Mehmet Fatih Beyaz

Mehmet Fatih Beyaz

Kur’an’ın Mu’cizeliği (1)

Kur’an, Allah’ın Kelâm sıfatının bir tecellisidir. Allah (cc), her vesileyle kendisini bizlere tanıtmak istemektedir. O’nu bize tanıtan birçok muallim vardır; ancak bunlar arasında dört külli muarrif öne çıkar ki, her yönleriyle bizi Allah’a ulaştırırlar. Bunlar: Kitab-ı Kebîr olan kâinat, Hz. Peygamber (a.s.m.), vicdan ve Kur’an-ı Kerimdir. İşte bu muarriflerden biri olan Kur’an-ı Kerim’in bizzat kendisi ve mucizevî yönlerinin her biri, bizleri Allah’a götüren birer delildir.

Kâinat, bizim için cisimleşmiş kudret delilleridir. Kur’an-ı Kerim ise kelâm delilleridir. Yani Allah (cc), kâinatı kudretiyle yaratmış ve onun içine kendi varlığını ve birliğini gösterecek sayısız deliller yerleştirmiştir. Ancak bir kitap ne kadar değerli olursa olsun, eğer anlaşılmazsa boş bir kâğıt hükmündedir. Bu sebeple böyle bir kitabı açıklayacak bir müfessire ihtiyaç vardır. Kâinat da son derece mükemmel bir kitaptır; fakat insan, ondaki bütün manaları kendi başına okuyup anlayamaz. Bu nedenle Allah (cc), bu kitabın manalarını bizlere açıklamak üzere Hz. Muhammed’i (A.S.M) göndermiştir. Ardından kâinatın bütün manalarını bu büyük Resul’e (A.S.M) Kur’an-ı Kerim vasıtasıyla talim ettirmiştir.

Böylece bizler, kâinat kitabının manalarını Kur’an aracılığıyla öğrenmiş oluyoruz. Yani kâinat, Allah’ın kudret kelimeleriyle yazdığı bir kitaptır; Kur’an-ı Kerim ise O’nun kelâm sıfatıyla yazdığı bir kitaptır. Her iki kitap da Allah’ın varlığını ve birliğini insanlara anlatmaktadır.

Kur’an’ın mucizeliği noktasında bu asırda en kapsamlı ve derin tespitleri Risale-i Nur Külliyatı yapmıştır. Risale-i Nur, Kur’an’ın kırk farklı cihetle mucize olduğunu ispat ve izah etmiştir. Bizler ise sadece birkaçına değineceğiz:

Birinci olarak: Risale-i Nur’un, küfrün bu derece yaygın olduğu bir asırda Kur’an hakikatlerini bir mücahid gibi neşretmesi göstermektedir ki, onun kaynağı ve üstadı olan Kur’an-ı Kerim de semavîdir ve beşer kelamı değildir.

İkinci olarak: “Nasılki Kur'an bütün mu'cizatıyla ve hakkaniyetine delil olan bütün hakaikıyla, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın bir mu'cizesidir. Öyle de Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm da, bütün mu'cizatıyla ve delail-i nübüvvetiyle ve kemalât-ı ilmiyesiyle Kur'anın bir mu'cizesidir ve Kur'an kelâmullah olduğuna bir hüccet-i katıasıdır. (Asa-yı Musa, 127)”

Üçüncü olarak: Kur’an, inananların sosyal hayatlarını derinden etkileyerek huzur, mutluluk ve saadet kaynağı olmuştur. On dört asırdan bu yana her dakikada, altı bin altı yüz altmış altı ayetiyle, hiç usandırmadan milyonlarca insan tarafından okunmakta; insanları terbiye etmekte, kalplerini temizleyip ferahlatmakta, hayata anlam ve saadet katmaktadır. Elbette böylesine tesirli bir kitabın benzeri yoktur; o harikadır, fevkalâdedir ve mucizedir.

Dördüncü olarak: Kur’an, nüzulünden günümüze kadar öyle üstün bir belâgat sergilemiştir ki, Kâbe’nin duvarına altın harflerle yazılan en meşhur ediplerin en seçkin kasideleri bile onun yanında sönük kalmıştır. Hatta Lebîd’in kızı, babasının kasidesini Kâbe duvarından indirirken: “Bu âyetlere karşı bunun artık bir değeri kalmadı.” demiştir.
“Hem bedevi bir edib: فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ (sana emrolunanı açıkça söyle) âyeti okunurken işittiği vakit secdeye kapanmış. Ona demişler: ‘Sen Müslüman mı oldun?’ O demiş: ‘Hayır, ben bu âyetin belâgatına secde ettim. ’Hem ilm-i belâgatın dâhîlerinden Abdülkâhir-i Cürcânî, Sekkâkî ve Zemahşerî gibi binlerce imam ve edib, icma ve ittifakla şu hükme varmışlardır: ‘Kur’an’ın belâgati, beşer takatinin fevkindedir; ona yetişilmez.’ (Risale-i Nur, Asa-yı Musa, 128)”

Kur’an-ı Kerim, birçok ayetinde muarızlarına meydan okumuş ve iddialarında samimi iseler Kur’an’ın bir benzerini getirmelerini istemiştir. Ancak o günden bugüne kadar hiç kimse bu meydan okumaya karşılık verememiştir. Oysa Kur’an’a muarız olanların böyle bir şeye büyük ihtiyaçları vardı. Kur’an’ın benzerini yazmak gibi bir yol varken, hiç kimse buna gerçekten teşebbüs edememiştir. Teşebbüs eden birkaç kişi ise bütün dünya nezdinde gülünç duruma düşmüştür. Yalancı peygamberler ve Müseylime-i Kezzap gibi…

Buradan şu sonuca ulaşabiliriz: Eğer Kur’an’a muaraza etmek mümkün olsaydı, en kolay yol bu olurdu. Ancak bu yolu terk edip canlarını ve mallarını tehlikeye atarak savaş yolunu seçmeleri, Kur’an-ı Kerim’in bir benzerinin getirilemediğinin açık bir delilidir.

(Devam edecek)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum