Misafir Kalem
İslam’ın Nuru: Ubudiyetten Medeniyete Kâmil Bir Nizam
| Dr. Mansoor Malik’in yazısı - Londra |
Osmanlı Hilafetinin ilgasından sonra Müslümanlar sadece siyasi bir parçalanma yaşamadı; aynı zamanda İslam’ın o aydınlık ve bütüncül (şümullü) ruhundan da bir kopuş süreci başladı. Bugün İslam, ne yazık ki sıklıkla dar bir çerçeveye hapsedilerek; yalnızca camiye, belirli ritüellere ve şeklî ibadetlere indirgenmeye çalışılmaktadır. Oysa tarih şahittir ki İslam; ferdin ıslahından toplumun inşasına, ahlaktan devlet idaresine kadar hayatın her zerresini kuşatan kâmil bir medeniyet ve dengeli bir hayat nizamıdır.
İbadet ve Hayatın Birliği
İslam’ın tebliği sadece ferdi ibadetlerle mahdud değildir. İbadet, müminin kalbinde takvayı filizlendirirken; bu takva toplumda adaletin, dürüstlüğün ve hüsn-ü ahlakın temeli olur. İslam, kulu Yaratanına bağlarken aynı zamanda onu yeryüzünde adalet ve kulluk bilinciyle hareket eden bir halife kılar.
İslam tarihi, dinin bütüncül bir şekilde yaşandığında nasıl muazzam bir medeniyet neşvünema buldurduğunun en açık delilidir. Selçuklu’dan Nizamiye Medreselerine kadar camiler; sadece secde edilen mekânlar değil, aynı zamanda fıkıh, tıp, matematik ve felsefenin harmanlandığı ilim merkezleriydi. Bu anlayışta akli ve nakli ilimler arasında bir çatışma yoktu; zira her faydalı bilgi, Allah’ı tanımanın ve mahlukata hizmet etmenin bir yoluydu.
İslam medeniyetinin mihverinde adalet vardır. Yönetimin gayesi salt güç değil; toplumsal refahı ve hukukullah ile kul hakkını muhafaza etmektir. Ticarette dürüstlükten altyapı hizmetlerine, yolların güvenliğinden şehirlerin imarına kadar her detay bu medeniyetin bir cüzüdür. İslam idaresinde yönetici, halkın haklarından sorumlu ve hesap verebilir bir emanetçidir.
Bugün İslam’ı sadece birkaç dışsal uygulamaya indirgemek, onun ruhuna yapılan bir haksızlıktır. İslam sadece secdede değil; mahkemede, çarşıda, ailede ve idarede de mevcuttur. Namaz kötülükten arındırmalı, zekât toplumsal adaleti tesis etmeli, hac ise ümmetin vahdetini pekiştirmelidir. Eğer ibadet, karakter ve muamelelere aks etmiyorsa, gerçek gayesine vasıl olmamış demektir.
Muhtaç olduğumuz şey, İslam’ı ruhaniyetten hukuka, ahlaktan siyasete kadar bir bütün olarak idrak etmektir. İlahi hitaba kulak verelim:
“Ey iman edenler! İslam’a (barış ve teslimiyet nizamına) bütünüyle girin.”
(Bakara Suresi, 2:208)
İnsanlık, ancak İslam’ın bu kuşatıcı nuruyla yeniden aydınlanacaktır.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.