Hüsniye Ünal
Bilge İnsan Kimdir? Bilgelik Nedir?
“Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?” derler.
Bu soruya tek seçenekle cevap vermek mümkün değil. Hem çok OKUYAN, hem çok gezen ve hem de yaşadığı her olaydan ders çıkarabilen kişi bilir.
En büyük öğretmen hayattır. Ancak herkes hayattan aynı dersi almaz. Kimi yaşar geçer, kimi yaşar öğrenir. İşte asıl fark burada başlar.
Başına gelen iyi - kötü her olaydan ibret alabilen, yaşadıklarını süzerek tecrübeye dönüştürebilen ve aynı hatalara tekrar tekrar düşmeyen insan gerçekten olgunlaşır. Zira insanı geliştiren yalnızca bilgi değildir; acı, hayal kırıklığı, sabır ve bekleyiştir.
Bu imtihan süreçlerinden layık-ı vechiyle geçen insan "bilge insan" sıfatını hak eder.
Bilgelik İslâmî nazarda hikmettir. Hikmet ise eşyayı yerli yerince görebilmek, hak ile bâtılı ayırt edebilmek ve doğru olanı doğru zamanda yapabilmektir. Bu yönüyle bilge insan aynı zamanda feraset sahibidir.
Feraset, bir yüzün ardındaki niyeti sezebilmek; bir ses tonundan ya da bir bakıştan hakikati anlayabilmek, görünenin arka yüzündekini de görebilmektir.
Bunlar kitap sayfalarında yazmaz; hayat yolcuğu süresince insanın ruhunda kademe kademe meydana gelen değişimlerdir.
Psikolojik açıdan bakıldığında, her imtihan insanın iç dünyasında bir iz bırakır. Eğer kişi o izleri inkâr etmek yerine onlarla yüzleşir ve üzerine düşünürse aklen de kalben de bilinçlenir. Kırılmak insanı ya katılaştırır ya da daha anlayışlı kılar. Olgunluk, kırıldıkça başkasını incitmemeyi öğrenmektir.
Bilge insan; yalnızca çok şey bilen değil, bildiğini ne zaman ve nasıl kullanacağını bilen kişidir. Bilgelik kuru bir bilgi birikimi değil; süzülmüş tecrübe, arınmış idrak ve olgunlaşmış bir ruhtur.
Nitekim Aristoteles’in “phronesis” dediği pratik hikmet, doğru olanı doğru zamanda yapabilme yetisidir. Sokrates’in “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.” sözü ise bilgelikle tevazuun ayrılmazlığını gösterir.
Doğu düşüncesinde bilgelik, akıl ile kalbin dengede buluştuğu yerdir. Mevlânâ’nın anlayışında bilge insan, nefsini tanıyan ve onu aşmaya gayret eden kişidir. Sadece dış dünyayı değil, kendi iç âlemini de keşfetmiştir. Bu sebeple sahte ile samimiyi ayırt eder; fakat her gerçeği ifşa etmeyi görev bilmez. Tedbirli davranır, mesafesini korur ve susmanın da bir hikmet olduğunu bilir. Çünkü bazen geri çekilmek zayıflık değil, ruh sağlığını muhafaza edebilme bilincidir.
Kalbi haset ve fesattan arınmış olanın sezgisi berrak olur. İçinde karanlık taşımayan, başkasındaki karanlığı daha net görür. Samimi olan, yapaylığı kolay fark eder.
Bilgelik biraz da bu incelikte saklıdır:
Doğru yerden bakabilmek, kime ne kadar güveneceğini bilmek ve incinse bile kalbin temizliğini koruyabilmek…
Bilgelik en çok da iman-ı kâmil sahiplerinde bulunan bir özelliktir. Yani tahkiki ve bilgelik birbirini tamamlar.
Evet, hayat öğretir. Ancak yalnızca kalbi açık, bakışı duru olana.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.