Raşit Duran
İki Mustarip: Bediüzzaman Hazretleri ve Mehmet Âkif
Mustariplerin halinden mustaripler anlar. Gönül mimarı Hak dostu bir şair şöyle diyor:
“Cevâhir kadrini cevherfürûşan olmayan bilmez,
Perişanım bugün cana perişan olmayan bilmez.”(Alvarlı Efe Hz.)
Yine bir başka Hak dostu da aynı manaya gelen şeyi terennüm eder:
“Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir,
Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat?”(Bosnalı Sâbit Efendi)
Tıpkı başlıktaki iki büyük zat gibi, yaşadığı dönemde kıymeti bilinmemiş, bir başka mustarip ve değerli bilim insanımız Nurettin Topçu merhum, Mehmet Âkif ‘in ilim, fikir, şahsiyet, sanat anlayışı ve hayat felsefesini dokuz başlık altında tahlil ettiği aynı isimli kitabını okuyunca bu yazıyı yazmak şart oldu. İhtiyaç; eksikliği hissedilen şey imiş. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.” veciz sözünde ifade edildiği haliyle insanın muhtaçlık hali, sadece madde ve eşyaya münhasır değildir. İnsanın manevi hayatı için de geçerlidir. İçtimai hayatta bugün, dünden daha fazla Topçu, Âkif ve Bediüzzaman Hz. gibi emsali şahsiyetlere ihtiyacımız vardır; hatta muhtacız.
Çağdaşları tarafından anlaşılmamış olan Bediüzzaman Hz. ve M. Âkif, aynı dönemde aynı şeyleri, farklı kelime ve kavramlarla terennüm etmişlerdir. Mesela; biri “Kur’an hizmetkârı” derken, diğeri “Kur’an’ın dellâlı” der. Yâni hepsinin de derdi, davası İslâm’dır. Bugün, maddi-manevi sorunlarla boğuştuğumuz zaman diliminde bunu çok daha iyi anlıyor ve yokluklarını iliklerimize kadar hissediyoruz. Âkif ve Bediüzzaman Hz. felaket asrının iki mustarip insanıdır. Bediüzzaman’ın “Ümidvar olunuz!” seslenişine mukabil, üst üste yıkılışları yaşamış Âkif’in terennümlerinde, cemiyetin yaşadığı bu felaket karşısında, isyana varan acı çığlıkları ve matem tutuşunu duyarız. İkisi de hareketinde haklı ve mazurdurlar. Farklı olan, sadece sesleniş tarzıdır.
Bugün içtimai hayatımızın başta diyanet, eğitim, ekonomi, siyaset ve sair alanlarında bu çapta ve bu keyfiyette şahsiyetli insanların olmayışı (kaht-ı rical) bizim için büyük talihsizliktir. Hoş, dün anlaşılmamış ve kıymetleri takdir edilmemiş bu nevi insanlar, yaşamış olsalardı bugün de takdir edilecekleri konusunda ciddi tereddütlerim vardır. Tereddüdümü teyit eden, doğrulayan ise, mevcut toplumsal ahvalimizdir. Ahvalimizin maganda halini yansıtan içtimai boy aynası; şahsî, ailevî, siyasî, iktisadî hayatımız adına bize neler söylemiyor ki, bakmasını bilene…
“Bir adamın kıymeti himmeti nispetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir.”
(Hutbe-i Şamiye)
Birer millete bedel bu iki mustarip insan, sadece yaşadıkları döneme ve o dönemin insanlarına değil; sonrakilere de rehber niteliği taşıyan, başta fiilî yaşantılarıyla, söylem ve eylemleriyle ciddi bir miras ve hazine bıraktılar. Âkif, Safahat; Bediüzzaman Hz. de Risale-i Nurlar ile içtimai hayatımızın hem maddi hem manevi cihetini tenvir eden / aydınlatan eserler bıraktılar. Bu eserler, sadece kitaplardan ibadet değil; söylediklerini bizatihi yaşayarak canlı birer kitap oluşlarıdır.
Bu mustariplerin ortak özelliklerinden birisi ve birincisi, yaşadıklarını söylemiş; söylediklerini aynıyla yaşamış olmaları ise, ikincisi fikir ve zihinsel çileyle beraber fiziksel çile çekmiş olduklarıdır. Fikir ve aksiyon insanı olan bu iki mustarip, en karanlık günlerde ve istibdadın hükümferma olduğu dönemde bile gelecek adına ümit ve imanı terennüm etmiş; insanları, yeisin / ümitsizliğin ve inançsızlığın kör karanlığından çıkmalarını temin etmişlerdir.
Benzeri şeyler yaşadığımız şimdiki zamanda, M. Âkif ve Bediüzzaman Hz.’nin söylem ve eylem birlikteliğiyle bize örnek oldukları ve bıraktıkları mirasa ihtiyacımız var diyorsak hem bugünümüz hem geleceğimiz adına en evvel onları bilmek, tanımak, doğru okumak, iyi anlamak, algılamak, özümsemek zorundayız.
Son söz; bizim coğrafyamızda çeşitli isimler altında istibdatların neşv ü nema bulmasının (üç düşman haricinde) bir sebebi de doğruları bildiğimiz halde hayata uygulamamaktan çıkmaktadır. Erdemli insan ve uyumlu içtimai yapı (ki, Bediüzzaman’ın “imtizaçkârane ittihat / uyumlu birliktelik”- T. Hayat- dediği) öğretisini savunan Konfüçyüs demiş: “Bilgi (ya da bilmek) uygulamaktır.”
“Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.”
**
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.