Bir An-ı Seyyâle

Bir an-ı seyyâle, göz açıp kapamaya bile fırsat vermeden elimizden kayıp giden, hayır kaçıp giden bir zaman dilimciği, bir an-ı seyyâle. Varla yok arası mı desem, bilemiyorum. Tarfetül-ayn dermiş eskiler; bir göz yumup açmak gibi… Vardan çok yoğa yakın. Vardan yoğa doğru, vardan yoğa akış. Bir an-ı seyyâle varla yok arası; Vardan yoğa kaçış. Sıfır noktası mı, hayır. Hiç denebilir mi? Belki? Hep denebilir mi? Kim bilir? Bir an-ı seyyâle. Düşün ve tefekkür et! Bir an-ı seyyâle ne kadar önemli hayatında? Ne kadar yer kaplar? Bir düşün, bin düşün…

Bir an-ı seyyâle neler alıp götürür avuçlarımızdan, kulaklarımızdan, gözlerimizin önünden, dahası kalbimizin, harîm-i ismetimizin derinliklerinden. Bir an, bir akış veya bir doğuş… Hiçlikten varlığa; varlıktan zirveye ya da esfele/en aşağılara düşüş. Bir an-ı seyyâle lâhûta açılan pencere önünde hayretten taş kesilme ya da erime noktası. Gerçekle yüz yüze gelmenin şaşkınlık, irkilme anı. Tarifi sözlüklerden dışarı; hacmi ciltler dolusu kitaptan içeri.

Bir an-ı seyyâle: Bir deklanşör sesinden kısa, bir flaş parıltısından hızlı. Karanlığa tutulmuş ayna: Sağ ve sol ejderhâlar, canavarlar, uçurumlar ve fırtınalar… Ayakları kırık bir köprü ve bir kırık fener. Bir an-ı seyyâle. Tutunmak imkânsız denecek kadar zor. Ağzı açık aslana yakalandı yakalanacak. Korkunun tecessüm ettiği/gözle görülür olduğu an: Bir an-ı seyyâle.

Bir an-ı seyyâle ömür. Yıllara, aylara, günlere, saatlere bölünmüş. Gerçekte kısa, çok kısa, kısa denemeyecek kadar kısa. Rüya gibi. Rüyada nasıl çok uzun maceralar çok kısa anlara sığarsa, öyle. Bir an içinde geçer gider hayat. Farkına bile varmaz insan. Saçlar ağarmış, gözler zayıflamış, bir bir güçten kuvvetten kesilmiş azalar, organlar kim takar. Ama bir an, her şeyin son bulduğu bir an, bir an-ı seyyâle. Oysa emeller sonsuza doğru kanat çırpar. Kondurmaz üstüne o diyara gidişi, dünyadan yokluğu.

Bir an-ı seyyâle perdeye yansıyan görüntüler, manzaralar. İç içe desenler, renkler ve sesler. Sesler, hele sesler. Kulaklarımızdan eksilmesin. Dünyamızı altüst eden sesler. Heyecanlandıran, üzen, sevindiren sesler. Renkler çekilmeden kararır dört bir yan. Bir ana sığar bir asır. Bir an, bir ejderha olur yutar bir ömrü. Bu yüzden bu denli önemli an-ı seyyâle. Bakın Nâbî ne güzel söylemiş?

Ele evkât-ı ömrün girdiğiyle çıkdığı birdir
Değil zencîrle zabta kâdir vakti sâatler

“Ömür vakitlerinin ele girmesiyle çıkması birdir, saatler zamanı zincirlerle bağlamaya kadir değildir.”

Mısır piramitleri, heykeller, resimler, göğe yükselen devasa binalar neyin sonucu acaba? Sonsuzluğu arama, ölümsüzlüğü yoklama mı? Evet ne yapılırsa yapılsın ömür bir an-ı seyyâle. Yapacak iş çok, zaman kısa. Hayaller sonsuza ayarlı. Bast-ı zaman herkese açık kapı değil. O hâlde bu an, bu birimlerle ölçülmesi bile pek mümkün olmayan bu “an-ı seyyâle” çok önemli değil mi?

Dün geçti, yarın gelmedi. Biraz önce, biraz sonra yok. Şimdi, çok kaygan bir zaman hatta zemin. Bu kaygan zemine öyle bir tohum ekilmeli ki ölümsüzlük çiçeği açsın. Eskiler ibnül-vakt olma gereğinden bahsederlermiş. İnsan ibnü’l-vakt olmalı; zamanın, vaktin çocuğu… İbnü’vakt yarın tasası, gelecek üzüntüsü çekmez Hayalî Bey’in dediği gibi:

Harâbât ehline dûzah azâbın anma ey zâhid
Ki bunlar ibn-i vakt oldu gam-ı ferdâyı bilmezler

“Ey vaiz, harabat ehline/rintlere, dervişlere cehennem azabından söz etme zira bunlar zamanın çocuğu oldu, yarın üzüntüsünü bilmezler.”

Bu yazıyı Neyzen Tevfik’ten mısralarla bitirelim:

Bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi,
Çağlayan gözyaşı mı, yoksa ki hicran seli mi?
İnleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi?
Çevrilir dest-i kaderle bu şu'unun fili mi,
Ney susar, mey dökülür, gulgule-i Cem de geçer.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.