Mimsiz Medeniyet!

Sanatçının Karanlık koyu, karanlık diz boyu. Dizesiyle başlamak istiyorum yüreğimdeki derin sancıya. Hangi kelâm su serper gönlümüze hoş, onu da bilmeyen bir ızdırap içindeyiz.

Etrafı ateşle ihata olunmuş, çepeçevre bir yangın içerisinde debeleniyor insanlık denen mahlûkat. Hatta insaniyete lâyık mahlûkat desek daha yerinde bir ifade olur. Çünkü bu yangın çemberinin dışında olup gaflet sarhoşluğunun bataklığına düşmüş nice yaratık, amiyane tabirle gününü gün ediyor. Ne yaşanan hadiseler umurunda ne de bu yangını söndürmek için bir çaba var özlerinde. Ve öyle bir hâle giriftarlar ki hayvanlar dile gelse, Bizden daha aşağılara düşen biçare, aklını başına al ve bulunmuş olduğun mertebenin hakkını ver, diyecek şüphesiz.

Son zamanlarda medyaya servis edilen olaylar, dehşet bir şekilde akılları yerinden edecek potansiyelde, vahşet kokuyor. Hakikate bakılırsa bu olaylar ne yazık ki çok önceden de apaçık ortalıkta kol geziyordu da, birilerinin kuyruğuna basılmadığı sürece çok da gündem mahiyeti taşımıyor demek ki. Yoksa bu lanetlenmiş akrep libası giymiş, yaptıkları zulümden şeytanı bile hayrete bırakan bu insan bozması canavarlar ve kan emici zihniyetler evvelden beri varlıklarını idame ediyorlar; burnumuzun dibine kadar girmişler de bihaberiz.

Patlak veren bu Epstein olayındakilerin çoğu sözde dünyaca tanınmış siyasetçi, sanatçı, bilim adamı, aktörler ve daha nice ikiyüzlü Şeytanlar. Çocuk istismarcıları aşağılık mahlukatlar hala utanmadan hiçbir şey yokmuş gibi davranıyorlar çünkü onlar dünyanın hükümdarları, onların sapkın zihniyetlerine göre onlar haricindeki herkes onlara köle. Ufunetli fikirlerinizle batmanız duasıyla en yakın zamanda. Ama hâlâ birilerinin batıya bakmaktan boynu tutuluyor. Bu mim’siz medeniyet müsveddelerini hâlâ zirvede tutan bir kesim; aklı gözüne inmiş, insan libası giymiş cesetler, batı özentisinden vazgeçmiyor. Üstadın “Zalimler için yaşasın CEHENNEM!” tabirini düşündükçe bir oh çekiyorum. Rabbimin ebedî azabını düşündükçe derin bir nefes alıyorum. Ey Rabbim, onlara bu dünyada da cehennemi yaşat!

Nasıl bu kadar canavarcasına hüküm sürüyor dedikçe daha fazla şahit oluyoruz arşı inletecek caniliklerine. Elhamdülillah ki iyi ki Allah var. Hâlâ nasipsizler caddesinde yürüyen bir kesim zihni tabula rasa gibiler , âhiret yok safsatasıyla ömürlerini bâd-i heva geçiriyorlar. Rabbim bu tüyler ürpertici zulümden, bizi ve neslimizi muhafaza eylesin.

Bizler insanız neticede. Etten kemikten teşekkül etmiş varlıklarız; duygularımızla harekete geçen, fakr ve acz ile yoğrulan nazenin çocuklar hükmündeyiz. Böylesi durumlar bizi derinden sarsıyor ve çok kez hayattan aldığımız lezzeti hiçe indiriyor. Ama unutmamamız gereken bir nokta var ki şefkatimiz, acıma duygumuz, merhametimiz; bizi var edenin bir lem’ası bile değil. Ne şefkatimiz —hâşâ— O’nun şefkatinden fazla, ne de merhametimiz. O yüzden göklerin ve yerin sahibi onları azapların en yücesiyle cezalandıracağı ümidi bizi ayakta tutmalı ve daha güçlü bir şekilde ayağa kalkmalıyız.

Zaman, imanı kurtarma zamanıdır. Zaman, her zaman olduğu gibi tekrar tekrar tekrar Allah’ın ipine sarılma vaktidir. Bırakalım bir kuruş etmeyen içi boş lakırdı etmeyi; ya hayır konuşmalı ya da ebeden susmalı...

En çok da İslâmiyet suyu ile, iman nuru ile, Allah aşkı ile nesiller yetiştirmek zamanıdır. Düşmandan buğz eden, dosta gönül feda eden nesiller… İmansız nesiller, vicdansız toplumları oluşturur. Canı vereni, cananı göndereni; cananın ahlâkıyla ahlâklananları bilmeden, tanımadan ve bu uğurda adım atmadan bu karanlık vahşete karşı durmamız pek mümkün görünmüyor.

Önce iman, sonra iki cihan saadeti…

Çünkü iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder.

(Sözler, 349. sh. - Risale-i Nur)

Bu düsturu hayat gayemizin en başında tutmazsak, Allah muhafaza, her şey bizde ülfet peyda eder. Ve bu alışkanlık, bu alışma bizi duygularımızdan tecrit edip ruhsuz bir bedenden ibaret bırakır, hafazanallah.

Allah var, Allah yâr. Zalimlerin yuvarlanıp düşeceği o kuyu ne kötü bir kuyudur.

Naçizane kelimelerimi Üstadımın bu müjdeli kelâmıyla nihayete erdirmek istiyorum:

“Bil ey ikinci Avrupa! Sen sağ elinle sakîm ve dalâletli bir felsefeyi ve sol elinle sefih ve muzır bir medeniyeti tutup dava edersin ki beşerin saadeti bu ikisi iledir. Senin bu iki elin kırılsın ve şu iki pis hediyen senin başını yesin ve yiyecek.”

(Lem’alar, 137. sh. - Risale-i Nur)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.