Elif Akçan
Azad Edilmeyi Bekleyenler
Şu ömür güzergâhında saatlere köle olan ömür dakikalarımızı çalan sinsi saniyeler içerisinde bağrımıza hapsedilmiş yaşanmışlıklar perdesi aralanınca birden bir hüzün çöküyor âlemimize. Çünkü yüreğimize dokunan bu yaşanmış ve bitmiş hadiselerin perdesini kaldırınca sanki yeniden yaşıyormuş hissiyatı verir can kafesimize. Binaenaleyh bu türden elem veren olayları çoğumuz hatırlamak yerine unutmayı ya da üstünü örtüp görmemeyi tercih ediyoruz. Ve bu neticede bastırılmış duygular silsilesine girip ilerideki yaşamımızda farklı bir şekilde kendini göstermeye yüz tutuyor. Belki bir öfke hali, belki bir kırgınlık, kızgınlık, belki bir iletişim kopukluğu, belki de yalnız kalma arzusu veyahut sosyal anksiyete. Yani anlaşılacağı üzere netice çok da alkışlanacak türden değil. Bu yüzden korktuğu neyse bununla yüzleşmeli insan. Ancak o zaman kendisi olabilme potansiyeline erişebilir. Başlangıçta bu dünyanın bir imtihan muharebesi olduğunu kabul edip ona göre hazırlığını yapmalı. Diyelim ki hazırlıksız zamanınıza denk geldi. Bize ağır geldi, küçüktük, taşıyamadık, anlam veremedik, korktuk ve bu yaşanan her neyse, konusu açıldığında bu olaya kulak tıkadık. Günü gelir benzer olaylar tekrar yaşanacak. Esasında ölümü öldüremez insan. Kabir kapısını da kapatamaz. Ne yapmalı o zaman? Aklı başa almalı. Küçükken yaşanan, küçüklükte kalır safsatasını bir kenara atmalı ve o zamandan ders çıkarmalı. Hayat hiçbir zaman güllük gülistanlık geçmez... Elbette ki insan olmamız hasebiyle imtihanlara tabi tutulacağız. Bakır mıyız, altın mıyız diye...
Bazen hayat sayfamıza işlenen olaylar yaşanınca nefsimize ağır gelip bizi isyana yöneltebilir. Ama o anda sağlam bir ruh ve kavi bir imanla donatılmışsa bedenimiz sonsuz olana müteveccih olup hayırlı dualarda bulunuruz. Elbette ki Efendimiz'in deyimiyle göz yaşarır, kalp hüzünlenir ama mizanlı bir tevzinle kendini gösterir. Bu da ebedi olana ne derece inandığımızı ve hiçbir şekilde bizi ve bizden olanları zayi etmeyeceğini anladığımızı da ifade eder. Gelelim bahsini açmak istediğim konuya: Hepimizin konusu açılınca tadının kaçtığı bir mühim mesele... Ve en çok da kendimize yakıştırmadığımız ölüme... Öyle ki ölüm kelimesini dile getirmek dahi istemeyiz. Ve nedense hepimiz başkalarının ölümünü düşünmekle meşhuruz. Sanki bize hiç düşmeyecekmiş gibi. Bu halden dolayı da bu hayata hayvan iştahı gibi bir iştahla açız. Hâlbuki ölümü hatırda tutsak ve geçmişte vefat eden yakınlarımızı unutmasak, bize biçilmiş ömür sermayemizi daha anlamlı ve hayatlı geçirebiliriz. Öbür türlü camit, madum geçen dakikalar boynumuza günâh boncukları olmaktan başka bir işe yaramaz.
Hayatı verene hayatımızı hasretsek, bütün mevcudat hayatlı ve vazifedar memurlarla dolu olduğunu ve hepsinin bizim için iş gördüğünü nazar etmiş oluruz. Böylece ölümün yüzüne de tebessüm ederiz. Çünkü biliriz ki bu denli mükemmel bir hayatı ve mevcudatı bize bahşeden bir Rab, tüm bunları zevale mahkum edecek değildir. Bunları zamanı geldiğinde kaldırıp yerine daha güzel ve sonsuz bir aleme tebdil edecektir. Ve bu aleme gitmenin yolu da ölümden geçer, çünkü ölüm bir yer değişikliğidir. Üstadın tam tabiriyle yazacak olursak
ölüm; idam değil, firak değil, belki hayat-ı ebediyenin mukaddimesidir, mebdeidir ve vazife-i hayat külfetinden bir paydostur, bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Berzah âlemine göçmüş kafile-i ahbaba kavuşmaktır. Ve hâkeza bunlar gibi hakikatler ile ölümün hakiki güzel simasını gördüm
(Lem'alar 281.sh - Risale-i Nur)
Evet, ölümün karanlık yüzünü lügatımızdan silmeliyiz ve onu mertçe karşılamalıyız. Bunu yapabilmek için de mertçe yaşamayı öğrenmeliyiz. Nedir bu mertçe yaşamak?
Allah için işleyiniz, Allah için görüşünüz, Allah için çalışınız. "Lillah, livechillah, lieclillah" rızası dairesinde hareket ediniz. O vakit sizin ömrünüzün dakikaları, seneler hükmüne geçer.
(Lem'alar 21.sh - Risale-i Nur)
Başta da bahsettiğimiz meseleye gelecek olursak: Bağrımızda hapsettiğimiz her ne varsa, onları azad etmeliyiz... Bu, halının altına süpürdüğümüz, bize acı veren bir olay olabilir. Bir ölüm, affedemediğimiz biri, öfke, kırgınlık, kızgınlık, suçluluk ya da kıskançlık...
Eğer bu duygularla yüzleşmekten kaçar, onlardan vazgeçersek, şahsi hayatımıza farklı yan etkileri olur. Çoğu kez bedensel olarak kendini gösterir. Uyku problemi, tırnak yeme, alakasız yerde patlayan öfke nöbetleri, agresiflik, mide bulantısı gibi birçok rahatsız edici duygu durum bozukluğu ortaya çıkabilir.
Bu yüzden duygularımızla barışık olup onlarla yüzleşmeyi tercih etmeliyiz. Ancak bu sayede daha pozitif sonuçlarla karşılaşırız.
Vesselam.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.