Hüsniye Ünal
İnsanlar da Değişir, Tıpkı Mevsimler Gibi
İnsan yaş aldıkça sadece takvim yaprakları değişmez. Zevkleri, alışkanlıkları, ruh hali hatta kalbinin atış biçimi bile değişir.
Daha bir duygusallaşır, daha bir hassaslaşır. Bir durgunluk, bir sükûnet çöker üstüne.
Göz daha çabuk dolar. Bir çocuğun mahzun bakışı, yaşlı bir annenin titreyen elleri, eski bir fotoğraf karesi… Hepsi kalbe dokunur.
İnsan yumuşar. Sertliğini kaybeder. Daha affedici olur belki ama daha seçici de olur.
Eskiden saatlerce süren sohbetler şimdi yorar. Aynı meseleleri tekrar tekrar konuşmak, başkalarının hayatını didiklemek, küçük meseleleri büyütmek…
Ruh artık bunlara tahammül edemez hâle gelir. Çünkü insan yaş aldıkça anlar ki ömür sermayesi az, lüzumlu işler pek çoktur.
Gürültü bir yük, sessizlik sığınağı olur.
Bir düğünde saatlerce süren yüksek sesli muhabbetten erken ayrılmak ister. Kalabalık ve gürültülü bir ortam yerine bir pencere kenarında, bir fincan çay eşliğinde, sevdiği bir kitabın sayfalarını çevirmek ona daha huzurlu gelir.
Eskiden güldüğü şakalara şimdi sadece tebessüm eder. Hatta bazen içi burkulur. Çünkü yaş almak, hayata başka bir yerden bakmaktır. Hayatın faniliği daha görünür olur. Dostlukların kıymeti, kaybedilenlerin acısı, kırılan kalplerin izi, yapılan hataların pişmanlığı daha derin hissedilir.
Ve en çok da çok konuşan, dinlemeyi bilmeyen insanlara tahammül azalır. Günümüzün en büyük hastalıklarından biri belki de budur: Herkes anlatıyor, kimse dinlemiyor. Herkes kendi haklılığının peşinde, kimse doğrunun peşinde değil. Herkes kendi derdini dağlardan büyük görürken başkalarının derdini umursamıyor. Sadece kendini anlatıyor, konuşuyor ama dinlemiyor.
Oysa az konuşan, dikkatle dinleyen, sözünü ölçüp tartan insanın yanında kalp rahat eder. Nazik bir üslup, yumuşak bir ton, yerli yerinde birkaç cümle… İşte asıl tesir budur.
Boş söz ruhu yorar. Hızlı ve yüksek sesle, karşısındakine fırsat vermeden konuşmak bir güç göstergesi değil; aksine bir iç huzursuzluğunun işaretidir.
Az konuşmak ise bir disiplindir. Bir irade eğitimidir. Bir nefis terbiyesidir. Aynı zamanda az konuşmak daha az hata yapmak, daha az üzülmek, daha çok itibar görmek demektir. Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam'ın "susmak huyların efendisidir" tavsiyesi ne kadar kıymetli… Herkesin hayat düsturu edinmesi gereken bu nebevî tavsiye insanın iç dünyasını koruma yolunu göstermiştir. Çünkü her söz kayda geçer; kalpte de iz bırakır, amel defterinde de.
Yaş aldıkça insan fark eder ki :
Daha az insan, daha çok derinlik…
Daha az gürültü, daha çok tefekkür…
Daha az başkası, daha çok nefis muhasebesi..
Ve
Fitnenin, haramın, günahın çığ gibi büyüdüğü, her yanı sardığı asrımızda, sosyal hayata daha az dahil olmak , daha çok kitap okumak, daha az başkalarının ne yaptığıyla ilgilenmek, daha çok "dünyam ve ahiretimi kurtarmak için ne yapabilirim"e odaklanmak en isabetli davranıştır.
İnsan yaş aldıkça sadeleşir. Sözleri azalır ama anlamı artar. Çevresi küçülür ama iç alemi derinleşir.
Belki de olgunluk budur:
Çok şey bilmek değil,
az ve öz konuşmak…
Çok görünmek değil,
derin olmak…
Ve en sonunda insan anlar ki;
Sükût bazen en yüksek sestir.
Az söz, çok hikmettir.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.