaştıran; saygıyı "özgürlüğe engel", bencilliği "kendine değer verme", edepsizliği ise "özgüven" olarak gören sakat bir anlayış ortaya çıkıyor.

Popüler psikiyatri ve psikoloji söylemlerinin bir kısmı, bireyin mutluluğunu her şeyin üstünde tutarken şu yanılgılara düşüyor.
Gence, ailesiyle arasına "duvarlar örmesi" telkin edilirken, geleneksel saygı ve hürmet sınırları "baskı" olarak nitelendiriliyor.

Tefessüh etmiş Batı’dan, devşirme kanunlar 18 yaşındaki genci özgür sayarken, anne babanın, çocuk üzerindeki söz hakkını tamamen elinden alırken, çocuk adlî bir vak' aya karıştığı ya da başına bir şey geldiği zaman anne- babaya hesap soruyor, anne - babayı ilgisizlikle, çocuğuna sahip çıkmamakla suçluyor. Tam bir paradoks. "Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?" demezler mi kanun koyanlara?

Yani: Çağdaşlık adı altında bireyin kutsanması, tecrübeye ve büyüklere olan hürmeti zayıflatıyor; haklılık arayışı, nezaketin önüne geçiyor.
"Ben" merkezli hayata teşvik, fedakarlık ve diğergamlık gibi erdemler, "başkaları için yaşamamak" rasyonalizasyonuyla değersizleştiriliyor.

İslam, modernizmin iddia ettiği gibi insanı köleleştiren değil, onu "bağ kurarak" özgürleştiren bir dindir. İslamî öğretide aile, bireyin egosunu tatmin ettiği bir alan değil, nefis terbiyesinin ve ahlakın menbaıdır: Ayrıca güvenliği temin eden en emniyetli alandır.

Kur'an-ı Kerim, Allah'a kulluktan hemen sonra ana-babaya iyiliği emreder (İsrâ, 23). Onlara karşı gösterilecek en ufak bir hoşnutsuzluğu nehyeder. İslâm'a aykırı olmadıkça ana-babaya itaat etmek farzdır.

İslam gençten, anne - babasına karşı merhametten kaynaklanan bir tevazu ve vakâr (ağırbaşlılık) bekler. Bencilliğin panzehiri olarak, Müslümanı yalnızlığa bireyselciliğe karşı, akrabalık bağlarını (sıla-i rahim) ayakta tutmaya kuvvetle teşvik eder, hatta bunu farz kılar.

Çözüm, gençliği modernizmin bencil ve hürmetsiz rüzgarlarından korumak, psikoloji ilmini tamamen reddetmekle değil, onun vahiy süzgecinden geçirilmemiş seküler dayatmalarını fark etmekle ve buna alternatif Kur'an ve hadis kaynaklı çareler sunmakla mümkündür.

Yoksa bugün olduğu gibi şiddet gören, öldürülen, en iyi ihtimalle bakımevlerine terk edilen anne - baba örneğini daha çok görürüz.

Müslümanın hedefi sınır tanımayan, heva ve heves içinde kaybolmak değil; yaratılış gayesini bilerek, anne-babaya hürmet ve şefkatle yaklaşarak, onların gönlünü hoş etmek, hayır dualarını almak olmalı.

Sonuç olarak psikiyatri alanında söz sahibi olanların bu müslüman toplumun bünyesine uygun, Cenâb-ı Hakk’ın emirleri ile uyumlu söylemlerde bulunmaları elzemdir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.