A. Levent Ertekin

A. Levent Ertekin

Mekke Antlaşması: Yeni Bir Dönemin İlk Adımı mı?

Tarih bazen sessiz yazılır. Atılan bir imza, yapılan bir zirve ya da kurulan yeni bir ittifak, yıllar sonra dönüp bakıldığında bir çağın başlangıcı olarak değerlendirilir. Suudi Arabistan'da imzalanan Mekke Savunma Antlaşması da böyle bir sürecin habercisi olabilir.

Elbette her uluslararası antlaşmanın güçlü ve zayıf yönleri vardır. Hiçbir anlaşma tek başına bütün sorunları çözmez. Ancak son yüz yılın muhasebesi yapıldığında İslam dünyasının yaşadığı parçalanmışlık, iç savaşlar, dış müdahaleler ve siyasi istikrarsızlık, ortak hareket etmenin artık bir tercih değil, bir zorunluluk hâline geldiğini göstermektedir.

Bu gelişmeyi, rahmetli Adnan Menderes döneminde ortaya konulan bölgesel iş birliği anlayışının günümüzdeki yeni bir yansıması olarak değerlendirmek mümkündür. Değişen sadece isimler ve şartlardır; değişmeyen gerçek ise bu coğrafyanın jeopolitik önemidir.

Anadolu'dan Basra Körfezi'ne uzanan hat, tarih boyunca yalnızca ticaret yollarının değil, medeniyetlerin ve güç mücadelelerinin de merkezi olmuştur. Dün İpek Yolu'nun geçtiği bu topraklar, bugün enerji koridorlarının ve küresel rekabetin odak noktasındadır. Böyle bir coğrafyada yaşayan devletlerin güçlü ittifaklar kurması, sadece siyasi bir tercih değil, stratejik bir zorunluluktur.

Bu birlikteliğin referansı İslam dünyası da olabilir, Türk dünyası da... Önemli olan ortak tarih, ortak güvenlik ve ortak gelecek anlayışı etrafında buluşabilmektir. Yaklaşık bir asır önce dile getirilen İttihad-ı İslam fikrinin bugün farklı şartlar altında yeniden konuşuluyor olması da bu açıdan dikkat çekicidir.

İlk bakışta güvenlik merkezli görünen bu tür anlaşmaların zaman içinde ekonomi, enerji, teknoloji, savunma sanayi, eğitim ve ticaret alanlarında daha kapsamlı iş birliklerine dönüşmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Kalıcı ittifaklar yalnızca ortak tehdit algısıyla değil, ortak kalkınma hedefleriyle güçlenir.

Bu noktada Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın sahip olduğu imkânlar dikkate değerdir. Pakistan'ın nükleer caydırıcılık kapasitesi, Türkiye'nin savunma sanayisinde son yıllarda ortaya koyduğu teknolojik atılım ve Suudi Arabistan'ın güçlü mali kaynakları aynı çatı altında değerlendirildiğinde, bölgesel dengeleri etkileyebilecek önemli bir güç merkezi ortaya çıkabilir.

Ancak her stratejik kazanım, beraberinde yeni sorumluluklar da getirir. Böyle bir ittifakta taraflardan birine yöneltilecek bir tehdidin diğer üyeleri de doğrudan ilgilendirmesi ihtimali, karar alma süreçlerini daha hassas hâle getirecektir.

Bugün Türkiye'ye doğrudan askeri bir müdahale ihtimali düşük görünse de Pakistan'ın bulunduğu güvenlik ortamı daha kırılgan bir yapı arz etmektedir. Hindistan ile yaşanan gerilimler, Güney Asya'daki dengeyi zaman zaman yeniden tartışmalı hâle getirmektedir. Bunun yanında Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler de dikkatle takip edilmelidir. ABD ile İran arasında yaşanabilecek olası krizlerin veya bölgesel çatışmaların genişleme riski, bölgedeki tüm aktörleri yakından ilgilendirmektedir. Böyle bir ortamda kurulacak her ittifakın güçlü bir koordinasyon, karşılıklı güven ve sağduyulu diplomasiyle desteklenmesi hayati önem taşımaktadır.

Dünya yeni bir jeopolitik dönüşüm yaşamaktadır. Küresel güç dengeleri yeniden şekilleniyor, uluslararası sistem yeni bir denge arayışına giriyor. Böylesi kritik bir dönemde Türkiye’de, uluslararası sistem içinde yeni bir denge arayışına giriyor. Böylesi kritik bir dönemde Türkiye'nin masada söz sahibi, itibarlı ve yön belirleyen ülkeler arasında yer alması, sadece bugünün değil, gelecek nesillerin de menfaatinedir.

Hiç kuşkusuz tarih, bu antlaşmayı da kendi sonuçlarıyla değerlendirecektir. Ancak görünen odur ki bölgemiz, eski ezberlerin bozulduğu ve yeni iş birliklerinin şekillendiği bir döneme girmiştir. Eğer bu süreç karşılıklı güvene, adalete ve ortak çıkarlara dayanırsa, yalnızca taraf ülkeler değil, bütün bölge bundan kazançlı çıkabilir.

Temennimiz odur ki, bu adımlar çatışmayı değil barışı; ayrışmayı değil dayanışmayı; istikrarsızlığı değil güveni güçlendirsin. Çünkü güçlü devletler kadar, güçlü ittifaklar da geleceğin dünyasında belirleyici olacaktır.

Hayırlı olsun.

A.levent ERTEKİN / Sosyolog

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.