Raşit Duran
Bîzar Olduğumuz İki Fenalık: Suistimal ve İstismar
Suistimal: TDK’ya göre bir görev ve yetki veya hakkı kendi çıkarları doğrultusunda kötüye kullanma,
İstismar: TDK'ya göre birinin iyi niyetini kötüye kullanma ve sömürme anlamına gelmektedir.
Evet, içtimai hayatın her kesiminden ve her cihetinden yükselen (özellikle siyasi ve iktisadi cihetiyle kamusal alanda), âdeta evrensel hale gelmiş, hukukun bile önlemekte âciz kaldığı şu iki fenalık türünde de dikkate değer olan husus, fertlerin iyi niyetini yahut iyi fiilini, görevlilerin çıkar amacıyla ve menfaat teminiyle hak edilmemiş bir kazanca dönüştürme eylemi vardır. Belki bu yüzden hem maddeten hem manen hem hukuken suçtur. İçinde alın terinin, el emeğinin, göz nurunun bulunmadığı bir eylem, bir fiil…
Bu anlamda İlahî ikaz şudur: “Malları aranızda batıl (haksız ve haram) yollarla yemeyin!” (Bakara, 188) “Batıl ve haram yollardan” maksat ne ola ki? Değişik versiyon ve türevleriyle çokça gördüğümüz suistimal, istismar, rüşvet, iltimas, ihtikar, zimmet, yolsuzluk, gayrı meşru kazanç… ila ahir.
Eski Said Dönemi eserlerinden Nutuk’ta, iki fenalıktan biri olan suistimale dair, “Herkes vazifesini Bilmeli, Suistimal Etmemeli” başlıklı, gazete ve gazeteciler üzerinden (bugün “medya” diyoruz), günümüze ışık tutan, uyarıcı nitelikte bir yazı vardır. Uyarının “medya” üzerinden yapılması günümüz itibariyle hayli manidardır. Üstelik bu makalenin, yazıldığı zaman diliminden çok bugün, bu kadar manidar, anlamlı ve kıymettar olması, “demokrasilerde dördüncü kuvvet” olarak tesmiye edilen / isimlendirilen basının / (yazılı, görsel, işitsel dijital mecralarla) medyanın toplumsal çapta yaptığı tahribat cihetiyledir. Biri bazen bin, hatta milyon yapan araç ve vasıta olarak medyanın iyiye kullanılırsa “iyilik”, kötüye kullanılırsa “fenalık” getireceği izahtan varestedir.
Güzel bir söz vardır: “İyilik iyiliği, fenalık fenalığı getirir.”
Bugün içtimai hayatın her cihetinde sıkça duyduğumuz, rastladığımız ve yaşadığımız bu iki fenalık türünün sebebi, “İman hem nurdur hem kuvvettir” hükmünce, “muharrik-i vicdan olan kutsiyetin” yeterince etkili olamayışı, kuvve-i maneviyedeki zayıflık veya zaaf-ı diyanet iken, çözümü de merkezinde yine inancın bulunduğu kuvve-i maneviyenin güçlendirilmesiyle, vicdanın işlevini hakkıyla yapabilmesiyle olabilecektir. Her iki fena fiil de mesela, şer’i hukuka göre manevi mesuliyeti gerektirdiği gibi mer’i hukuka (TCK’ya) göre suç olup, cezai yaptırımı icap eder.
Maddi, fiziksel ve psikolojik, manevi anlamda istismarın çeşitleri vardır.
- Fiziksel istismar: Bir kişinin rızası olmadan şiddete başvurarak fiziksel olarak acı verilmesi.
- Cinsel istismar: Bir kişinin rızası olmadan veya fiziksel ve psikolojik baskıyla cinsel amaçlar için kullanılması.
- Psikolojik istismar: Bir kişiyi yapmak istemediği bir şeyi yapmaya razı etmek için veya keyfî olarak duygusal durumundan yararlanarak psikolojik baskı uygulanması. İşyeri, kurum ve kuruluşlardaki “mobbing / sistematik olarak uygulanan psikolojik baskı” uygulaması.
- İnsan hakları ihlalleri.
- Hayvan istismarı. Hayvanlara yönelik şiddet, kötüye kullanım;
- Gücün istismarı, kötüye kullanımı.
- Her türlü zorbalık ve özellikle eğitim kurumlarındaki “akran zorbalığı”.
- Her türüyle çocuk istismarı. Çocuklara yönelik fiziksel, psikolojik, duygusal ya da cinsel istismar ve buna benzer şeyleri sayabiliriz.
Çözümü konusunda elbette maddi anlamda yasal düzenlemeler, hukukî yaptırımlar, cezaî müeyyideler şarttır ve olmalıdır. Fakat bundan çok evvel, (bireysel ve toplumsal manada), akıl, kalp, ruh, vicdan vesair letâif mekanizmalarında da bu iki bulaşıcı kötülüğün içindeki “fenalığı ve netice ve semeresinin kötülüğünü” kişiye, âdeta “görüyor gibi” hissettirilmelidir. Zira, yasaların, kanunların, maddi müeyyidelerin yetersiz yahut aciz kaldığı, tamiri yahut tedavisi mümkün olmayan yaralar, ancak manevî ve uhrevî ilaçlarla tedavi edilebilir.
“Ölümden gayrı her şeyin çaresi vardır” derler.
İşte ısrarla, Risale-i Nurları nazara vermemizin en birinci ve mühim sebebi, hayatımızın her cihetine nüfuz edip, kötülüklerin ve fenalıkların kararttığı kalplerimizi inancın nuruyla dolduruyor olması hasebiyle, bizi “iyi birer insan” ediyor olmasıdır. Tıpkı Balkanların Bilgesi Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi: “İyi insan olmadan iyi Müslüman olamayız!”
Son söz; “Çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde cezaa iltica etmemek gerektir.” (Hutbe-i Şamiye)
Herhalde istismarın en kötüsü ve zararlısı da ebedi hayatın kazanılacağı şu kısa ve fani hayatın suistimaliyle hayatın istismarı olsa gerektir.
**
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.