Tartışmaktan Uzaklaşmak

Rabbimiz şöyle buyurur:

“Andolsun, biz Kur’an’da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Fakat insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.”

(Kehf, 18/54)

Kimi insanlar, “Hakikatler tartıştıkça ortaya çıkar.” derler. Hâlbuki hakikat; çekişme, inatlaşma ve üstün gelme arzusuyla değil, samimi bir şekilde müzakere edilerek, deliller değerlendirilerek ve doğru aranarak ortaya çıkar. Müzakerede amaç, hakikati öğrenmek ve doğruya ulaşmaktır. Münakaşada ise çoğu zaman karşı tarafı mağlup etmek ve kendi görüşünü kabul ettirmek arzusu hâkim olur.

Müzakere eden insan, “Benim bildiklerimde bir yanlış varsa vazgeçmeye hazırım; karşımdaki insanın bir doğrusu varsa onu kabul ederim.” şeklinde bir düşünceye sahiptir. Fakat konuşma çekişmeye dönüştüğünde nefis devreye girebilir. İnsan, yanlışını bile savunmaya ve karşısındaki insanın doğru sözlerini sırf ona karşı çıkmak için reddetmeye başlayabilir. Böylece hakikati aramak yerine kendi görüşünü savunmaya yönelir. İslâm, insanı böyle faydasız ve kırıcı münakaşalardan uzak durmaya yönlendirmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), haklı olduğu hâlde tartışmayı terk eden kimse için müjde vermiştir. Çünkü asıl amaç, tartışmada galip gelmek değil, Allah’ın rızasını kazanmaktır. Bu durum tebliğ için de geçerlidir.

Diyelim ki bir kişi, İslâm’ı anlatan bir mümine bir soru sordu. Mümin, karşısındaki kişinin niyetini kesin olarak bilemeyebilir. Bu nedenle soruya güzel bir üslupla cevap vermeye çalışmalıdır. Ancak kişinin maksadının hakikati öğrenmek değil; alay etmek, kışkırtmak, hakaret etmek veya münakaşa çıkarmak olduğu açıkça ortaya çıkarsa, mümin çekişmeye girmek zorunda değildir. Böyle bir durumda konuşmayı uzatmamak daha hikmetlidir.

Elbette bir kimse dinî bir meseleyi yanlış anlatıyor veya haramı helal, helali haram gösteriyorsa, yanlışın düzeltilmesi için doğruyu güzel bir üslupla açıklamak gerekir. Burada amaç, karşı tarafı susturmak veya yenmek değil, hakkı ortaya koymaktır. Ancak karşı tarafın amacı hakikati anlamak değil de çekişmek ve tartışmayı sürdürmekse, doğruyu açıkladıktan sonra münakaşayı uzatmamak daha uygundur. Böylece gerekeni güzel bir şekilde ifade ettikten sonra ortamdan uzaklaşmak gerekir.

Rabbimiz şöyle buyurur:

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et.”

(Nahl: 125)

Buradaki “en güzel şekilde mücadele” insanların birbirini susturmaya çalıştığı bir münakaşa değildir. Aksine hakikati güzel bir şekilde anlatmaya, doğruyu göstermeye ve muhatabı hikmetle hakka davet etmeye yönelik bir gayrettir.

Geçmiş yıllarda bazen televizyonlarda İslâm’a yönelik tartışmalar görmüşüzdür. İslâm’ın çarpıtıldığını gördüğümüzde, “Keşke İslâm âlimleri bunlara cevap verseydiler!” diye düşünürdüm. Sonradan anladım ki nefislerin galeyana geldiği, hakikati ortaya koymaktan ziyade çekişmenin hâkim olduğu tartışmaları sürdürmek doğru değildir. Çünkü bu tür münakaşalara cevap vermek, hakikati açıklamaktan ziyade çekişmeyi büyütebilir. Böyle durumlarda susmak ve tartışmaya katılmamak daha doğrudur.

İslâm ilminin bir ağırlığı ve izzeti vardır. Bu ilmi temsil eden âlimler de bu sorumluluğun bilinciyle hareket etmelidir. Bununla birlikte, burada önemli olan hakikate karşı samimi olmaktır. Mümin, mensup olduğu grup veya cemaatin görüşünü değil, hak ve hakikati ölçü almalıdır. Hak nereden gelirse gelsin onu kabul etmeye hazır olmalı; sırf aidiyet duygusuyla yanlış olanı savunmamalıdır. Çünkü insanın asıl başarısı, karşısındakine üstün gelmek değil, nefsine üstün gelmek ve hakka teslim olmaktır.

Nitekim bir insan tartışma sonucunda karşı tarafı susturup kendisini galip görebilir. Fakat bu galibiyet onu gurur ve kibire sürüklüyorsa, görünüşte kazanmış olsa bile manevî yönden kaybetmiş demektir. Çünkü tartışmada galip gelmekten daha büyük bir başarı, nefsine hâkim olabilmektir.

O hâlde İslâm’ı insanlara anlatırken tartışma ve çekişme yerine hikmeti, nezaketi, güzel sözü ve güzel ahlâkı esas almalıyız. Bu durumda Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) tebliğindeki güzel ahlâkı örnek almalıyız. Bizim vazifemiz, hakikati güzelce anlatmaktır; hidayet ise Allah’ın elindedir.

Not: Bu konu ve sitede yer alan bazı yazılar/notlar, 2000-2017 yılları arasında değerli hocalarımızın radyo sohbetlerinden tutulan notlardan derlenerek düzenlenmiştir. Hocalarımızdan Allah razı olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.