Abdulkadir Menek

Abdulkadir Menek

Terörsüz Türkiye Süreci (11)

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin o meşhur çıkışıyla başlayan ‘’Terörsüz Türkiye Süreci’’, komisyon raporunun açıklanması ile yepyeni ve çok önemli bir dönemece girmeye başladı.

Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu bu süreç boyunca gerçekten çok önemli çalışmalar yaptı. Bu çalışmalara İYİ Parti hariç TBMM’nde temsil edilen bütün partiler destek ve katkı sunmaya çalıştılar. 5 Ağustos 2025 tarihinde TBMM çatısı altında kurulan bu komisyon, görev süresi boyunca 21 bir kez toplandı.

Komisyonun hazırladığı rapor toplantıya katılan 50 milletvekilinin 47’sinin oyu ile kabul edildi. Oylamada 2 red ve 1 çekimser oy kullanıldı. Böyle çok önemli ve tartışmalı bir konuda, hatta birçok partinin çözüm için keskin hatlarla birbirinden ayrıldığı bir ortamda bu kadar yüksek oy alarak bu komisyon raporunun kabul edilmiş olması, gerçekten çok büyük bir önem taşıyor.

Komisyonun, bu uzun soluklu çalışmaların ardından yayınladığı rapor yüz sayfa civarında ve içinde çok önemli görüşler, tespitler ve öneriler var. Bu rapor ile Türkiye’nin tamamen terörsüz bir ortama kavuşması ve inşallah, önümüzdeki uzun yılları çok daha huzur içinde geçirmesi için çok önemli bir yol haritası da sunuluyor.

Suriye’de oluşan yeni durumun, raporun gecikmesinde önemli oranda etkisinin olduğu tahmin ediliyor. Fakat netice itibarıyla, güçte olsa Suriye’de ulaşılan barış ortamının kalıcı bir şekilde devam etmesini ve hak ve hürriyetler açısından İslam’ın ruhuna tam uygun bir anlayışın egemen olmasını gönülden temenni ediyoruz.

Komisyon raporunun önsözünde TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş çok önemli bazı konulara değindi. Kurtulmuş’un değindiği bazı konuları şu şekilde özetlemek mümkündür:

‘‘Bölgemizde bugün yaşanan istikrarsızlık, adaletsizlik ve demokratikleşme sorunları emperyal müdahalelerin bıraktığı derin izlerin birer sonucudur. Bu müdahalelere bizim cevabımız ise daha fazla kardeşlik ve daha fazla bütünleşmedir.

Türklerin, Kürtlerin, Arapların bölgede yaşayan diğer kardeş halklarla birlikte oluşturacağı doğal ittifak, bölgede emperyalistlerin kurguladığı dağılma ve parçalanma senaryolarını bozacak, planlarını etkisiz hâle getirecek bir dönemi başlatacaktır.

Türkiye’de terör meselesinin kalıcı biçimde çözülmesi sadece güvenlik boyutuyla sınırlı olmayan, çok boyutlu, çok yönlü, çok katmanlı ve çok taraflı politikaları zorunlu kılmakta, siyasal meşruiyet, toplumsal kabul ve demokratik kapasitenin aynı anda güçlendirilmesini gerektirmektedir.

Meclisimizin görevi, müşterek hayatın hukukunu kurmak, farklılıkların sesini ortak geleceğin sesine katmak, her yurttaşın kendini eşit, güvende ve saygın hissettiği demokratik yapıyı güçlendirmek ve hürriyet ufkunu genişletmektir.

Yeni bir anayasa hazırlama konusu ise Komisyonumuzun görev alanında olmamakla birlikte, ülkemiz için tehir edilemez, yerine getirilmesi gereken ortak bir ödev ve sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.’’

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un önsözde ifade ettiği bu önemli görüşlerden sonra, uzun, yorucu ve tartışmalı bir sürecin ardından Komisyonun hazırlamış olduğu ‘’Rapor’’ da çok önemli bazı görüşler, ortak iradenin sonucu olarak kabul edilmiş ve tarihe çok önemli bir belge olarak emanet edilmiştir. Doğal olarak şimdi hepimizin beklentisi, bu raporda ifade edilen görüşlerin yasal düzenlemelerle gerçek zeminine oturtulması ve bir daha asla art niyetli bazı grup ve devletlerin istismar edemeyeceği şekilde sağlıklı ve kalıcı bir birlikteliğe dönüştürülmesidir.

Bu rapor ile ortaya çıkan görüşler; akl-ı selimin ve bölgeyi kıyamete kadar bir arada tutacak kardeşlik ruhunun bir tezahürü ve bunca musibet ve kargaşanın ardından alınan iyi niyetli bir dersin ifadesi olarak kabul edilmelidir. Bu çok önemli raporu kısaca özetlemek gerekirse şu noktaları vurgulamak gerekir:

‘’Türk-Kürt ilişkilerinin güçlendirilmesi ve kardeşliğin sağlamlaştırılmasına yönelik her çaba, coğrafi ve tarihsel bir kader birliğinin somut tezahürü olarak değerlendirilmektedir. Nitekim bu kader birliği, yüzyıllara yayılan derin köklerden beslenen çok katmanlı bir ortaklıktan doğmaktadır.

Türklerin, Kürtlerin, Arapların ve bölgede yaşayan diğer kardeş halklarla birlikteliği ve dayanışmalarının tesisi bölgenin huzuru ve istikrarı için hayati bir zorunluluktur. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra birbirinden kopartılan, aralarına tel örgüler çekilen halklar, artık yeniden birbirlerini daha yüksek sesle duymayı ve barış içinde yaşamayı hak etmektedir.

Meclisimiz, halkın sesi olmanın yanında, toplumsal barışın taşıyıcısı, kardeşliğin teminatı, çözümün meşru adresi olduğunu hatırlatma iradesidir. Siyasi hesaplarla, dar tanımlarla ve kalıplarla değil; cesaretle, vicdanla ve adaletle hareket etmenin adıdır.

Örgütün kendisini feshederek silahların tamamen susturulmasıyla başlayan süreç, herhangi bir kişi, kurum ya da siyasi yapının değil, doğrudan doğruya aziz milletimizin meselesidir.

Uzun yıllar boyunca süren bu büyük problem, siyaseti ve devleti güvenlikçi reflekslerle hareket etmeye mecbur bırakmıştı. Güvenliğin yanı sıra özgürlüğün, eşitliğin, adaletin ve demokrasinin imkânlarını ve gücünü daha yüksek sesle konuşmanın zamanı gelmiştir.’’

Komisyonun raporunun giriş bölümünde ifade edilen bu önemli görüşlerden sonra ‘’Türk-Kürt Kardeşliğinin tarihi kökleri ve kardeşlik hukuku’’ üzerinde durulmuş ve çok önemli bazı tespitler yapılmıştır. Onlarca yıl boyunca devletin hemen hemen bütün katmanlarında hakim olan ırkçı refleksin artık terk edilmeye başlandığının ve ‘’kart-kurt’’ sesleri ile ifade edilen safsatanın maziye gömüldüğünün işareti olan bu tespitler ile geleceğe daha umutla ve bütün insanlarımızı kucaklayan bir yaklaşımın egemen olacağı temennisiyle bakmak mümkün olacaktır. Bu bölümde ifade edilen görüşleri kısaca şu şekilde özetlemek mümkündür:

‘’Sadece ülkemizdeki Kürt vatandaşlarımızın değil, sınırlarımız dışında yaşayan Kürtlerin gönül bağının da Türkiye’ye doğru olduğu kabul edilmektedir. Ortak tarih, kültür ve medeniyet iddiamızın sonucu, kaçınılmaz şekilde huzura ve müşterek çıkarlara dayalı ortak gelecek irademizdir. Türk-Kürt kardeşliğinin tarihî kökleri, kalıplara sığmayan bir sürekliliğe sahiptir.

Türkler ve Kürtler aynı coğrafyanın sahipleri, aynı ülkenin yurttaşları, aynı inancın mensupları, aynı medeniyet ve kültürün varisleri, birlikte var olmuş kardeş ve kaderdaş halklardır. Birinin acısının diğerine huzur getirdiği bir anlayış bizim medeniyetimizde asla tutunamaz. Birlik ve bütünlük sağlanmadıkça da huzur gelmez; bu sebeple kardeşlik bağlarımız asli ilkemizdir.

Sorunların kalıcı çözümü için eşitlik, demokratik katılım, yerel kalkınma, kültürel saygı ve sosyal adalet gibi alanlarda atılacak adımlar, kardeşliği güçlendiren ve ayrıştırıcı senaryoları boşa düşüren zeminleri üretecektir.

Millî Mücadele’nin tüm cephelerinde omuz omuza savaşanların torunlarıyız. Gayet açıktır ki Türk-Kürt-Arap kardeşliği coğrafyamızın asli kodudur. Kaderdaşlık, savaş meydanlarında, alın terinde, acıda ve umutta birlikte yürümektir. Biliyoruz ki Selahaddin Eyyubi’yi, Nureddin Zengi’yi anlamadan bu toprakların hakikatini kavrayamayız. Sultan Alparslan ve Sultan Sencer’in yaptıklarının özünü kavramadan ise birlikte yürümenin anlamına ulaşamayız. Hepsi kendi çağlarında adaletin, kardeşliğin, dayanışmanın, paydaşlığın, sevinci ve tasayı ortaklaştırmanın, hülasa milletçe beraber yürümenin öncüleri, sembol olmuş büyük şahsiyetlerdi.

Bugün de bizler, halkın tam içinden çıkan o akla yaslanarak, o millî irfanı kuşanarak, tarihi bugünün anlayışıyla yeniden yorumlamak ve geleceği bu iradeyle kurmak mecburiyetindeyiz.’’

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.