Çok Kutuplu Dünyada Türkiye’nin Yükselişi: 2026 ve Ötesi

Dr. Mansoor Malik’in yazısı - Londra


Son yirmi yılda Türkiye, modern tarihinin en kapsamlı dönüşümlerinden birini yaşamıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği altında ülke; küresel karar alma süreçlerinin kenarında yer alan, dışa bağımlı bir aktör konumundan çıkarak özgüveni yüksek, stratejik olarak bağımsız ve giderek etkisi artan bir güce dönüşmüştür. Bu yükseliş rastlantı değil; uzun vadeli vizyonun, kararlı liderliğin ve çok kutuplu dünyada Türkiye’nin yerini yeniden tanımlama iradesinin sonucudur.

2000’li yılların başında Türkiye çoğu zaman coğrafi önemi yüksek ancak siyasi ve ekonomik açıdan sınırlı bir aktör olarak görülüyordu. Bugün ise ABD, Avrupa, İngiltere , Rusya, Orta Doğu, Körfez ülkeleri, Asya ve Afrika ile eş zamanlı ilişkiler yürüten merkezî bir güç hâline gelmiştir. Katı bloklara bağlı kalmak yerine izlenen çok yönlü ve dengeli dış politika; egemenlik, ulusal çıkar ve stratejik esnekliği esas almıştır. Bu sayede Türkiye, küresel gelişmelere yalnızca tepki veren değil, onları etkileyebilen bir ülke konumuna yükselmiştir.

Altyapı ve Stratejik Kapasite

Türkiye’nin yükselişinin somut temellerinden biri, son yirmi yılda gerçekleştirilen büyük altyapı hamlesidir. Otoyollar, köprüler, tüneller, demiryolları, limanlar ve havaalanları yalnızca yaşam kalitesini artırmakla kalmamış; ülkenin ekonomik ve jeopolitik kapasitesini de güçlendirmiştir. Bu yatırımlar Türkiye’yi Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasında doğal bir lojistik merkez hâline getirmiştir. İstanbul’daki yeni havalimanı, bu vizyonun sembolü niteliğindedir.

Altyapı yatırımlarına paralel olarak Türkiye, yerli üretim ve teknolojik bağımsızlık odaklı bir sanayi politikası izlemiştir. Kritik sektörlerde dışa bağımlılık azaltılmış, yerli ve millî üretim teşvik edilmiştir. Yerli elektrikli otomobil projesi, yalnızca bir sanayi ürünü değil; dijitalleşme, akıllı üretim ve gelecek teknolojilerine güçlü bir girişin ifadesidir. Türkiye artık sadece teknoloji tüketen değil, onu üreten ve ihraç eden bir ülke olma yolundadır.

En köklü değişim savunma alanında yaşanmıştır. Bir dönem büyük ölçüde dışa bağımlı olan Türkiye, bugün insansız hava araçları, deniz platformları, füze sistemleri ve elektronik harp kabiliyetleriyle öz yeterli bir savunma sanayisine sahiptir. Bu durum Türkiye’ye stratejik özerklik kazandırmış; güvenlik politikalarının dış baskılar yerine ulusal planlamayla belirlenmesini mümkün kılmıştır.

Türkiye’nin diplomasisi son yirmi yılda pragmatik ve özgüvenli bir çizgi izlemiştir. NATO içindeki konumunu korurken bağımsız duruş sergilemiş; Batı, Rusya, Orta Doğu, Asya ve Afrika ile ilişkilerini çok yönlü biçimde geliştirmiştir. Bu yaklaşım ideolojik değil, stratejik bir diplomasidir. Türkiye bu sayede krizlerde arabulucu ve dengeleyici rol üstlenebilen nadir ülkelerden biri hâline gelmiştir.

Her yükselen güç gibi Türkiye de enflasyon, kur dalgalanmaları ve küresel ekonomik şoklarla karşılaşmıştır. Ancak bu zorluklar, derin yapısal dönüşüm yaşayan ülkelerin doğal sınavlarıdır. Türkiye, kısa vadeli rahatlıklar yerine uzun vadeli kapasite inşasını tercih etmiş; altyapı, savunma, sanayi ve enerji alanlarına yatırım yapmıştır.

Kültür ve Medeniyet Bilinci

Türkiye’nin yükselişi yalnızca ekonomik ve askerî güçle sınırlı değildir. Aynı zamanda kültürel özgüven ve medeniyet bilinci de güçlenmiştir. Eğitim, medya, insani diplomasi ve kültürel etkileşim yoluyla Türkiye, tarihsel derinliğini küresel ölçekte daha görünür kılmaktadır.

2026, Türkiye için bir bitiş değil; stratejik bir eşiği temsil etmektedir. Savunma, altyapı, sanayi ve diplomatik birikim bu dönemde kurumsal olgunluğa ulaşacaktır. Sonrasında odak, temel atımından değer üretimine; yüksek teknoloji, yapay zekâ, savunma ihracatı ve sürdürülebilir büyümeye kayacaktır. Türkiye, çok kutuplu dünyada dengeleyici ve etkili bir güç olarak konumunu daha da sağlamlaştıracaktır.

Sonuç olarak;

Yirmi birinci yüzyılın çok kutuplu düzeninde Türkiye artık bir “junior devlet” değildir. İki on yıllık liderlik, ülkeyi kenardan merkeze taşımıştır. Zorluklar sürse de yön nettir: Türkiye, kendi kaderini şekillendiren ve küresel dengelerde etkin rol oynayan bir güç hâline gelmiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.