
Raşit Duran
Manevi Yangınlar
Bir manevi yangın feryadı: “Karşımda müthiş bir yangın var; alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum.”
(Bediüzzaman Hz., Tarihçe-i Hayat)
Maddi anlamdaki yangına gelince: tabiatı, havayı, suyu ve toprağı kirleten, ekosistemi tahrip eden “beşerin bulaşık elinin” sebep olduğu, geçen aylardan beri hâlâ yer yer devam eden ve ülkemizin ormanlarıyla birlikte ciğerlerimizi de yakan hatta canlarımızı kaybettiğimiz afetler ve yangınlar… “Canlı” deyince sadece insanı kastetmiyoruz. Doğa, insan, nebatat, hayvanat… hepsi can taşıyan canlı varlıklardır. Yanarak ölmeleri, elem verici bir hadisedir. Ders alıp, bir daha aynı elemi yaşamamak için her zaman insanımız uyanık, idarecilerimiz tedbirli, görevlilerimiz de müteyakkız ve donanımlı olmak zorundayız.
Toplumsal hayatın hem maddi hem de -bilhassa- manevi cihetine göz attığımızda söylem ve eylem olarak, karşımıza çıkan tablo ve manzara; manevi bir yangın yaşamakta olduğumuzu kendi lisanıyla söylüyor, tablosuyla gösteriyor. 1952 yılında gazeteci Eşref Edip’e verdiği mülakatta Bediüzzaman Hazretleri, dün olduğu gibi bugün de -maalesef- içtimai / toplumsal hayatın her karesinde iyice hissettiğimiz manevi yangına işaretle, çok yerinde, çok haklı ve çok isabetli bir ifadeyle yangın metaforunu kullanmıştır. Hem dün yaşanmış hem bugün yaşanmakta olan -olumsuz anlamdaki- toplumun manevi ahvalini, herhalde en güzel ifade eden kelime yangın olmalıdır. Öyle bir yangın ki, kuvve-i maneviye / manevi güç ve kuvvet adına sahip olduğumuz neyimiz varsa sahibiyle birlikte hepsini yakıp kül etmekte; geriye, maneviyattan tecerrüt etmiş / soyutlanmış, ayrılmış, kadavraya dönmüş bir ceset/beden kalmaktadır. Halbuki, insanın, insan olma gerçeği inancı sayesindedir. “İman, insanı insan eder. Belki insanı sultan eder.” (23. Söz) Merhum münevverimiz Cemil Meriç de bu manaya işaretle, “İnsanın insanlaşması, kutsala inanması ile başlar” ve “Tehlikeli olan, kutsalla alakası olmayana kutsallık atfeden düşüncedir.” der. (Sosyoloji Notları)
İktisadi/maddi yangın anlamında dünyada, değişik dönemlerde ekonomik ve sosyal buhranlar yaşanmıştır. En büyüğü de Amerika’da, 1929'da başlayıp 30'lu yıllar boyunca devam eden Büyük Ekonomik Buhrandır. Buhran, Kuzey Amerika ve Avrupa'yı merkez almasına rağmen, dünyanın geri kalanında da yıkıcı etkiler yaratmıştır. (Vikipedi) İktisadi anlamdaki buhranları da yangına benzetirsek, sadece ekonomik sahayı etkilemekle kalmamakta, toplumun sosyal ortamını, maneviyatını hatta ahlakını bile olumsuz yönde etkilemektedir. Mesela, geçen aylarda ulusal basında çıkan bir haberde, Merkez Bankası eski baş ekonomisti Prof. Dr. Ali Hakan Kara şöyle demiş: “Enflasyonun tek maliyeti alım gücünü eritmesi değil. Adalet duygusunu ve ahlakı da bozuyor.” Demek, “canavara” benzetilen enflasyon, uzun süre devam ettiğinde aynı zamanda insanı da kendine benzetiyor yani “canavara” dönüştürüyor. Bu sebeple, yangın, sadece alevleri gökleri saran ve maddi varlıklarımızı yakan ateşten ibaret değildir. Bu yangın, kısacık dünya hayatımızı tehditle dünyalıklarımızı yakar. Fakat öyle bir manevi yangından korkmalı ve sakınmalıyız ki, ebedi hayatımızı tehdit etmekle kalmaz, sonsuza uzanan hayatımızı bile yakar. İşte, toplumsal çaptaki manevi buhranlar da manevi birer yangındır. Vaktinde tedbir alıp söndürülmezse kuşaklar boyu sürer gider.
Evet, Hz. Üstad’ın ifadesiyle, “milletin imanını selamette görme” davası işte bu manevi yangını söndürme davasıdır. Risale-i Nurların Kur’anî ve Nebevî hakikatlerinden ders alanlar, tıpkı emniyet ve asayişin manevi bekçisi olduğu gibi, öyle de hanemizde, ülkemizde, bölgemizde ve dünyamızdaki şimdiki manevi yangın vaktinde de manevi itfaiye erleri olmak vazifesini yapmak halin muktezası / gereğidir. Dün olduğu gibi bugün de manevi yangını söndürme görevinin yerine getirilmesine karşı çıkacak muannid, muarız ve muhalifler elbette vardır ve olacaktır. Zamanın ruhunu ve zamane insanının anlayışını dikkate alarak, “İktiza-ı hale mutabık… İlcaat-ı zamana muvafık… Teşhis-i illete münasip” (D. Harbi Örfî) üslup ve usûlle; müspet hareket ve “Risale-i Nur'un mesleği, nezihâne ve nazikâne ve kavl-i leyyin” ile bu görevi yerine getirmek icap eder. Manevi yangına karşı kuvve-i maneviyesi güçlü ve donanımlı insanlar için ısrarla Risale-i Nur dememizin çok sebeplerinden mühim bir sebebi de budur.
“Zira medenîlere galebe çalmak ikna iledir, söz anlamayan vahşîler gibi icbar/zorlama, kaba kuvvet ile değildir. Biz muhabbet fedaileriyiz; husumete vaktimiz yoktur.” (Tarihçe-i Hayat)
**
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.