Film İzlemek İster misiniz?

Günümüzde iman hakikatlerinden habersiz yaşayan gençlerin hali içler acısıdır. Özellikle gece yarılarına kadar televizyon ve internet başında film gibi vb. şeyler izleyerek, zamanı boş ve lüzumsuz şeylerle israf etmeleri mümin olarak bizleri derinden üzüyor.

Malumunuz bizler markete giderken bile eşyayı seçerek alıyoruz; sıradan her şeyi almıyoruz. Peki, neden internet ve televizyondan zihnimize sıradan her şeyi alıyoruz? Bunun zihinde oluşturduğu etkinin ne derece olduğunu biliyor muyuz? Bunun neticesinde böyle kişilerde dinimiz hakkında herhangi bir sohbeti dinleme takatleri bile kalmıyor. Maalesef bu sohbetleri (haşa) boş görüyorlar. Bunun nedeni, insanın zihnini malayani ve boş şeylerle manen öldürüyor olmasıdır. Çünkü izlenilenlerin tümünde dünyevileşmeye çağıran çok, ahirete çağıran ise yok!

“Peki, hiç film izlemeyelim mi?” diye düşünülebilir.

Cevap: Bir misalle şöyle açıklayalım: Eğer hayati bir sınav ortasında öğrencilere “Film izlemek ister misiniz?” derseniz; onlar, “Hayır, böyle önemli bir sınavda film izlenir mi?” deyip sizinle dalga geçerler. Veya dünya maçı esnasında böyle bir teklifte bulunursanız, yine sizinle dalga geçerler.

İşte bulunduğumuz dünya da, ahirete hazırlık açısından çok önemlidir. Dolayısıyla bu dünya, sonsuz ahireti elde etmemiz ve Allah’ın rızasını kazanmamız için bizlere verilmiştir. Öyleyse böyle önemli bir meselede, yani dünya sınavında film izlemeyi neden tuhaf karşılamayıp acayip görmüyoruz ki?! Hâlbuki film izlemek, zamandan çalmak hırsızlığını yapmak demektir.

Ancak eğer biri, böyle önemli bir sınava hazırlanan öğrencilere, “Sınav esnasında bir dakika film izlerseniz on soruya cevap vermiş olursunuz” derse, bu filmin sınava katkısı olacağı için elbette öğrenciler izlerler. Aynen bunun gibi, eğer filmler kemalatımıza fayda veriyorsa, elbette izleyebiliriz. O halde “Film bana ve ahiretime ne katacak?” diye düşünerek film izlemeliyiz. Aksi halde film izlememeliyiz. Hem davası Allah olan mü’minin boş ve anlamsız film izlemesi yakışmaz.

Öte yandan okullardaki öğrencilerin bir kısmı, birbirlerini hep günaha teşvik ederler. Örneğin birbirlerine, “Sevgilin yoksa eziksin!" Ya da kimi insanlar tesettürlü hanımlara, “Aç kendini âlem güzelliğini görsün!” İnsanların bir kısmı ise diğerlerine, “Dünyaya bir kere geldik, dünyanın tadını çıkar, eğlen!” diye birbirlerine telkin ederler. Hakeza örtünmeyi inkâr edenler, faizi helal sayanlar ve rüşveti hediye diye kabul edenler de olabiliyor.

Nitekim maneviyatla beslenen insana günahlar cazip gelmediği gibi imanı güçlenir; boş hallerden uzaklaşır ve dünyayı maksat edinmeyerek ahiret endişeli yaşar. Bilhassa hayat yolunda olumsuzlukla karşılaştığında hayal kırıklığına uğramaz. Hakeza hayatın imtihan olduğunu bilerek, her türlü olumlu veya olumsuzlukla karşılaşmasının mümkün olabileceğini bilir; hayatı, ölümü, sıkıntıları ve mutlulukları imanın bakış açısı ile anlamlandırır.

Zira ölümden üç şeyden dolayı korkulur: Ölümü tanımazlık, inançsızlık ve ölüme hazırlıksız olmak… Bu nedenle mü’min, ölümü bu anlamda bildiği için ölümden korkmaz. Çünkü kabrin kendisinden ne istediğini bilir. Ancak kendisinde sadece tatlı bir korku beliriverir. Kendisi dünyaya anlam yüklemesi nedeniyle sadece eğlence olarak bakmaz. Çünkü ölümün olduğu dünyada her daim eğlence olmaz. Mayın tarlasında eğlencenin olmadığı gibidir. Dolayısıyla mü’minin yaşam kaynağı sadece Allah’tır. Allah’ı Rab olarak bilmesi ve tanıması onun mutluluk sebebidir. Bu nedenle onu gerçek anlamda başka sebepler mutsuz edemez. Velev ki ona hayatın en mutlu döneminde ölüm haberi gelse bile… Çünkü kaybedecek hiçbir şeyi yok ki Rabbi Allah olanın...

Örneğin Asr-ı Saadet’te bulunan Hanzala, evlendiği gecenin sabahında savaşa gider ve şehit olur. Aslında onu hayatının en mutlu gününde savaşa iten, kendisinin Allah’a olan muhabbetidir. Ki o, bu muhabbeti mecazi aşka tercih etmiştir. Hem mümin yeri gelince dünyaya, eşyaya, evlada ve eşine olan sevgisini Allah’a feda eden olmalıdır.

Malumunuz Gazze'de de yeni evlenip kısa sürede şehit olan cengaver kardeşlerimiz de var. Bizler İslam dünyası olarak ise, şehit olmalarına ve açlıktan ölmelerine engel olamadık, göz yumduk ve yalnız bıraktık. Hakikaten bu durum, bize düşmanın zulmünden daha acı ve ağır geliyor. Bilhassa onların canlı canlı ateşin içinde yanarak şehit olmaları yok mu? Bu görüntüleri gördükçe adeta yürüyen ölüler gibi oluyoruz. Ahh GAZZEM! Kanayan yaramızsın sen! Neymiş??? Canımız çok kıymetliymiş (!) Sanki onlarınki can değilmiş...

Rabbimiz, Gazze'mizi zulümden kurtarıp özgürlüğüne kavuştur! Ve onlar vesilesiyle bütün insanlığı uyandırırıp Müslümanların birlik ve beraberliğini oluştur! Amin...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.