“Ye Kürküm Ye” ve Piyasa Toplumu

Ne vakit Nasreddin Hoca’nın bu sitemkâr sözünü okusam, hatırıma, Hoca’nın Timur’a, üzerinde peştamal olduğu halde verdiği harika ders aklıma gelir. Gerçek mi değil mi bilmiyoruz; rivayet odur ki, Hoca’nın ününü ve hazır cevaplı oluşunu duyan Timur, tanımak ve merak saiki ile onu hamama gittiği bir vakitte yanına çağırtır. Peştamalıyla Hoca’nın karşısına dikilip, kibirli bir şekilde, “Hoca, söyle bakalım ben kaç para ederim?” deyince Nasreddin Hoca kibir ve zulüm abidesi bu adama, o günün ederi ile mesela “üç akçe!” deyince Timur, hamamın duvarlarında yankılanan vahşi bir kahkaha atar. “İlâhi Hoca! belimdeki peştamal zaten üç akçe eder” deyince Hoca, “taşı gediğine” koyar: “Zaten ben de peştamala fiyat biçtim!” 13. yüzyılda söylenmiş bu sözü getirip 21. asrın üzerine şablon gibi koyalım. Altından sizce ne çıkar?

Nasreddin Hoca’nın (1208-1284) çağdaşı Hz. Mevlâna da (1207-1273) sanki Hoca’nın bu sözünü ve olayını teyit edercesine demiş:

“Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok,
Nice elbiseler gördüm içinde insan yok.”

(Hz. Mevlâna -ks)

Yanlış anlaşılmasın, Nebevî bir tavsiye olan güzel giyinmeyi tenkit ediyor değiliz. Bilakis takdire şayandır. Tahmin ettiğiniz gibi anlatmak istediğimiz şey başka. Dünkü zamanda insanlar “düşünüyorum o halde varım” derken, bugünkü zamanda belki “görünürsem varım” gibi bir girdaba girmişler… Bir ömür içinde yok ya da hiç hükmünde olan “bir an-ı seyyalede” görünür olmak… Ama dünyalığı ile.

Evet, içinde “insanın” olmadığı elbiseler… Tıpkı, pahalı peştamal içindeki Timur gibi. Dijital çağ, insanın merak duygusunu tetiklemesi ve egosunu tahrik etmesiyle “önde görünmek” istemesinin ya da “görünür olmanın” hayli revaçta olduğu bir zamanı idrak ediyoruz. Değer ölçümüz: dijital mecralarda veya sanal yahut sosyal medya ortamlarında günde bilmem kaç kez “tıklanmak” ya da şu kadar “takipçiye” yahut “reyting”e ulaşmak. Yani değerimizi Sanal Piyasa belirler oldu. İnsana değer, emtiaya fiyat biçilir. İnsan için “değerli” deriz, emtia için “pahalı.” Değer mi, fiyat mı? Ekonomi ilmi, “fiyatı, piyasanın arz-talep dengesi belirler” deyip müdahaleyi reddeder; el emeği, alın teri, göz nuruna emtia nazarıyla bakıp ücrete, “emeğin, zamanın fiyatıdır ya da kirasıdır” der. Her şeyi para ile fiyatlandırır; para da bir mübadele ve emtiayı fiyatlandırma aracı olmaktan çıkar, günümüzde olduğu gibi, maddi-manevi her şeyin “değer ölçüsü” olur. İşte içtimaî ve iktisadî sorunlar da insana “Homo economicus” nazarıyla bakılmaya başladığı andan itibaren başlar. Hayata ve insana cismaniyet mülahazası ile bakış açısı devam ettiği müddetçe sorunlar çözülmek bir yana, bilakis, kar topu misali büyür. O kadar büyür ki, her şeyin altında kalacağı çığ olur.

İnsanın değeri meselesine gelince, bir insan, değerini kendisi ya arttırır ya da hiç eder, düşürür. Hak katında da halk nezdinde de… İşte insanın değerine değer katan, onu kıymettar hale getiren hikmetli bir söz:

“Çünkü, bir adamın kıymeti himmeti nispetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir… Kimin himmeti yalnız nefsi ise, o insan değil. Çünkü, insanın fıtratı medenîdir.”

(Hutbe-i Şamiye)

Tebessümle tefekkürü bir araya getirip, mizahı, gülmeceyi tefekküre dönüştüren Nasreddin Hoca’ya atfedilen başlıktaki hikâyeyi herkes bilir; en azından duymuşluğu vardır. Sanki yaşadığı 13. yüzyılı değil de bugün 21.asırda yaşamakta olan piyasa ve tüketim toplumunu ve bu toplumun karakteristik özelliklerini tasvir ediyor gibidir. Kendisi dahil her şeye parasal değer / fiyat biçen, kazandığı para, oturduğu ev, bindiği araba, koluna taktığı saat… yani ürettiğinden daha çok tükettiği ile öğünen, dünyalık ile itibar kazandığını zanneden toplum ve bireyler… Bu toplumda insanın değeri, tıpkı fıkradaki kürk misali, sırtındaki elbisenin fiyatı kadardır. Öfkelenince bile muhatabına, “Kaç paralık adamsın?” diye bağıran insanlar topluluğu…Ya da sözün ele-ayağa düştüğü, sözün senet olmaktan çıktığı ve senedin de bir hükmünün kalmadığı piyasa… Derdi ve davası “dünyalık” olan bir toplum… Hikmet ehli bir zat şöyle demiş: “Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olur.”

**

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.