​İslam'da Kardeşlik Hukuku, Küslerin Barışmasının Önemi ve Uhuvvet Sırrı

Müminler ortak bir inancı paylaşan fertlerdir. Aynı zamanda birbirlerinin sevinç ve kederine ortak olan bir vücudun azaları gibidir. Ancak beşerî münasebetlerin bir gereği olarak zaman zaman kırgınlıklar, anlaşmazlıklar ve küslükler yaşanabilmektedir. Dinimiz, bu insani durumları tamamen yok saymamış; fakat kırgınlıkların kalıcı hale gelmesini ve toplumsal bir yaraya dönüşmesini yasaklamıştır.

​Cenab-ı Hak (c.c.), Kur'an-ı Kerim'de Müslümanlar arasındaki bağın mahiyetini ve anlaşmazlıklarda nasıl davranılması gerektiğini bizlere bildirmiştir.

Hucurât Suresi 10. ayette şöyle buyrulmaktadır: ​

"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin."

​Bu ayet-i kerime, barışmayı ve küslerin arasını düzeltmeyi sadece tarafların keyfine bırakmamış, üçüncü şahıslara ve tüm topluma da bir "arabuluculuk" görevi yüklemiştir. Kardeşlerin arasını düzeltmek, ilahi rahmete kavuşmanın en önemli vesilelerinden biridir.

​Peygamber Efendimiz (s.a.v.), toplumsal birliğe zarar veren küslük ve husumet konusunda ümmetine net sınırlar çizerek şöyle uyarmıştır:

​"Bir Müslümanın, din kardeşine üç günden fazla küs durması helal değildir. Birbiriyle karşılaştıklarında yüz çevirirler. Onların en hayırlısı, önce selam verip barışandır."

(Buhari)

​İnsan psikolojisindeki öfke ve kırgınlık hissinin yatışması için tanınan üç günlük mühlet, İslam'ın fıtrata ne kadar uygun hükümler verdiğini gösterir. Ancak bu sürenin aşılması, kalplerde kin ve nefret tohumlarının iyice yerleşmesine ve affetmenin daha da zorlaşmasına sebep olabilir.

Efendimiz'in ifadesiyle, gururu bir kenara bırakıp "ilk selamı veren" yani barış elini uzatan kişi, Allah katında en hayırlı olandır.

​Küslükleri uzatmak huzuru bozmakla kalmaz, amellerin kabulüne de engel teşkil edebilir. Allah Resulü (s.a.v.) bir başka hadisinde bizleri şöyle uyarır:

​"Pazartesi ve Perşembe günleri cennet kapıları açılır. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayan her kulun günahları affedilir. Ancak din kardeşiyle arasında düşmanlık olan kul müstesna! (Onlar hakkında) 'Bu iki kişiyi barışıncaya kadar erteleyin' denilir."

(Müslim)

​Mümin, ebedi hayatını riske atmamak adına, nefsinin ve şeytanın üflemelerine yenik düşmemeli, affedici olmayı bilmelidir.

​Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) çizdiği bu sınırları ve nebevi ölçüyü çağımızın fehmine sunan Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri , "Uhuvvet Risalesi'nde" mü'minler arasındaki en önemli bağları sıralar ve bu bağları göz ardı ederek birbirine adavet beslemeyi dehşetli bir zulüm olarak nitelendirir.

"Meselâ, her ikinizin Hâlıkınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir bir, bir, bine kadar bir, bir. Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir, bir, bir, yüze kadar bir, bir. Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir, ona kadar bir, bir.

Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği ve kâinatı ve küreleri birbirine bağlayacak mânevî zincirler bulundukları halde, şikak ve nifâka, kin ve adâvete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercih edip mü’mine karşı hakikî adâvet etmek ve kin bağlamak, ne kadar o rabıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbab-ı muhabbete karşı bir istihfaf ve o münasebât-ı uhuvvete karşı ne derece bir zulüm ve i’tisaf olduğunu, kalbin ölmemişse, aklın sönmemişse anlarsın."

​Üstad Hazretleri, iki mümini birbirine bağlayan inanç bağlarını devasa dağlara, dünyevi kırgınlıkları ise küçük çakıl taşlarına benzetir. Çakıl taşları yüzünden dağlar kadar güçlü bağları koparmak, akıl ve kalp sahiplerinin yapacağı bir iş değildir.

​Barışmanın önündeki en büyük engel, karşı tarafın hatasına odaklanıp onun bütün iyi vasıflarını unutmaktır. Uhuvvet Risalesi, bu bakış açısını kökten değiştirecek bir ölçü sunar:

"Ey mü’mine kin ve adâvet besleyen insafsız adam! Nasıl ki, sen bir gemide veya bir hanede bulunsan, seninle beraber dokuz mâsum ile bir câni var. O gemiyi gark ve o haneyi ihrak etmeye çalışan bir adamın ne derece zulmettiğini bilirsin. Ve zalimliğini, semâvâta işittirecek derecede bağıracaksın. Hattâ birtek mâsum, dokuz câni olsa, yine o gemi hiçbir kanun-u adaletle batırılmaz. Aynen öyle de, sen, bir hane-i Rabbâniye ve bir sefine-i İlâhiye olan bir mü’minin vücudunda, iman ve İslâmiyet ve komşuluk gibi, dokuz değil, belki yirmi sıfat-ı mâsume varken, sana muzır olan ve hoşuna gitmeyen bir câni sıfatı yüzünden ona kin ve adâvet bağlamakla o hane-i mâneviye-i vücudun mânen gark ve ihrakına, tahrip ve batmasına teşebbüs veya arzu etmen, onun gibi şenî ve gaddar bir zulümdür."

​İnsan fıtratında var olan öfke ve adavet duygusunu tamamen yok etmek mümkün değildir; fakat bu duyguyu doğru yere yönlendirmek için Risale-i Nur şöyle bir bakış açısı sunar:

​"Eğer adavet etmek istersen, kalbindeki adavete adavet et, onun ref’ine çalış. Ve en ziyade sana zarar veren nefs-i emmarene ve heva-i nefsine adavet et, onu ıslaha çalış. O zararlı nefsin hatırı için mü’minlere adavet etme."

"Evet, mü’min, kardeşini sever ve sevmeli. Fakat fenalığı için yalnız acır. Tahakkümle değil, belki lütufla ıslahına çalışır. Onun için, nass-ı hadîsle, “Üç günden fazla mü’min mü’mine küsüp kat-ı mükâleme etmeyecek.”

​Küsleri barıştırmak ve kırgın kalpleri onarmak, hem bireysel huzurun hem de Müslüman toplumun sigortasıdır. Ayetlerin emri, hadislerin uyarısı ve asrın tefsirinden süzülen bu muazzam ölçüler göstermektedir ki; dünyalık menfaatler, nefsî kavgalar ve anlık öfkeler, müminlerin ebedi kardeşliğini gölgelememelidir.

Unutmayalım ki barışmak için gururu çiğneyerek atılan her adım, Allah’ın rızasını kazanmaya ve ilahi rahmete kavuşmaya doğru atılmış en güzel adımdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.