Bildik-lerimizden Çok Yapabil-diklerimiz

Doğru olmak şartıyla bilmek, güzel. Yapabilmek, daha güzel. Bilerek yapabilmek, en güzel. Mesela, veren el; bilen, yapan ve bilerek yapabilendir.

Toplumbilimciler çağımıza ve topluma pek çok farklı isimler vermektedirler. Öne çıkan iki isim: Dijital Çağ ve Bilgi Toplumu.

Geçmiş asırlarla kıyaslanmayacak şekilde her türlü bilgiye çok kolay ve çok hızlı ulaşma fırsatı ve imkânı varken çağımıza, Bilge Çağı; topluma Bilge Toplumu demeyi çok arzu ederdim. Ama maalesef diyemiyorum. Bilgi çok, bilgelik yok. Bilgelik, yapabildiklerimizdir.

Bilgi çağı ve toplumunun mottosu: “Bilgi güçtür!” Öyle de bilgi sahibi kişi şöyle diyebilir: “Bilgiliyim, o halde güçlüyüm!” Öyle, amma velakin eyleme dökülmemiş bilgi, nasıl güç, bilgi sahibi nasıl güçlü olabilir?

Konfüçyüs: “Bilmek, uygulamaktır.” demiş. Yaşantıya dönüşmemiş, pratik hayata dökülmemiş bilgi, gerçek bilgi olmaktan ziyade bilgi hamallığı yahut yükü olsa gerektir. Ne kadar değil, nasıl yaşadığımızın önemli olması gibi. Çoğu zaman bildiklerimizle takdir görürken yapabildiklerimizle hem takdir görür hem alkışlanırız. Alkışı en çok hak eden eylem, yapabildiklerimizdir. Dini öğretide bile, işlerin en güzeli, az da olsa süreklilik ve devamlılık arz eden yapabildiklerimizdir.

İnsan Olmak isimli kitabında Psikiyatr Engin Geçtan şöyle diyor:

“Dünyada iki tür insan vardır:

1.Yaşayanlar,
2.Yaşayanları seyredip eleştirenler.

Katılmak yaşamı simgelerken, seyretmek ölümü.”

Hayat harekettir, bilmekten ziyade yapabilmektir.

İnşa, ihya ve tamir, olumlu anlamda yapabilmek iken imha ve tahrip, fenalık, olumsuz anlamda yapabilmektir. Birincisi bilmenin, ikincisi bilmemenin /cahilliğin eylemidir. Yine dini öğretide, insana, mutlaka sorulacağı bildirilen beş sualden beşincisinin “bildiği ile amel edip etmediğinin” olacağı ifade edilmiştir. Yani sorgu ve sual, bildiğimizden daha ziyade yapabildiğimizden olacaktır.

Bilmeyi, Yunusça dememiz gerekirse:

“Çün okudun, bilmezsin / Ha bir kuru emektir.”

Bilip yapmamak, “bir kuru emek, abes yere yelmektir.”

Yapabilmeyi de yine Yunusça demek gerekirse:

“Bir hastaya vardın ise / Bir içim su verdin ise…”

Mesela, iyilik, yapabilmektir.

Mesela, tebessüm, yapabilmektir.

Mesela, veren el olmak, yapabilmektir.

Mesela, yalan ve iftiraya karşı dilimize kilit vurmak, yapabilmektir.

Mesela, elimize sıdk kelepçesi takmak, yapabilmektir.

Mesela, belimize sıdk kemeri kuşanmak, yapabilmektir.

Mesela, dilimize sıdk kilidi takmak, yapabilmektir.

Mesela, ayaklarımızı sıdk üzere yürütmek, yapabilmektir.

Mesela, güzel görmek ve güzel düşünmek, yapabilmektir.

Mesela, duygu ve düşüncede nezahet ve nezaket sahibi olmak, yapabilmektir.

Daha onlarcası…

Bilenle bilmeyenin bir olmadığını hepimiz biliyoruz.

Öyle de bilip yapmayanla, bilip yapabilen de bir olmaz.

En vahimi de doğru bildiği halde aksini yapmak.

Doğru bilenlere ve bilerek doğru yapabilenlere ne mutlu!

**

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.