Nadire Batu
Zenginlik ve Fakirlikle Olan İmtihan
Allah’a düşmanlığın bir diğer sebebi de şudur: Örneğin bir arkadaşıyla aynı tarihte doğmuş bir kişi düşünelim. Bu insan, arkadaşıyla beraber okula başlayıp yetişkinlik dönemine ulaşır. Ne var ki arkadaşının ailesinin maddi durumu çok iyiyken, kendi ailesi yoksulluk içinde bir hayat sürmektedir. Bunun üzerine, ailesinin maddi imkânsızlıkları sebebiyle kendisine miras olarak hiçbir şey kalmayacağı endişesine kapılır; içine düştüğü nankörlük girdabıyla, “Niçin arkadaşımın ailesi zengin de benim ailem fakir? Burada bir adaletsizlik yok mu?” diye söylenmeye başlar.
Eğer zengin aileden olan o arkadaşı Allah’ı tanıyor, O’nun bir misafiri olduğunu biliyor ve bir misafire yakışır şekilde yaşıyorsa, elbette hakiki anlamda zengindir. Aksi takdirde o da fakirdir. Üstelik ibret alınmazsa, o görünüşteki zenginlik onun başına büyük bir bela olup kalbini kavurur. Çünkü o da ebedî sandığı ömrün bitmesiyle bu zenginlikten ebediyen ayrılacağını düşünerek azap çeker.
Belki de dışarıdan bakan fakir kişi, zengin arkadaşının parası olduğu için hiç derdi olmadığını düşünüyordur. Hâlbuki hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir. Kim bilir, eğer o fakir kişi zengin olan arkadaşının dünyasına yaklaşsa, belki de onun ne kadar büyük dertlerle boğuştuğunu kendi gözleriyle görecektir! Hem fakirlik gibi zenginliğin de bir imtihan sebebi olduğunu; zenginliğin getirdiği meşakkati, ağır mesuliyeti ve ahiretteki çetin hesabını da derin derin tefekkür etmeliyiz.
Bu nedenle fakir kişi, kalbini çekememezlik hastalığına bulaştırmadan, Allah’ı tanımayan zengin arkadaşına acımalı ve ona dua etmelidir. Çünkü arkadaşı, o ağır zenginlik imtihanının altında her an ezilebilir.
Eğer fakir olduğunu düşünen o kişi; “Güneş benim lambamdır, kâinat benim evimdir; ben her an kâinat sofrasından faydalanıyorum ve bu nimetleri tadarken cenneti, cennetteki ebedî gençliği hatırlıyorum” düşüncesine sahip olsaydı, asıl zenginin kendisi olduğunu anlardı. Neticede maddi bakımdan zengin olanla fakir olanın eşitlendiği mutlak bir yer vardır: O da ahirettir…
Ancak fakir dediğimiz kişi bu hakikati keşfedemezse, kendisi için asıl tehlike başlar demektir. Şayet o şahıs; bu dünyanın muvakkat bir imtihan meydanı olduğunu, zenginlik ve fakirliğin ise yalnızca birer imtihan sorusundan ibaret kaldığını bilseydi, bu geçici duruma asla üzülmezdi. Hatta fakirliğin, hesabı daha kolay ve manevi yönden çok daha avantajlı bir soru olduğunu fark etseydi, bu hâline gönülden sevinirdi.
Nihayetinde dünyada fakir hep fakir kalmadığı gibi, zengin de ebediyen zengin kalmıyor. Günümüzde bunun pek çok çarpıcı örneğine rastlıyoruz; bazen fakir süratle zenginleşiyor, bazen de en zengin olan bir anda fakirleşebiliyor. Bilhassa, acı tecrübelerle “Dün zengindim, bugün fakirim!” diyenleri ya da “Zenginlik başıma bela oldu!” diye feryat edenleri sıklıkla duyuyoruz.
O hâlde zenginliğin de fakirliğin de başımıza birer dert ve bela olmasını istemiyorsak, ahiretin varlığının bilincinde olmalıyız. Zaten ahirete gerçek anlamda inanan bir insan, kendisine takdir edilen fakirliğe rıza gösterip Rabbini sevmeye devam eder. Allah’ı seven insan ise her şeyin sevilecek nurani bir tarafını keşfeder ve kendisine bahşedilen o muazzam gönül zenginliğiyle yetinir.
O hâlde nankörlükten kurtulmanın yolu, her nimetin arkasında Allah’ın rahmetini ve ikramını görebilmektir. Allah hepimize hakiki gönül zenginliği nasip etsin inşallah, âmin!
Not: Bu yazı, yıllar önce radyodan dinlediğim kıymetli bir hocalarımızın sohbetlerinden tuttuğum notlara dayanmaktadır.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.