Maruf Özülkü
Siz Erkekler Yok mu, Siz...
Türkiye günden güne büyüyen bir ülke. Müsbet anlamda da büyüyor; menfi anlamda da.
Bir yandan iyi şeyler yapılıyor; iyilerin sayısı ve etkinliği artıyor.
Diğer taraftan da kötülerin; nitelikli kötülük yapanların, hızla organizeleşip profesyonelce yıkım yapanların sayısı ve renkliliği artıyor.
Renklilik ne demek?
Suç işleyenlerin sergiledikleri farklı konumlanmalar, sergiledikleri temsilcilikler, ilişkiye geçtikleri ters kişilikler vesaire.
At izi, it izine karışıp duruyor.
Kendini savcı olarak tanıtıp vatandaşı dolandıranla, dindarlık taslayarak halkın peşin teslimiyet hislerini suistimal eden arasında ne fark var?
İkisi de dolandırıcı..
Organize suç çetesi oluşturup etrafı sindirerek haraca bağlayan ile bir dini teşekkülün başına geçip istibdatla hile ile kirli iş çeviren arasında ne fark var?
İkisi de mafya...
Millete darbe yapan cuntacı ile etbaına soru sormayı yasaklayan ve akıl dışı, izan dışı işlerini pervasızca yürütüp etbaına "akıl sana lazım değil, gözünü kapat ve bana ölü gibi itaat et" diyen despotik müteşeyyih arasında ne fark var?
İkisi de sinsi müstebit hain...
Örnekleri çoğaltabiliiriz.
...
İslam tarihimizde Hazreti Peygamber'in (sav) vefatından sonra başlayan tarikat ve cemaatlerin dine millete ve devlete hizmetleri saymakla bitmez.
Hem dünya işlerini -Ahi zaviyeleriyle mesela- hem ahiret işlerini zühd ve takva ile talim eden savaşta asker, barışta derviş eden, nice kahramanı hem alp hem eren yapan kudsi ocaklardır tarikatlar.
Medreseler asırlarca eğitimin yüz akı olmuştur. Burada dünyayı ışıklandıran Biruni'ler Harezm'ler Piri Reis'ler, İbni Sina'lar, Arabiler çıkmıştır.
Son yüzyıla geldiğimizde ise milletin iman selameti için her şeyini ortaya koyup biiznillah muvaffak olan Bediüzzaman ve Nur talebeleri, Süleyman Hilmi Tunahan ve Kuran hadimleri büyük hizmetler vermişlerdir.
Ve bunun gibi...
Elbette yerli ve yabancı zındıka komiteleri bu kahramanlar ordusuna karşı sinsi müdahalelerde bulunmuşlardır.
Bazen cebren ve zülmen bazen de münafıkane...
Bazen de hedef göstererek algı operasyonlarıyla ve binbir yalanla iftirayla kampanyalar düzenleyerek.
Zaman geçtikçe, ortam normalleştikçe bitleri kıpraşan kirli çevreler, şeytanlık mesaisini postmodern usullerle sürdüreceklerdir.
...
Dolayısıyla mensuplarının sayısı milyonları geçen ve her biri kendi içerisinde çeşitli ihtilaflarla kırk parçaya bölünen bu cemaat ve tarikat teşekküllerinin içerisinde elbette savrulan, tuzağa düşen yada birtakım zaaflara yenik düşerek yada süper bir ego veya hırsla şerre hizmet eden kişiler, klikler yada çeteler ortaya çıkacaktır
Bunlar kirli pazarlıklara, hain teşebbüslere ve alçakça dolandırmalara yeltenebilir.
Mümkün mü, elbette mümkün ve de vakidir.
Daha Efendimiz (sav) hayatta iken Mescid-i Dirar inşa edip paralel mescid yapanlara kadar bu işler gider.
Haşhaşilere Şeyh Bedrettinlere kadar gider.
Çoğu Bektaşi olan Yeniçeri ocağındaki kazan kaldırıp harem-i sultaniyi yağmalayan güruhuna kadar gider. Bir Mahmut Han çıkıp da ocağı yıkayıp buna "hayırlı vaka (Vaka yı Hayriye) adına verene kadar...
...
Elbette yaşanan her elim hadiseden sonra bir özeleştiri yapmak lazım. Cemaatlerin STK'laşması şirketleşmesi yada cemiyetleşmesi yada siyasallaşması, kadrolaşması referans adresi olması tehlikeleri her zaman vardır. Keza cemaat taassubu, egosu ve ümmet ile uhuvvet-i İslamiye ile alaka ve hukukunu zedelemesi vartaları var. Düşmanlarının şımartmasıyla kardeşlerine tuzak kuranları saymıyorum bile.
...
Adli ve idari makamların bu olayların üstüne gitmesini "sırada hangi cemaat var" gibi hain bir algıyla takdim etmek de hainliğin dik alasıdır.
Şüphesiz dünya imtihan dünyasıdır. Herkesin ayak kayma sorunu vardır. Dolayısıyla cemaat ve tarikatları temsil edenlerin de.
Ama kahir ekseriyetine baktığımızda çoğu hizmetini ihlasla fedakarlıkla yürütüyor.
İçlerinde suç işleyen, cinayet eden, kirliliğe bulaşan olursa hem devlete hem mahkemeyi kübraya hem de maşeri vicdana hesap verecektir.
Devlet, kolluk ve adli kuvvetleriyle elbette müdahale edecek ve gereğini yapacaktır.
Bütün bunlar olurken şaşırmaya, teşekküllerin gerekliliği hakkında şüpheye düşmeye gerek yoktur.
Abdestinden şüphesi olan çekinsin.
Suçun benimkisi seninkisi olmaz, kötüyü kim yaparsa yapsın kötüdür. Kınamak ve tecziye etmek gerekir.
Birileri, dine ve dindarlara olan kin ve gayzlarını böyle zamanlarda ortaya çıkararak, "bu cemaatler hepsi aynı" ya da "hepsinin köküne kibrit suyu dökmeli" yollu dessaslıklarına prim vermemek lazımdır.
Ve şükür ki bu hezeyanların müşterisi de çıkmıyor.
Bu çevrelerin tepkisi bana bazı erkeklere karşı söylenmeyi meslek edinmiş genellemeci hatunların repliğini hatırlatıyor;
Siz erkekler yok mu siz; hepiniz aynısınız...
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.