Raşit Duran
Bir Kayıp İlanı: Mutluluk Aranıyor!
Aslında bu haftaki yazım, “Hz. Ömer (r.a) Diyor ki…” başlıklı bir makale idi. Fakat, o yazıyı gelecek haftaya tehir edip, sitemizin değerli yazarı ilahiyatçı Prof. Dr. Atilla Yargıcı Hoca’nın 31 Aralık 2025 tarihli Pınar Sabancı ve Gerçek Mutluluk başlıklı, pek çok hakikatleri ihtiva eden makalesini okuyunca, eskilerin saadet yenilerin mutluluk dediği mühim meseleye -ihtiyaca binaen- farklı bir pencere açmak istedim. O makalede ismi geçen ve Türkiye’nin en zengin ailelerinden birisinin gelini olduğu söylenen Psikolog Hanımefendi, Risale-i Nurları okumuş mu bilmiyorum; şayet okumadıysa mutlaka okumasını tavsiye ederim. Bilhassa, “İmanın binler mehâsininden” ve “İnsanın saadet ve şekavetine medar” nüktelerden bahsedilen Yirmi Üçüncü Söz… İnsanın mahiyeti, vazife-i asliyesi, yaratılış gayesi… gibi birbirini tamamlayıcı hususlar tam anlaşılıp anlatılamadığı, bir de tanı / teşhis ve tanım yanlış yapıldığından, pek çok sorunu mütedahil daireler /iç içe geçmiş gibi yaşıyoruz.
Hakiki ve elemsiz saadetin reçetesi Risale-i Nurlardadır.
Mesela, bir gün karşımıza şöyle bir kayıp ilanı çıksa ne düşünürüz? “Mutluluğumu kaybettim. Bulanların insaniyet namına haber vermeleri rica olunur!” Şaka gibi değil mi? İnsan kaybettiği şeyi arar. Fakat bulmak için, yitiğini doğru yerde aramak iktiza eder. Mesela, Nasreddin Hoca’nın samanlıkta kaybettiği iğnesini samanlık dışında araması gibi. Şimdilerde ister Sabancı ister Koç ailesinin ferdi olsun -herkesin- aradığı iki şey var: Huzur ile onun mütemmim cüzü mutluluk.
“Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun reçetesi, ittibâ-ı Kur'ân'dır.” (Hakikat Çekirdekleri) Çağ da çağın insanı da manen hastalıklıdır.
İstisnasız hepimiz refah ve mutluluk içinde mesudane bir dünya hayatını isteriz. Hem hakiki hem elemsiz hem kesintisiz mutluluk… Mümkün mü? Her zemin ve zamanda değil. Mesela, “gayri meşru dairede” elem; “iman dairesinde” mutluluk vardır. Bediüzzaman Hz.nin enfes ifadesiyle, “dağdağalı dünya hayatı dalgalı meydan-ı harbe” benzer. Ne kadar da hakikate uygun bir tanım. Üstelik yaşadığımız şu zaman dilimi nazara alındığında… Demek hayat; cidal / kavga değil; bilakis insanların cedelleştiği bir meydan imiş. Hastalığın tanım ve tanısı / teşhisi doğru olursa tedavisi de doğru olur. Kanaatimce, bugünkü toplumun sosyal hayatına dair sorunların kaynağında işte bu yanlış tanım, yanlış teşhis ve yanlış tedavi yatmaktadır. Cerrahi operasyona muhtaç hastaya pansuman tedavi uygulamak gibi…
Ebede uzanan huzur esintili mutluluk istek ve arzusu, sadece asrımızın insanına mahsus değil; insanlık, antik çağdan bugüne mesudane / mutlu-mesut bir dünya hayatı yaşamak istemiş, bunun yolunu araştırmıştır. Kimi sadece batının maddiyatçı, kimi sadece doğu ya da uzak doğunun maneviyatçı reçetelerinde, kimi Kinik filozoflarının “bir lokma bir hırka” felsefesinde aramış mutluluğu. Fakat her iki reçete de arzu ettiği, özlem duyduğu mutluluğu bulamamıştır. Zira bu reçetelerden birisi yalnızca cismaniyeti ve mideyi tatminle akıl, kalp, ruh, vicdan ve sair letaifi ihmal; ötekisi akıl, kalp, ruh, vicdan ve sair letaifi tatminle cismaniyeti ve mideyi ihmal etmiş, aç bırakmıştır. Halbuki insan ne madde / cismaniyet ne manadan / maneviyattan ibarettir.
Halk ozanımız Kaygusuz Abdal, insanı bir başka cihetten tarif ederken şöyle der:
“Bu âdem dedikleri, el ayakla baş değil,
Âdem manaya derler, suret ile kaş değil.”
Ozanımız, cismaniyeti inkâr etmiyor; belki, “sadece surete ve cismaniyete sarf-ı nazar etmeyin!” diye uyarıyor; insandan ayrı “insaniyete” dikkat çekiyor.
Mesela, Bediüzzaman Hazretleri ile aynı dönemde yaşamış; ergenlik dönemindeki yalnızlık sebebiyle intiharı etmeyi düşünmüş, tabiat, kitap ve bilhassa matematiğe olan ilgisi kendisini intihardan kurtarmış İngiliz filozof Bertrand Russell (1872-1970) mutsuzluğu, günümüz insanının en büyük problemi olarak tanımlamış, mutluluğu bazı prensiplere ve insanın gayretine bağlamış ve bunu Mutluluğun Fethi adıyla kitaplaştırmıştır. Ne var ki, dünyevî, cismanî ve hedonist / hazcı bir yaklaşımı benimsemiştir. Mottosu: Elemden kaç, hazzı artır!
Bediüzzaman Hazretleri ise hakiki ve elemsiz saadetin / mutluluğun reçetesini Risale-i Nurlarda gerekçeleriyle izah etmiştir. Reçete, insanın yaşadığı yahut yaşayacağı iki daireden bahseder: 1. İman dairesi, 2. Gayri meşru daire. Birinci dairede saadet / mutluluk, ikinci dairede şekavet / mutsuzluk vardır.
İnsanın doğasına / fıtratına, yaratılış gerçeğine uyan mutluluk reçetesi ise maddî ve manevî bünyeyi tatmin etmesi cihetiyle gerçek mutluluk vermektedir. İnsanlık, şu iki reçeteyi kabul edip tatbik etmediği müddetçe “mutluluk” adını verip, yana yakıla aradığı “mâşuku” bulması hayli zordur. Zira mutluluk; sırf zenginlik ve fakirlikle alakalı, alınıp satılan, aramakla bulunan, başkası tarafından bahşedilen bir şey değildir. Kişinin içsel/manevi dünyası, duygu ve düşüncesi, kalbî ve ruhî, maddî ve manevî hayatı, insana ve hayata verdiği anlam, dünyaya bakış açısı, sosyoekonomik durumu… gibi pek çok müessir faktörlerle ilgili ve ilişkilidir.
**
Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.