
Ahmet Yılmaz
Ali (r.a) Sevgisiyle Cami ve Kur'an’a Alerji (!?)
Alevilik; Ehlibeyt muhabbeti, adalet hassasiyeti, zulme karşı dik duruş ve Hz. Ali’ye sevgi demektir.
Hz. Ali’nin hayatına baktığınızda, Kur’an’ı rehber edinmiş, namazı ve ibadeti omuzlamış, hakkı savunmak uğruna canını tehlikeye atmaktan çekinmemiş bir KUL görürsünüz.
O halde bugün “Kur’an’dan, camiden rahatsızım” deyip buna Aleviliği kalkan yapmak, yalnızca teolojik değil, mantıksal bir tutarsızlıktır.
“Aleviyim” demek, Hz. Ali’nin yoluna ve değerlerine yakınlık beyanıdır. Hz. Ali’nin en belirgin vasfı, Kur’an merkezli bir ahlâk ve ibadet hayatıdır. “Değerin kaynağından rahatsızım” diyerek o değere intisap etmek, tanımı tersyüz etmektir.
Ali’yi slogan, Kur’an’ı ise “rahatsızlık” konusu yapmak; sembolü yüceltip ölçüyü küçümsemektir. Sembol, ölçüden (vahyin ölçüsünden) güç alır; ölçüyü dışlarsanız, sembolü de boşaltırsınız.
Hz. Ali; adalet, vakar, ibadet ve teslimiyetle anılır. Kur’an’ı “hüküm ve rahmet” bilen bir anlayışın temsilcisidir.
İbadet, onun dünyasında gösteri değil, kulluktu; omuzda yük değil, kalpte nurdu. Böylesi bir mirası, “ibadetin görünürlüğünden ve Kur’an’ın sesinden rahatsızlık” kalıbına sokmak, mirasın kendisiyle kavga etmektir.
Bugün bazı çevreler, seküler konfor alanını korumak için dine “estetik tolerans”, Kur’an’a ise “gürültü kirliliği” muamelesi yapıyor. Bu tavır, iki yönden sakattır:
1. Epistemik sakatlık: Kur’an’ı dışlayıp Ali’yi sahiplenmek, bir kitabın fikrini reddedip kapağını duvara asmak gibidir. Anlamı atıp ambalaja methiye düzmektir.
2. Ahlâkî sakatlık: İbadeti “kamusal tahammülsüzlük” gerekçesiyle hedef almak, başkasının kutsalını hor görme kolaycılığıdır. Oysa Hz. Ali’nin adaleti, başkasının kutsalına saygıyı da içerir.
Alevi geleneğinde cem ve cemevi gerçeği vardır; bu, camiyi “düşman” görmek için değil, ibadetin ve muhabbetin farklı bir tecellisi olarak anlaşılmalıdır. Cemevi’ni sahiplenmek, camiye düşmanlıkla değil, kardeşlik ve haysiyetli çoğullukla birlikte mümkün olur.
“Ben cemevini seviyorum, o hâlde camiden rahatsızım” çizgisi; çoğulculuğu değil, karşıtlık üzerinden var olma konforunu besler.
Hz.Ali’ye muhabbet var, Hz.Ali’nin rehberi olan Kur’an’a mesafe var ise bu sevginin içini boşaltır.
Kutsal değerlere saygı söylemi var ama o değerlerin tecelli ettiği mekâna (camiye) alerji var ise bu saygıyı slogana indirger.
İnanç özgürlüğü istenirken, başkasının ibadetinin görünürlüğü “rahatsızlık” diye yaftalanır ise Özgürlük yalnız kendisi için talep ediyor demektir.
Kur’an’a düşmanlık üreten bir dil, Hz.Ali sevgisini bir kimlik rozeti, bir siyasi aksesuar hâline indirger. Slogan büyür, öz küçülür. Bu, “Ali”nin adını yüceltirken Ali’nin işaret ettiği Allah’a kulluğu küçümsemektir.
Kısacası: Kur’an’ı susturup “Ya Ali!” diye bağırmak, sesi yükseltir ama hakikati kısar. Bu gürültü, Hz.Ali’nin değil nefsin sesidir.
Hz.Ali’nin terazisinde adalet ağır basar; adalet, kendine istediğini başkasına da istemektir. Hz.Ali’nin kılıcı zulmün üzerine inerdi; zulüm, bir kutsalı aşağılamak ya da bir ibadeti hedef almaktır.
Bu yüzden, “Aleviyim ama Kur’an ve cami beni rahatsız ediyor” cümlesi, Hz.Ali’yi şahit göstererek Ali’nin yolunu dışlamaktır. Sevgi iddiasını içi boş bir etikete çevirir.
Hz.Ali’nin gösterdiği istikamet, hakkı yüceltmek, kutsala saygı duymak ve ibadetin önünde edep ile durmaktır. Bu istikameti bırakıp “rahatsızlık” üzerinden kimlik inşa etmek; hem aklen hem ahlaken savunulamaz bir tutarsızlıktır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.