Mutluluk Pazarı

Lüks bir arabada şoför koltuğuna oturmuş yakışıklı bir baba, yanında sarışın genç bir anne ve arka koltuklarda biri kız biri erkek sarışın, gürbüz iki çocuk.

İşte mutluluğun sırrı.

Mutlu olmak istiyorsanız bu arabayı almalı ve böyle güzel/yakışıklı biriyle evlenmelisiniz.

El ele tutuşmuş iki sevgili ve erkeğin elinde bir pırlanta yüzük. Evet, evet. Mutlu olmak, sevdiğiniz insanı mutlu etmek için mutlaka bu yüzüğü almalısınız.

Lüks bir evde eşinizle televizyonun karşısına geçmiş mutlu mutlu gülümsüyorsunuz. Biz de mutlaka mutlu olmak için böyle bir ev sahibi olmalıyız.

Aslında satılan araba, pırlanta, ev değil: Mutluluk.

Bu mutluluğu satın alabilmek içinse gece gündüz demeden çalışmalı, hiç durmadan çalışmalıyız.

Mutluluğu eşyada, parada, yanımızdaki insanda zanneden bir toplum haline dönüştük.

Sen önce sana bak, kendine dön, kendini bil ve tanı sözleri ne kadar da klişe geliyor artık.

Ama bak filan şirketten rezervasyon yapıp tatile giden çift ne kadar da mutlu. Onlar gibi olmak için mutlaka bizim de tatile gitmemiz lazım. Hele şöyle bir de Paris’de Eyfel Kulesi’nin önünde yüzlerce fotoğraf çekilip sosyal medyaya koyunca sormayın keyfimize.

Kapitalizmin insanları köleleştirmek için en büyük sermayesi bu: Mutluluk pazarlamak.

Aldığınız ürünün veya hizmetin ihtiyacınız olup olmamasının hiç önemi yok. Kalitesi bile o kadar önemli değil. Sizi mutlu ediyor mu etmiyor mu? Önemli olan bu.

Bir dostum anlatıyordu. Eşimle bir akşam televizyonda bir film seyretmek için oturduk. Reklamlarda o ana kadar hiç görmediğimiz bir eşyanın tanıtımı çıktı. Bir bayan evinde mutlu mutlu ürünü kullanıyor ve gülümsüyordu. Film boyunca aynı reklam defalarca oynadı. Akşamın sonunda yatmaya giderken eşim dedi ki: Böyle bir şeyden nasıl bizim hiç haberimiz olmamış? Ne kadar da önemli bir şey. Yarın ilk işimiz gidip şuna bir bakmak olsun.

Bir başka dostumun eşi apartmanda kadınlar arası bir güne gitmiş ve gün sahibi yeni aldığı 10 programlı (Rakamlar farklı olabilir) kurutma makinesini göstermiş. Ondan sonra apartmanda herkes 10 programlı kurutma makinası almaya başlamış. Dostum diyor biz de mahalle baskısına daha fazla direnemedik. Gidip baktık 4 programlısı 13, 10 programlısı 20 bin lira. Eşine demiş alt tarafı çamaşır kurutacağız 4 programlı alalım, niye 7 bin fazla verelim? Eşinin karşılığı “Dünyada olmaz, apartmanda herkesinki 10 programlı, bizim neyimiz eksik?”

Arkadaşlarımın ürünleri alınca mutlu olup olmadıklarını bilmiyorum ama alamayanların mutsuz olduklarını biliyorum. Çünkü mutluluklarımız eşyaya endekslenmiş. Tatillerimize ve yanımızdaki insanlara.

Jim Carrey ne güzel söylemiş:

“Keşke herkes benim gibi servet ve şöhret sahibi olsa da hayatın anlamının, gerçek mutluluğun burada olmadığını anlasa.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum