Nadire Batu
Batı Psikolojisi Bize Uyar mı?
Batı psikolojisindeki yaklaşımların çoğu, bizim inanç, ahlâk ve değer dünyamızla, örf ve âdetlerimizle bütünüyle örtüşmez. Çünkü onların insan, hayat ve ahiret anlayışı ile bizim anlayışımız arasında temel farklılıklar vardır. Özellikle çocuk eğitimi ve aile hayatı söz konusu olduğunda, bizim inançlarımızın yanında örf ve âdetlerimizin de dikkate alınması gerekir. Onların elbisesi bize her zaman uymaz.
Biz Müslümanız; bizim temel ölçümüz vahyin rehberliğidir. Başka bir anlayıştan gelen her yaklaşımı olduğu gibi benimsemek yerine, onu kendi inanç, ahlâk, değer ve kültürel ölçülerimiz içerisinde değerlendirmemiz gerekir. Fakat bu, Batı’dan gelen bütün bilgileri reddedeceğimiz anlamına gelmez. Batı psikolojisi de tek bir anlayıştan ibaret değildir; içerisinde birbirinden farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Dinimize ve değerlerimize aykırı olmayan, insanın faydasına olan bilgiler elbette alınabilir. Mesele, bir bilgiyi yalnızca Batı’dan geldiği için doğru kabul etmek değil; faydalı olanı zararlı olandan ayırabilmektir.
Mesela bazı psikolojik yaklaşımlarda insanın birey oluşu, kendi ihtiyaçlarının farkına varması ve sağlıklı sınırlar oluşturması önemsenebilir. Bunlar elbette değerlidir. Ancak bu anlayış aşırıya götürüldüğünde kişinin kendi isteklerini, rahatını ve sınırlarını her şeyin önüne koymasına; bencilliğe sürüklenmesine ve Allah rızası için fedakârlık yapmasının zorlaşmasına yol açabilir. Oysa biz yalnızca kendimiz için yaşamıyoruz. Rabbimize karşı sorumluluklarımız olduğu gibi anne babamıza, eşimize, çocuklarımıza, akrabalarımıza, dostlarımıza ve çevremizdeki insanlara karşı da sorumluluklarımız vardır.
Aynı şekilde, insanın kendisini yoran veya zorlayan her ilişkiden uzaklaşmasını çözüm olarak görmek de doğru değildir. Elbette insanın zulümden, şiddetten, istismardan ve ciddi zararlardan kendisini koruması gerekir. Fakat her kırgınlık, anlaşmazlık veya geçici sorun, ilişkiyi hemen kesmeyi gerektirmez. Bazen sabır, bazen fedakârlık, bazen güzel bir söz ve gönül almak gerekir. Mümin, yalnızca “Ben rahat mıyım?” diye düşünmez; “Allah benden ne istiyor?” diye de düşünür. Çünkü akrabalık bağlarını korumak, anne babaya iyilik etmek, eşine ve ailesine karşı sorumluluklarını yerine getirmek de kulluğun bir parçasıdır.
Bir başka mesele, psikolojik problemlere yaklaşımımızdır. Elbette bazı durumlarda ilaç tedavisi gerekli olabilir; ilacı bütünüyle reddetmek doğru değildir. Fakat insanın yaşadığı her sıkıntıyı yalnızca ilaçla çözmeye çalışmak da yeterli olmayabilir. İnsan maddî, psikolojik ve mânevî yönleriyle bir bütündür. Bazen insanın ihtiyacı yalnızca bir ilaç değil; güzel bir söz, samimi bir muhabbet, anlaşılmak, dinlenilmek, umutlandırılmak ve Allah’a yeniden yönelmektir.
Bugün psikolojik bir sıkıntı sebebiyle bir uzmana başvuran insan için, uzmanın bilimsel bilgi ve meslekî ilkeler doğrultusunda yardımcı olması elbette önemlidir. Ancak insanı yalnızca “Takma kafana, gez, dolaş, eğlen, hayatını yaşa.” anlayışıyla ele almak yeterli olmayabilir. Çünkü insanın dikkatini dağıtmak başka şeydir, içindeki yaraya temas etmek başka. Bazen yaşanan sıkıntının altında mânevî bir boşluk, Allah ile bağın zayıflaması veya dini gerektiği gibi yaşamama da bulunabilir. Böyle bir durumda insanın yalnızca dünyevî çözümlerle ele alınması, problemin önemli bir tarafının gözden kaçmasına yol açabilir.
Burada önemli bir noktayı da unutmamak gerekir: Bir bilginin bilimsel yöntemlerle ortaya konulmuş olması, onun insan ve hayat hakkındaki bütün yorumlarının mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez. Bilim, insanın davranışlarını ve psikolojik süreçlerini araştırabilir; fakat insanın yaratılış gayesini ve Allah’a karşı sorumluluklarını vahyin ortaya koyduğu şekilde belirleyemez. Çünkü insanı yaratan Allah’tır ve insanın yaratılış gayesini en doğru bilen de O’dur.
Bu sebeple psikoloji alanında aklımızı kullanmalı, faydalı bilgilerden istifade etmeli; fakat insan hakkındaki temel ölçülerimizi vahyin rehberliğinden koparmamalıyız. Kur’an ve sünnetin rehberliği bizim için büyük bir kaynaktır. İnsan ruhunu anlamak, sıkıntılara sabretmek, ümit etmek, affetmek, tevekkül etmek, şükretmek, dua etmek, Allah’a sığınmak ve insanlarla güzel ilişkiler kurmak konusunda elimizde son derece zengin bir miras bulunmaktadır.
Öyleyse kendi medeniyetimizi, ahlâkımızı ve insan anlayışımızı başka medeniyetlerin anlayışlarına göre şekillendirmemeliyiz. Elbette Batı’da insanlığın faydasına olan bilimsel çalışmalar vardır ve bunlardan istifade edebiliriz. Fakat istifade etmek başka, kendi değerlerimizi onların değerlerine göre şekillendirmek başkadır. Bize düşen, başkalarının ürettiği her şeyi olduğu gibi almak değil; faydalı olanı kendi ölçülerimiz içerisinde değerlendirmek ve kendi kaynaklarımızdan da beslenerek ihtiyaçlarımızı karşılayacak çalışmalar ortaya koymaktır.
Çünkü insan yalnızca bir “birey” değildir; aynı zamanda Allah’ın kuludur. Yalnızca dünyaya ait değildir; ahirete de yolcudur. Yalnızca kendi ihtiyaçlarından ibaret değildir; ailesi, akrabaları, toplumu ve bütün insanlıkla ilişkileri vardır. Sadece bedenden ibaret değildir; kalbi, ruhu, aklı ve vicdanı da vardır.
Netice itibariyle, ahlâkımızı, insan anlayışımızı ve hayat ölçülerimizi Allah’tan bağımsız bir kaynaktan alamayız. Batı’dan gelen bilgileri akıl ve vahyin ölçüleriyle değerlendirir, faydalı olanı alırız; fakat asıl ölçümüzü asla kaybetmeyiz. Çünkü mümin için nihai ölçü, Allah’ın razı olduğu ölçüdür.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.