Editör
Epstein Skandalı ve Ramazan'a Girerken Üzerimizdeki Sorumluluklar
Dünya, son haftalarda Epstein belgeleriyle çalkalanıyor. Jeffrey Epstein ismi, aslında yıllardır karanlık ilişkileri, insan kaçakçılığı ve özellikle reşit olmayan kız çocuklarına yönelik istismarıyla gündemdeydi. Ancak geçtiğimiz günlerde mahkeme kararıyla yayınlanan binlerce sayfalık belgeler, işin sandığımızdan çok daha büyük olduğunu gösterdi.
Epstein'ın işbirlikçisi Ghislaine Maxwell'in davasında gizliliği kaldırılan belgeler, dünyaca ünlü siyasetçilerin, iş insanlarının, kraliyet ailesi üyelerinin ve sanatçıların isimlerini birer birer ortaya döktü. Belgelerde adı geçenler arasında Prens Andrew, Bill Clinton, Donald Trump gibi isimler var. Ancak asıl çarpıcı olan, bu isimlerin sadece "arkadaşlık" ilişkisiyle anılmaması; bazılarının doğrudan istismar zincirinin içinde yer aldığına dair ifadeler, bazılarının ise bu suç örgütünü bildiği halde sessiz kaldığı yönündeki iddialar.
Bu skandal neyi gösterdi? Öncelikle, Batı'nın "insan hakları", "çocuk koruma", "kadın hakları" söylemlerinin ne kadar samimiyetsiz ve içi boşaltılmış olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Kendini medeniyetin beşiği olarak gören ülkelerin seçkinleri, onlarca yıl boyunca çocuk istismarını görmezden geldi, hatta bazıları bizzat içinde yer aldı. Bunun nelere sebebiyet verdiğini hep birlikte görüyoruz: Güç sahiplerinin dokunulmazlığı, adaletin parayla satın alınabilir hale gelmesi, insanlığın en temel değerlerinin ayaklar altına alınması.
Skandalın mevcut hali yeteri kadar mide bulandırmıyormuş gibi önümüzdeki günlerde yeni belgelerin de yayınlanması bekleniyor. Bu belgeler yayınlandıkça, belki de bugün "saygın" diye bildiğimiz daha pek çok ismin bu karanlık ağın içinden çıkması muhtemel. Ancak asıl önemlisi, bu skandalın bize gösterdiği gerçek: İnsanlık, vahiyden ve ahlaktan koptuğunda, en medeni görünenleri bile ‘nasıl da canavarlaşabildiği’. Düştükleri o derin çukurda, battıkları o bataklıkta, bulandıkları o çamurdaki halleri için üstad Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin sözü ne kadar da nokta atışı bir tespit olduğunu görüyoruz:
Hem dalâletin yolunda – sâbıkan beyân edildiği gibi – esfel‑i sâfilîne insanı öyle bir sukùt ettiriyor ki; hiçbir medeniyet, hiçbir felsefe ona çare bulamadıkları ve o derin zulümât kuyusundan hiçbir terakkiyât‑ı beşeriye, hiçbir kemâlât‑ı fenniye, insanı çıkaramadığı hâlde; Kur'ân‑ı Hakîm, îmân ve amel‑i sâlih ile o esfel‑i sâfilîne sukùttan, insanı âlâ-yı illiyîne çıkarır. Ve delâil‑i kat'iyye ile çıkarmasını ispat ediyor. Ve o derin kuyuyu terakkiyât‑ı maneviyenin basamaklarıyla ve tekemmülât‑ı rûhiyenin cihâzâtıyla dolduruyor.
(Sözler - Otuz İkinci Söz)
İşte tam bu noktada, meseleyi farklı boyutlarıyla ele alan yazarlarımız oldu.
Atilla Yargıcı, "Epstein Belgeleri ve Batı Deniyyeti" başlıklı yazısında, Batı medeniyetinin "mim"siz yani deniyyet olduğunu vurguluyor. Said Nursi’nin bu medeniyeti, ‘kötülükleri iyiliklerine galip gelmiş bir deniyyet’ olduğu ifadesini tekrarlayarak bu karanlık yapının aslında sistematik olduğunu, Epstein'ın bir "şahıs" değil, küresel Siyonist aklın temsilcisi olduğunu anlatıyor. Yazının tamamı için [buraya tıklayabilirsiniz].
Epstein Belgeleri ve Batı Deniyyeti
Ahmet Yılmaz ise "Yalancı Cennetin Cehennem Kokusu" başlıklı yazısında, olayı bir "skandal" olmaktan ziyade kendi kendini ifşa eden bir itiraf olduğunu ifade ederek medeniyet eleştirisine dönüştürüyor. Said Nursi'nin "sağ elinde sakîm felsefe, sol elinde sefih medeniyet" tarifini hatırlatarak, "Altınla sıvanmış salonların, kristal avizelerin, özel jetlerin ve ada saraylarının altında; çürümüş bir vicdan, kokmuş bir ahlâk ve insanlıktan kopmuş bir akıl yatmaktadır" diyerek, Batı'nın içine düştüğü trajediyi gözler önüne seriyor. Onun yazısını okumak için [buraya tıklayabilirsiniz].
Yalancı Cennetin Cehennem Kokusu
Elif Akçan, "Mimsiz Medeniyet!" başlıklı yazısında, daha duygusal bir dille, "insan bozması canavarlar ve kan emici zihniyetler" olarak nitelendirdiği bu vahşi yapı karşısında bir insan olarak üstadın “Zalimler için yaşasın CEHENNEM!” sözüyle nefes aldığını söylerken Müslümanların sorumluluğunu hatırlatıyor. "Zaman, imanı kurtarma zamanıdır" diyerek, asıl mücadele alanımızın ne olduğunu gösteriyor. Onun yazısına [buraya tıklayabilirsiniz].
Epstein Olayı ve Mimsiz Medeniyet!
Dr. Mansoor Malik, "Epstein Adası ve Elitler İlgili Bir Tefekkür" başlıklı yazısında, olayı daha geniş bir perspektiften tefekküri bir boyutta ele alıyor. Epstein skandalında ahlaki çürümüşlüğü gösteren her bir olayın aslında ahlaki dirilişin eşiğinde yaşanıyor olabileceğine dikkat çekerek hak ile batılın ayrılacağı bir dönemde Hz. İsa’nın nüzulünden haber veren semboller olabileceğine dikkat çekiyor. 9 Adımdan oluşan derinlemesine bu vicdan muhasebesini okumak için [buraya tıklayabilirsiniz].
Epstein Adası ve Elitler İlgili Bir Tefekkür
“Bir vicdan seferberliği başlatmak zorundayız.” diyor Ahmet Yılmaz. Konuyla ilgili “Küçük Bedenler Büyük Tehlikede: Gözlerimizi Daha Ne Kadar Kapatacağız?” başlıklı ikinci yazısında “Bugün susmak, yarının utancını imzalamaktır.” diye ekliyor. “Özgürlük” ve “trend” kelimelerinin sahne ışıkları altında, şekerle kaplı zehirlerle saldırı altında olan çocuklarımızı korumak için harekete geçmenin önemine dikkat çekiyor. Yılmaz, aşağıdaki paragraf ile skandalın yaşandığı ülkenin röntgenini çekerken kendi öz evlatlarımız ile ilgili neden alarm seviyesinde olmamız gerektiğini de şöyle hatırlatıyor:
“Bir toplumun gerçek yüzü, en zayıfını nasıl koruduğuna göre anlaşılır. Çocuklarını koruyamayan bir medeniyet, yüksek binalarına rağmen içten içe çökmüş bir harabeden ibarettir. Çünkü çocuk, geleceğin sadece teminatı değil; aynı zamanda bugünün vicdanıdır.”
Yazının tamamı için [buraya tıklayabilirsiniz].
Küçük Bedenler Büyük Tehlikede: Gözlerimizi Daha Ne Kadar Kapatacağız?
Bu yazıların her biri, Epstein skandalının farklı bir boyutunu aydınlatıyor. Biz Muhabbet Medya olarak, yazarlarımızın bu cesur ve derinlikli kalemlerinden dolayı gurur duyuyor ve onlara teşekkür ediyoruz.
Peki tüm bunlar olup dünyada bu karanlık dolaplar dönerken, biz Müslümanlar olarak ne yapacağız? Epstein belgelerinin gösterdiği gibi, insanlık vahiyden ve ahlaktan koptuğunda nerelere savruluyor. İşte tam da bu noktada, önümüzdeki hafta kapımızı çalacak olan Ramazan-ı Şerif, bize ilahi bir arınma ve yeniden diriliş fırsatı sunuyor. 19 Şubat 2026 (1 Ramazan 1447) Perşembe günü ilk iftarımızı yapacağız. Muhabbet Medya olarak okurlarımızla birlikte idrak edeceğimiz 4. Ramazan Ayı'mız bu yıl.
Bu Ramazan'ı, sadece oruç tutup geçireceğimiz günler olarak değil, aynı zamanda çocuklarımızı ve gençlerimizi küresel tuzaklardan koruyacak bir bilinçlenme mevsimi olarak değerlendirmeliyiz. Epstein skandalının gösterdiği gibi, Batı'nın "özgürlük" adı altında dayattığı ahlaksızlık, doğrudan çocuklarımızı hedef alıyor. Buna karşı en güçlü silahımız, imanlı ve ahlaklı nesiller yetiştirmek.
Bu yıl Ramazan'da, özellikle çocuklarımız ve ailelerimiz için pratik içeriklere daha çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz. Geçmiş ramazanları bizim gibi yaşama nimetinden yoksun çocuklarımıza Ramazan'ı yaşayabilecekleri ortamlar oluşturmak, bugünün ihtiyaçlarına yönelik içeriklerle Ramazan ayını daha yaşanabilir, daha hissedilebilir bir noktaya taşımak aslında bizim elimizde. Çocuklara Ramazan'ı sevdirecek etkinlikler, oyunlar, hikayeler onların seviyesine uygun ibadet anlatımları, aile içi Ramazan geleneklerimiz üzerine yazılar… Tüm bunlar, bu yıl sitemizde daha çok görmek istediğimiz çalışmalar.
Ayrıca, Ramazan ayında her birimizin ihtiyaç duyduğu yetenek setlerimizi güncellemek adına, psikoloji uzmanlığı olan yazarlarımızdan sabır eğitimi, öfke yönetimi, odaklanma stratejileri gibi konular ihtiyaca cevap veren çalışmalar olacaktır. Oruç sadece aç kalmak değil; nefsimizi terbiye etmek, duygularımızı kontrol etmek, sabrı öğrenmek demek. Bu konularda yazacak yazarlarımızın çalışmalarını sabırsızlıkla bekliyoruz.
Ramazan ayı boyunca, edebiyatımızın en nadide çiçeklerinden Ramazan Manileri, bu yıl da kıymetli yazarımız Hülya Yakut Üstündağ'ın kaleminden gönüllerimize dokunacak. Onun emeğiyle artık ciddi bir Ramazan manileri arşivimiz oluştu. Kendisine bu güzel hizmetinden dolayı şükranlarımızı sunuyoruz.
Şekercihan Derneği'nin Youtube Kanalı'nda "Bir Bayramdır Ramazan" sloganıyla yıllardır ürettiği kıymetli içerikler, geçtiğimiz senelerde olduğu gibi bu sene de sitemizden takip edilebilecek. Bu güzel işbirliği vesilesiyle Şekercihan ailesine teşekkür ediyoruz.
---
Sitemizle ilgili birkaç hususu da paylaşmak isteriz. Yazarlar sayfamızla ilgili hem teknik bir ihtiyaç hem de ziyaretçi dostu bir yaklaşımla düzenlemeye gittik. Son bir yıl içinde aktif olmayan yazarlarımızı "Yazar Arşivi" sayfasına taşıdık. Tekrar yazmaya başladıklarında kendilerini aktif Yazarlar sayfamızda görmekten mutluluk duyacağız. Bugün itibariyle son bir yıl içerisinde katkı sağlamış 24 aktif yazarımız bulunuyor. Bu sayının artması, kaliteli içeriklerin çoğalması en büyük temennimiz.
Sosyal medya hesaplarımızda hâlâ zayıfız. Oysa paylaşımlarınız, yazılarımızın daha çok kişiye ulaşması için en büyük destek. Epstein gibi skandalları derinlemesine tefekkür eden yazıların da, Ramazan'ın güzelliklerini anlatan yazıların da daha çok kişiye ulaşması, hepimizin sorumluluğu. Sosyal medya hesaplarımızı takip etmeniz ve paylaşımlarımızı yaymanız bizim için çok kıymetli.
Atilla Yargıcı'nın yazısında sorduğu soruyu önemine binaen buraya taşımak yanlış olmaz:
"Müslümanlar uyanık olmaktan da öte şuurlu ve bilinçli olmak zorunda. Ekonomik güçlerini birleştirerek dünyaya İslam ahlakını ve aile değerleri, sevgiyi, şefkati merhameti yaymak için, çocukları küresel Siyonist aklın tuzaklarından kurtarmak için kendi film, çizgi film sektörünü, kendi sosyal medyasını oluşturmak zorunda."
Biliyoruz ki yıkmak kolay, inşa etmek zor. Belki de zararlı her bir içeriğe karşı koymak için 3-4 üretim yapmak ve karanlıkları Kur’an-ı Kerim’in nuruyla aydınlatana dek çalışmaya devam etmek zorundayız.
Biz Muhabbet Medya olarak, bu bilinçle hareket ediyor, her geçen gün biraz daha büyüyen bir aile oluyoruz. Ramazan'ın rahmet ikliminde, daha güzel yazılarla, daha güzel içeriklerle buluşmak üzere…
Muhabbetle kalın.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.