Şiir – Hikmet – Dünya

Şair, gönül kulağını kâinatın musikisine tutup, dünyaya ibret penceresinden baktığında kaleminden damlarsa hikmete dönüşür, aklı şenlendirir, düşünceyi kanatlandırır. Bizim medeniyetimizde filozofun yerini her mısraı bir hikmet peteği olan şair doldurmuştur. Belki kalemden kâğıda dökülen sistemli bir felsefi beyanname değildir ama kendi içinde tutarlı, kulaklara küpe olacak çok kapsamlı ibret tablosu olur. Sözü uzatmadan önemli divan şairlerimizden olan Mezakî’nin şiirlerinin penceresinden bir hikemî seyahate çıkmaya ne dersiniz? Şairin, edebiyatla az çok ilgilenenlerin dillerinde darbımesel gibi dolaşan ve insanoğlunun dünya macerasını, hayal kırıklıklarını resmeden şu beytine kulak verelim:

Sunar bir câm-ı memlû bin tehi peymâneden sonra
Döner vefk-i murâd üzre felek ammâ neden sonra

Bin tane boş kadehten sonra bir dolu bardak sunar; felek (kişinin) muradı üzere döner ama neden sonra! İnsan çalışır, çabalar, maksuduna ulaşır ama bu arada köprülerin altından çok sular akmış olur. Zavallı bir de bakar ki maksut ele girmiş ama artık onu ardından koşturan arzudan eser kalmamış. Beyitte bir karamsarlık havası sezilse de hayatın gerçeklerinden söz etmektedir. Enseyi karartmaktan çok ülfet perdesini aralayıp ibret almayı ima etmektedir. Şairin maksadını aşağıdaki mısralar daha açık bir ifade ile sergileyip insanoğlunun hayat tecrübesini özetlemektedir:

Bertaraf eyle gönül dağdağa-i dünyâyı
Râhat-ı pîr-i hıred sabr u sükûnundandır

“Ey gönül dünya dağdağasını bertaraf et; akıl ihtiyarının huzuru, rahatı, sabır ve sükûnundandır.”

Elimizi şakağımıza koyup düşündüğümüzde bu bilgece sabır telkin eden beyitteki düşünceye hak vermez miyiz? Şair böyle bir beyti terennüm etmekte haksız mı? Doğrusunu söylemek gerekirse bunun başka yolu da yoktur. Dışarıdan bakınca çok süslü görünen bu geçici gölgeliğin gürültüsü patırtısı hiç bitmez; peşinden koştukça, serap gibi seni kendine çeker ama sonunda yorulduğunla kalır, elin boş geldiğin diyara dönersin. Hırsın, sahibine olsa olsa zarar verdiğini gören gönül ehli, dünya sevgisinin bütün kötülüklerin anası olduğunu anlayıp huzuru kimseye yar olmayan bu viraneyi terk etmekte bulmuştur.

Eski şairlerimiz her ne kadar bir gönül tutkusundan sıkça söz etseler de kavuşmak gibi bir ham hayal peşinde koşmazlar. Çünkü aradıkları güzel yeryüzünde yoktur. Onlar, hemen umumiyetle “hüsn-i mutlak” olan Sâni-i âleme duyulan aşkı terennüm ederler. Aşağıdaki beyitte şair, “Sevgilinin hayali ile kanaat et, kavuşmak için kanat çırpmaktan vazgeç; çünkü kanat temenni etmek, sevgi karıncasının felaketidir.” diyerek bu gerçeğe dikkatleri çarpıcı bir örnekle çevirir. Karıncanın kanatlanması, ölümünün yakın olduğuna delalet eder. O hâlde âşık da dünyada sadece sevgilinin hayali ile yetinmelidir:

Kanâat kıl hayâl-i yâra geç pervâz-ı vuslatdan
Temennâ-yı per ü bâl âfet-i mûr-ı mahabbetdir

Sevgiliyi mutlak manada almak daha uygun sanırım; peşinden koşulan her şey bu kelimenin kapsama alanına girer. Şairin verdiği örnek çok çarpıcı; karıncanın kanatlanması ölümünün geldiğini gösterir. Benzer düşünceyi bir beytinde Fuzûlî şöyle dile getirmiştir:

Hayal ile tesellidir gönül meyl-i visâl etmez
Gönülden taşra yâr olduğun âşık hayâl etmez

Âşık, kalbini mâsivâdan temizlemek durumundadır; onun gönlünde iddia, başka arzu ve istekler bulunması yakışmaz. İşte bu düşünceyi dile getiren bir beyit:

Derûn-ı âşıka efkâr-ı mâsivâ düşmez
O rûşen âyîneye aks-i müddeâ düşmez

Âşığın gönlüne masiva fikri düşmez; o aydınlık/parlak aynaya iddia gölgesi düşmez.

Masiva, Allah(cc) dışındaki her şey olduğuna göre âşığın kalbi sadece ve sadece O’na aittir. Allah sevgisi ile dolu bir kalbe hangi başka varlığın gölgesi, özlemi düşebilir? Sahibine tahsis edilen bir kalpte dünyaya ve geçici isteklere, heveslere ve iddialara yer olabilir mi? Tam bir ihlasla ilâhî güzelliğe teslim olan aşığın kalbi, aşk kılıcıyla yüz parça olunca; her biriyle o güzelliği seyreder. Nasıl bir ayna kırıldığında her parçası ayrı bir ayna olursa, hâlis aşığın kalbi de muhabbet kılıcıyla paramparça olan gönül her parçasıyla esmâ-yı hüsnâ tecellilerini seyretme zevkine kavuşur:

Cânâ seni her yüzden eder şimdi temâşâ
Sad pâre idelden dili şemşîr-i mahabbet

Aşağıdaki beyit de tevekkülün güzel bir ifadesidir: “Sen hemen istek kâbesine yönel; yol arkadaşı olarak sana Allah’ın lutfunun rehberliği yeter.”:

Sen hemân Ka’be-i maksûda teveccüh eyle
Rehber-i lutf-ı İlâhî sana hem-râh yeter

Amacına samimi olarak kilitlenen bir insana Allah, yakarışını duyar, yardımcı olur; eninde sonunda dileğine ya aynen ya da daha güzeli ile cevap verir. Ne var ki insanoğlu sabırsızdır; kaza vaktini beklemek istemez. Şu beyitte Mezakî bu gerçeği dile getirmiştir:

Hemân sen rişte-i maksûdunu kat’ etme âlemde
Bulur mânend-i subha intizâm âheste âheste

“Sen hemen istek ipini dünyada koparma ( dünyada sabırlı ol) işler, yavaş yavaş tespih taneleri gibi yoluna girer.”

Bir tespihin taneleri nasıl ipliğe dizilirse işler de öyle… Şart, ümit kesmemek; irtibatı koparmamaktır. İnsan sabırlı olmalıdır. Gerekli şartları yerine getirdikten sonra işi Allah’a havale etmeli. O zaman bir tespihin taneleri nasıl ipliğe dizilirse işler yoluna girer.

Zalimlere ibret dersi veren bir beyit:

Cihân dâr-ı cezâdır bunda mazlûm-ı sitem-dîde
Alır düşmenden âhir intikâm âheste âheste

“Dünya, fiillerin, amellerin karşılıklarının görüldüğü yerdir; burada zulüm görmüş kişi sonunda düşmandan aheste aheste intikam alır”

Tarih, mazlumun zalimden intikam aldığını anlatan örneklerle doludur. Zulümle âbâd olan görülmemiştir. Günümüzde bile zalimlerin nasıl karşılık gördüklerini her gün görmüyor muyuz? İnsanların malını mülkünü bir takım çağdaş yöntemlerle iç edenlerin akıbetlerini her gün ekranlardan seyretmiyor muyuz? Bir zamanlar yanlarına girebilmek için günlerce sıra beklenen günümüz zalimlerinin kelepçelenerek hapse gidişleri yukarıdaki beyti doğrulamıyor mu? Zulüm, dün hapse atmaktı, malını mülkünü elinden zorla almaktı, öldürmekti. Bugün ise banka ve benzeri yollarla insanları soymak, inançlarından dolayı hapse atmak, yok saymak, masum olduğu halde suçlu muamelesi yapmaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.