Herkes Kendi Kitabını Yazar

Oku kitabını!

(İsra,14)

Bu yazının ilham kaynağı, serlevha altındaki âyet-i kerimedir. Hep duyarız: “Yazsam, hayatım roman olur.” Hiç şüpheniz olmasın, herkes yaşantısıyla o kitabı zaten bizzat kendi yazmaktadır. “Oku kitabını!” İlahî fermanı bunu bize kati surette haber veriyor. Genellikle hepimiz başkalarının yazdığı kitabı yahut telif ettiği eserleri okuruz. Hem bu kitap ve eserler yazarının ve müellifinin duygu ve düşünceleriyle kaleme alınmış, kelimelere dökülmüş bir kitaptır. Mesela hiç düşündük mü, bir gün gelecek ve o gün, istisnasız hepimiz hayatımızla yazdığımız kendi kitabımızı okuyacağız. “Nasıl yani?” dediğinizi duyar gibiyim. Yetmiş seksen senelik hayatı bir kitap, yaşadığımız her günü bir sayfa olarak kabul edersek; yıl, üç yüz altmış beş gün hesabıyla yirmi beş – otuz bin sayfalık, iş, icraat ve eylem, söz ve söylemlerimizle yazılmış; başkalarının dahli olmayan, müellifi de yazarı da kendimiz olan, hiç yalanı olmayan, hayatın hakikatine istinat eden, tekzip, tahrip ve inkâra meyli olan insanın yalanlanması mümkün olmayacak sahici / gerçekçi, ya “oh” deyip memnun ve mesrur edip rahatlatacak, ya “of” deyip sahibini elemlere gark edecek devasa bir külliyat…

Şairler, edibler, sanatçılar, bilim ve iş insanları, devlet adamları… kendi hayatlarına dair ya “Hayatım” veya “Hatıralarım” adıyla biyografi yahut otobiyografi yazarlar. Mesela, bu kitaplar bilgi teknolojileri vasıtasıyla yapay zekaya aktarılsa ve bu verilere istinatla bir insan tasarımı istense, eminim ki karşımıza, “söz ve fiilleriyle tecessüm etmiş”, tahayyül bile edemeyeceğimiz bir insan tipi çıkabilir.

Nasıl ki ceset ruha dayanır, ayakta durur, hayatlanır ve lâfız mânaya bakar, ona göre nurlanır ve suret hakikate istinat eder, ondan kıymet alır. Aynen öyle de bu maddî ve cismani olan âlem-i şehadet dahi bir cesettir, bir lâfızdır, bir surettir; âlem-i gaybın perdesi arkasındaki esmâ-i İlâhiye’ye dayanır, hayatlanır, istinat eder, can alır, ona bakar, güzelleşir. Bütün maddî güzellikler kendi hakikatlerinin ve mânâlarının mânevî güzelliklerinden ileri geliyor. Ve hakikatleri ise, esmâ-i İlâhiye’den feyz alırlar ve onların bir nevi gölgeleridir.”

(Şualar, Dördüncü Şua, s.115)

Madem hakikat budur hem madem kendi kitabımızı kendimiz yazıyoruz; hayatımızla yazdığımız bu kitap, ötede, madde ve manasıyla “hakiki insaniyetimizi” gösterecektir. Her insan; Bediüzzaman Hazretlerinin Otuzuncu Lema’da “Hayat nedir? Mahiyeti ve vazifesi nedir?” suallerine “Hayatın yirmi dokuz ehemmiyetli ve kıymettar hassalarını ve ulvî ve umumî vazifelerini nazara” verdiği cevapta ifade ettiği veçhile insan ismine, onuruna, haysiyetine layık bir hayatla, güzeli ve güzellikleri terennüm eden Bostan ve Gülistan veya Mesnevi-i Şerif yahut Mesnevi-i Nuriye misali eserler; ya da mahiyetine ve ismine yakışmayan bir hayatla, insanı pişman ve mahcup edecek, “keşke” dedirtecek, Drakula benzeri bir kitabı yazabilir. Kendimizi mesrur Rabbimizi razı edecek harika bir kitap yazmak cüz-i ihtiyarimiz dahilindedir. Tercih de elimizde kalem de…

**

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.