Said Yargıcı
Sadece Dünyayı İstemek Ne Kadar Doğru?
Her kim dünya hayatını ve onun güzelliklerini isterse Biz onlara amellerinin karşılığını orada tamamen veririz. Onlar orada hiçbir zarara uğratılmazlar.
(Hud, 11/15)
Kimi insanlar, geçici olarak bir imtihan için gelinen bu dünyanın ebedî olduğu vehmine kapılarak bütün duyguları, kabiliyetleri, bütün gücü ile bu hayat için çalışıyor. Bu dünya hayatının süsüne talip oluyor. Bu dünya hayatını güzelleştirmeye çalışıyor. Bu tarzda düşünen ve çalışan insanlar her zaman olmuştur. Özellikle insanlar, ahirette Cenab-ı hakkın kendilerine takdim edeceği sonsuz ve mükemmel nimetleri bilmedikleri, bu konuda bir eğitim almadıkları takdirde, bütün varlıklarıyla dünya için uğraşabiliyor. Bilhassa da bundan önceki asırlarda bu tür bazı insanları görmek mümkündü.
Yaşadığımız asırda ise durum biraz daha farklılık arz ediyor. Yüzlerce televizyon kanallarıyla, yazılı basınıyla, romanıyla, hikayesiyle, reklamlarıyla, sinema ve tiyatrosuyla ve en etkilisi cep telefonlarıyla herkes bu dünyaya çağrılıyor, yalnız bu dünya için çalışmaya davet ediliyor. Hayatını güzelce medeniyet fanteziyeleriyle yarı sarhoş, yarı uyuşuk bir şekilde geçirmek insanların en büyük amacı haline geliyor.
Zaten böyle olduğu da günlük konuşmalarımızdan belli değil mi? Ehl-i dünya da ehl-i din de bir araya geldiğinde ekseriyet itibariyle neden bahsediyor? Dinden, ahlaktan, ibadetten mi? Hz Peygamberden mi? Ashabtan mı? Peygamberlerin ibret alınacak hayatlarından mı? Kur’an’dan mı? Hadisten mi? Hayır. Çok küçük bir azınlık müstesna bunlardan bahseden yok. Üç kişi bir araya gelse, dolardan, altından, arsa ve ev fiyatlarından, altından, faizden veya arabalardan bahsediyor. Ve herkes daha lüks bir hayat yaşamanın peşine düşmüş.
İşte ahirzaman denilen bu çağdır. Fitnesinden sığınmamız öğütlenen çağ bu çağ. Zihinlerin, akılların, kalplerin, kabiliyetlerin tamamen dünya menfaatleri ve zinetleriyle meşgul olduğu korkunç bir çağ. Deccal ve süfyan çağı. İsraf çağı.
İşte bu yüzden ahiretin güzelliklerini bilen insanların bile dünyayı ahirete bilerek tercih ettiğini görüyoruz. Kim bilir farkında değiliz ama, biz de bu tercihin içindeyizdir, kim bilir? Ne için çalıştığımızı bir düşünelim? Günlük konuşmalarımızın neler üzerinde döndüğüne bir bakalım? Niyetimizin ne olduğunu anlamaya çalışalım. İşte böyle dehşetli bir asırda bulunduğumuz için, dua etmeye ihtiyacımız var. Yoksa, dünyanın kömür gibi olan değersiz şeylerini, ahiretin elmaslarına değiştirmeye devam edeceğiz.
Ayet buyuruyor ki, muradı dünya olan ve dünya için çalışana çalıştığının karşılığını veririz. Evet insanlar bu dünyada çalıştıklarının karşılığını alırlar. Az ya da çok mutlaka alırlar. Eğer kalpleri sadece dünya hayatına bağlanmışsa, bu dünyada çalıştıklarının karşılığını görürler. Ahirete ise hiçbir şey bırakılmaz. Bu konuda hiçbir zarara uğratılmazlar. Bu yüzden dünya, ahireti düşünmeden, ahirete inanmadan dünyayı tercih edenlerin cenneti gibi gözükür. Peki ahiretteki durumları nasıl olacaktır? Bir sonraki ayet buna açıklık getiriyor:
“Fakat onlar öyle kimselerdir ki, ahirette kendilerine ateşten başka bir şey yoktur. İşledikleri şeyler orada boşa gitmiştir. Zaten bütün yaptıkları da batıldır.”
(Hud, 11/16)
Dünya için çalışanların, ahireti hesaba katmayanların dünyada işledikleri öldükten sonra onlara hiçbir fayda vermez. Bu yüzden ahirete imanımız olmalı, üstelik bu iman sağlam olmalı, diğer iman esaslarıyla birlikte iyice pekiştirilmeli. Sonra da ahireti unutmadan bu dünyada çalışmalarımıza devam etmeli. Bize verilen duyguların asıl tatmin yerinin ebedî ahiret yurdu olduğu aklımızdan çıkmamalı. Bu dünyada sadece helal dairesinde meşru bir şekilde yaşamayı tercih edip, ahirete yatırım yapmaya çalışmalıyız.
Cenab-ı Hak bizleri, ahireti unutmadan dünya için çalışan kullarından eylesin, ahiretin elmaslarını, dünyanın kömürlerine tercih ettirmesin. Amin.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.