Zeliha Yavuz
Kalemin İzinde Bir Ömür: Benim Hikâyem
Yazmak… Benim için hiçbir zaman yalnızca bir uğraş olmadı. Çocuk yaşlarda şiirle başlayıp ortaokul ve lisede makalelere yönelen bir tutkuya dönüştü. Kalemle kurduğum bağ, zamanla bir ihtiyaç hâlini aldı. Yazmadığımda eksik, yazdığımda ise tamamlanmış hissederim.
İlk yazdığım günü hiç unutmam. İlkokul 5. sınıfta yazıp sınıfta okuduğum bir şiir, içimdeki yazma arzusunu adeta alevlendirdi. Öğretmenim Nilüfer Hanım’ın bana verdiği moral ve ortaokul yıllarında da süren desteği, bana güç verdi. Bazen bir öğretmenin yüreklendirici sözü, bir çocuğun kaderine dokunur. Benim için de öyle oldu.
Uzun yıllar yazdım; fakat kitabımı bastırmak bir türlü nasip olmadı. Geçen yıl kızımın gayretleri sayesinde ilk kitabım Kutlu Yayınevi’nde, Gökbey Bey’in teşvik dolu yaklaşımıyla yayımlandı. İlk imza günümü bir DİTİB camisinde gerçekleştirdiğimde hissettiklerimi tarif etmek zor. Hayallerimin gerçeğe dönüşmesini ve sevgi dolu bir kalabalığın ilgisini görmek… Ömrümde tattığım en güzel duygulardan biriydi. O an, yılların emeğinin boşa gitmediğini hissettim.
Kitabım Ekim ayında yayımlandı ve birkaç ay içinde tükendi. Bu yüzden henüz fuarlara katılamadım. İnşallah basıma hazır olan yeni kitabım yayımlandığında o güzel atmosferi yaşamak nasip olur. Almanya’da da düzenlenen etkinlikleri takip ediyorum. Sağlık sorunlarım olmasa her birine katılmak isterdim. Fuarlara katılımın artması için kolaylıklar sağlanmasının kültür ve okuma oranlarına olumlu katkı sunacağına inanıyorum.
Yazarken en verimli olduğum zaman, sabah namazından önceki saatlerdir. Zihnim o vakitlerde daha berrak olur. Yanımda mutlaka kâğıt ve kalem bulundururum; aklıma düşen cümleleri hemen not ederim. Özellikle gurbetçilerin yaşadıklarını kaydetmeyi önemsiyorum. Çünkü insan gördüklerini ve yaşadıklarını yazdığında, ortaya en sahici, en canlı kitap çıkar.
Gençlik yıllarımda yabancı edebiyatla tanıştım. Özellikle Fyodor Dostoyevski, Alexandre Dumas ve Victor Hugo beni derinden etkiledi. Yerli yazarlarımızın eserleri de her zaman ufkumu genişletti. Yurt dışında büyük ilgi gören Yaşar Kemal’in İnce Memed romanı unutamadığım eserler arasındadır.
Kütüphanemde ise özellikle Şule Yüksel Şenler’in Huzur Sokağı adlı eseri ve diğer kitapları benim için ayrı bir değere sahiptir. Onu hayranlıkla okudum; Allah rahmet eylesin.
Günümüz edebiyatına baktığımda değişimin kaçınılmaz olduğunu görüyorum. Hayat 55 yıl önceki gibi değil. Teknolojiyle birlikte hem olumlu hem olumsuz pek çok süreç yaşandı. Ancak gençlerimizin, özellikle yurtdışında, kültürel asimilasyona uğradığını düşündüğümde içim burkuluyor. Köklerinden uzaklaşan toplumların önce ahlaki değerlerde, sonra kültür ve inanç alanında çözülme yaşadığını gözlemliyorum. Bu nedenle gençleri kategorilere ayırmadan, önyargılardan sıyrılarak sahiplenmemiz gerektiğine inanıyorum.
Şimdiye kadar yazdıklarımın çoğu hayatın içinden. “Düşler Ülkesi Almanya”da gurbetçilerin vatan özlemini, dramını, gözyaşlarını ve hasretini abartısız bir şekilde dile getirdim. Hikâyelerimde farklı karakterler olsa da, neredeyse her metnimde hayatımdan bir parça vardır.
Eskiden yazdıklarımı kendime sesli okurdum. Ancak kronik hastalıklarım artınca şimdi kızım bana okuyor. Birlikte değerlendiriyor, üzerinde konuşuyoruz. Bu da yazının benim için ayrı bir bereketi oldu.
Beğenmediğim bir kurgu ile karşılaştığımda kimseyi yargılamam. Her emeğe saygı duyarım. Yazmak, insanın ruhundaki gizli cevheri ortaya çıkarmaktır. Bir yazarın ruhuna tam anlamıyla erişemeyeceğime göre, keskin eleştirilerde bulunmayı doğru bulmam.
Kitap önerirken yaş ve ihtiyaçlara göre hareket ederim. Maneviyat arayışındaki genç bir kıza “Huzur Sokağı”nı, çaresizlik içindeki bir anneye “Bir Annenin Feryadı”nı, psikolojik sıkıntı yaşayanlara Nevzat Tarhan’ın eserlerini öneririm. Gurbet hasreti çekenlere ise “Düşler Ülkesi Almanya”yı tavsiye ederim.
Kalem mi, klavye mi sorulduğunda gülümserim. Teknolojiye hâkim olanlar için klavye pratik olabilir; fakat 75 yaşında biri olarak kalem ve kâğıttan vazgeçemem. Akıllı telefonlarla bir türlü barışamadım. “Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu” sözü aklıma gelir. Bilgisayar çıkınca kalem ve kâğıt geri plana itildi; ama ben hâlâ kâğıdın sesini, kalemin izini seviyorum.
Okurlarıma son sözüm şudur: Bol bol okuyalım. Televizyon ve sosyal medya hayatımızın bir parçası oldu; ancak okuma oranlarını olumsuz etkiliyor. Hayat düşündüğümüzden daha kısa.
Artık yaşlılık ceketini giymiş biri olarak gençlere şunu söylemek isterim: Hedeflerimizi büyütürken güzel amellerimizi küçültmeyelim. Sonsuzluk yurdu olan ahirete hazırlıksız gitmeyelim. Bu dünyada iyilikle iz bırakalım; bir yetimin başını okşayalım. Eğer bunu yapamıyorsak, bir gül veremiyorsak bile bir gülümseme verelim. Çünkü Peygamber Efendimiz buyurur: “Gülümsemek de bir sadakadır.”
Kalp kırmadan, severek ve sevilerek yaşayalım. Özümüze, tarihimize dönelim; köklerimizi unutmayalım.
Eğitimci - Yazar Zeliha Yavuz (Almanya)
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.