Said Yargıcı
Kur’an Hakikatlerini Anlamaya Engel İki Husus
İçlerinden seni dinlemeye gelenler de var. Fakat sen, sağırlara, üstelik akılsız da olanlara dinletebilir misin? İçlerinden sana bakanlar da var. Fakat sen, körlere, üstelik basiretleri de yoksa yol gösterebilecek misin?
(Yunus,10/42-43)
Kur’an’ı Kerim, bazı insanların Kur’an’a ve peygamberimize inandığını, bazılarının da inanmadığını bildiriyor. Bu iki ayette ise inanmayanların iki grup olduğuna işaret ediliyor. Bunlardan bir kısmı, peygamberimiz’e (s.a.v) şiddetli kin, düşmanlık içinde olanlar ve onun getirmiş olduğu dinden nefret eden insanlardır. Bir kısmı da bu derecede düşmanlık ve nefret içinde olmayan kimselerdir. Bu iki ayette birinci kısım insanlar nitelendiriliyor.
İşte bunlardan bir kısmı peygamberimizin kelamını, Kur’anı dinliyor. Ama kin ve düşmanlık duyguları onları sağır ettiğinden dolayı söylenen sözlerden istifade edemiyorlar. İnsanın bir başkasına karşı nefreti ve düşmanlığı arttığı zaman, karşıdaki insanın güzel sözlerini duymaz. Güzel sözlerinin içinde hep çirkin olan bir şeyler arar. Sağırlık kulaktadır. Yani kendisine gelen seslerin ne anlama geldiğini anlamaz sağır. Şiddetli nefret ve düşmanlık hissi, insanın manen sağırlaştırıyor ve Hz. Muhammed’in, Kur’an’ın sözlerini, cümlelerini idrak edemiyorlar. Kur’an’dan istifade etmek için, kin ve nefret hislerini temizlemek gerekir. Onun ne demek istediğini anlamak maksadıyla okumak ya da dinlemek gerekir.
Körlük de, resimleri, suretleri idrak etmemek demektir. İnsanın içindeki buğz ve nefret de kendisinin düşman olduğu kişilerin güzel ahlaklarını, güzelliklerini görmez, göremez. Sağır bir kimseye bir şey dinletmek mümkün olmadığı gibi, köre de bir şey göstermek mümkün değildir. Hakka ve hakikata kulaklarını tıkayan, gözlerini kapayan insanların da İslam’a dost, Peygamberimiz’e (s.a.v) tabi olması imkansızdır. Bu ayet, tefsircilerimizin beyanlarına göre, peygamberimiz’i (s.a.v) ve onun yolundan giden insanları teselli etmek istiyor. Çünkü bu tip insanların akıllarında bir maraz, bir hastalık var ki, ilacı ve doktoru kabul etmiyorlar. Zarara kendi rızası ile girene merhamet edilmez. Onların lehinde düşünülmez. Hakkı kendi iradeleriyle, akıllarıyla kabul etmeyen insanlar da aynı durumdadır.
Bu iki ayetteki ifadelere göre, işitmek görmekten daha faziletlidir. Her azanın kendisine göre bir üstünlüğü vardır. Bazı alimler kulağın gözden daha üstün olduğunu, bazıları da gözün kulaktan daha üstün olduğunu söylemişlerdir. kulak göze göre daha üstündür diyenler, buna bazı deliller de getiriyorlar. Her şeyden önce ayette, İşitemeyenin aklının da gidebileceğine vurgu yapılması bu manayı akla getiriyor. Görmeyenin aklının gidebileceği ifade edilmiyor. Bunun bir başka delili de, âmâ olanların peygamber olabileceği, ama sağır olanların olamayacağıdır. Çünkü görmemek, risalet görevini ifa etmeye engel değildir. Fakat sağır olmak engeldir. Çünkü insanların sorularını duymak ve ona göre cevap vermek mümkün olmuyor.
Diğer taraftan kulak, her taraftan gelen sesleri duyabiliyor. Ama göz sadece ön tarafı görebiliyor. Gözün daha üstün olduğunu söyleyenler de şu delilleri dile getiriyor: Araplar demişlerdir ki, “Leyse verae’l-ayani beyanün”, görmenin ötesinde beyan yoktur. İnsanın Cenab-ı Hakkın çeşitli mahlukatlarını fark etmesi ancak gözüyle mümkündür. Kulak o kadar çeşitli varlıkları duyamaz. Diğer taraftan göz çok uzak mesafeleri görebiliyor, tefekkür edebilir. Kulak ise belli sesleri görebiliyor. Gökyüzündeki yıldızları gözle görürüz, kulakla işitemeyiz. Bütün bunlar gösteriyor ki, kulağın da gözün de kendisine göre özellikleri ve üstün yönleri vardır. Burada bu özelliklerden çok, inançsız insanların gözlerini, basiretlerini hakikati görmeye kapatması, kulaklarını hakikati işitmeye tıkamasıdır. Bunları da düşmanlık, nefret gibi duygularla yapmalarıdır.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.