İsa Aras Mersinli

Günümüz çocukları ve gençleri var olmanın değerini fark edememenin sancısını çekmektedir. Bunun sebebi, bireyin anlamsızlık solumasıdır.

İşte bunlardan biri de Kahramanmaraş'ta yaşayan İsa Aras Mersinli'dir. Ne yazık ki bu çocuk, 11 kişiyi hayattan kopararak, onların aileleri olmak üzere hepimize korkunç acılar yaşattı. Zira bu olay, derinlerde kendisinin de acı içinde kıvrandığının göstergesidir. Hatta bu acı; onda azaba dönüşerek, onun herkese ve her şeye kin ve nefret beslemesine sebep olduğu görülüyor. Hem bakıldığında, kendisinin donuk bakışları adeta bu mesajı veriyor olmaktadır. Neticede onun, bunca olumsuzlukları yaşatması; var olmanın değerini hissetmiyor olması ve ruh ıstırabıyla can çekişmesinin dışa yansımasıdır.

Malumunuz İsa Aras Mersinli bir emniyet müdürü babanın ve eğitimci bir annenin çocuğu... Bu durumda, devletimiz acilen aile ve eğitim kurumunu mercek altına alarak, eğitimi iyileştirmeli ve böylece insana insan olma vasfını kazandırmalıdır. Ayrıca manevi değerler ve ahlaki olgunluk kesinlikle 'evlilik ehliyeti' yoluyla değil; ancak aklın, kalbin ve ruhun tatminiyle kazandırabilir. İşte bu da, İslam'ın eğitimiyle mümkündür. Hem kim bilir, belki de Müslümanlar olarak üzerimize düşeni yapsaydık, çocuklarımıza İslam'ın manevi lezzetini ulaştırarak, bu faciayı engellemiş olurduk.

Şayet bu çocuk, kendi varlığının lezzetini ve kıymetini tatmış olsaydı, kesinlikle böyle bir arayışın içine girmezdi. Hem Allah'ın muhatap aldığı kul olabilmek, henüz dünyadayken insanın ruhuna manevi cennet lezzetini tattırır. İşte bu, bütün insanlığın verdiği değerden çok daha lezizdir.

Evet, belki İsa Aras Mersinli gibi acımasız örnekler sayılıdır. Ancak ne yazık ki günümüzde çocuklarımızın çoğu, Allah'a kul olmanın manevi lezzetinden mahrum olmaları sebebiyle anlamsızlık soluyor ve böylece kendilerini yalnız ve değersiz görüyorlar.

Tabii, bunun yanı sıra ailelerin ilgisizliği ve eğitim sistemimizin varoluşsal bir amaca hizmet etmiyor olması da eklenince, sorunlar çuvala sığmaz durumda oluyor. Ayrıca bazı aileler, çocuklarına adeta evdeki bir eşyaymış gibi bakıyorlar. Onlar, çocuklarının bedenine yatırım yaparken, ruhunun ihtiyacını unutmuş oluyorlar. Böyle olunca da, çocuklar yalnızlığını gidermek ve kendi değerini hissettirip ispatlamak için telefonlara tutunarak adeta içinde kayboluyorlar.

Ne yazık ki, dijital platformların zararlarını saymakla bitiremeyiz. Hakikaten sanal alem (sanal kumar) gençlerimizi mahvetti; sorunlarımızı çözmedi, bilakis sorunlarımıza sorun kattı. Maalesef çoğu insanımız adeta kendi hayatını yaşamaksızın sanal âlemde yaşıyor. Evet herkes, sanal alemin denetimden geçmesi gerektiğini belirtiyor. Ancak kanaatimce, bunun yeterli olmadığını düşünüyorum. Bunun yerine Müslümanların üretimi olan bir dijital aleme ihtiyaç olduğunu belirtmek isterim.

Günümüzün dijital platformları Yahudilerin menşeidir. Halbuki bazı ülkeler kendini bundan izole etmiş durumda... Örneğin; Çin küresel internet dünyasından Google, Facebook, YouTube, WhatsApp gibi platformlardan ülkesini arındırmış olup, kendi sanal medyasını kullanmaktadır. Buna eşlik eden Rusya da kendi dijital altyapısını güçlendirmektedir. Peki, öyleyse neden Müslümanların dijital medyası olmasın ki?

Malumunuz, Müslümanlar olarak elimizden geldiğince İsrail ürünlerini boykot etmeye çalışıyoruz. Ancak boykot, tek başına yetmiyor. Bunun köklü ve kalıcı çözümü; dijital alem olmak üzere her şeyin tüketicisi değil, üreticisi olmalıyız. İşte küresel emperyalizme karşı en güçlü duruş budur. Ancak ne yazık ki; herşeyin tüketicisi olduğumuz için, dijital dünyanın etkisiyle insani değerlerimizi, çocuk ve gençlerimizi de tüketiyoruz.

Neticede her insan kendi varlığını hissetmek ister. Kendi varlığını değerli gören kesinlikle şımarmaz, aksine değerine yaraşır ve yakışır şekilde güzel işlerle meşgul olmaya çalışır. Hakikaten insanın anlamsızlık içerisinde yaşaması, oldukça korkunçtur. Bu nedenle insanın bilinçli olabilmesi için temelini manevi anlamda sağlam kurmalıdır.

İşte burada en önemli görev, ailelere düşer. Manevi değerler, ailede öğretilmelidir. Bilhassa ailenin; çocukları üzerindeki sınırları, disiplini ve çocuklarının iç dünyalarını gözetlemeleri vazgeçilmez olmalıdır. Tabii, burada ince detaya dikkat ederek ne sıkboğaz etmeli, ne de gevşek bırakılmalıdır. Bilakis dinimizin tavsiye ettiği orta yol ve ölçüye dikkat edilmelidir.

Zira Bediüzzaman Said Nursi; "Hem herbir şehir kendi ahalisine geniş bir hanedir. Eğer iman-ı âhiret o büyük aile efradında hükmetmezse, güzel ahlâkın esasları olan ihlâs, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakârlık, rıza-yı İlâhî, sevab-ı uhrevî yerine garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgâmlık, tasannu, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zâhirî âsâyiş ve insaniyet altında anarşistlik ve vahşet mânâları hükmeder; o hayat-ı şehriye zehirlenir. Çocuklar haylâzlığa, gençler sarhoşluğa, kavîler zulme, ihtiyarlar ağlamaya başlarlar." diyerek çok doğru bir tespitte bulunmuştur.

Aslında devlet yöneticileri, eğitim sistemi ve toplum olarak hepimiz bu oluşan olumsuzluklardan sorumluyuz. Bu sorunların çözümü; hepimizin üzerimize düşeni yapmasıyla mümkündür. Rabbimiz, hepimize sağlam ve sağlıklı, güzel ahlak ile iç içe bir iman, sonu kurtuluşa çıkan başarılar nasip etsin, amin!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.