Abdulkadir Menek

Abdulkadir Menek

Umumi Manzara ve Dua Zamanı

Ömrümüz şimşek hızıyla mazi derelerine doğru akmaya devam ediyor.

Günler, aylar, yıllar peş peşe sıralanmış ve bizleri el birliği ile geçmişin nisyan âlemlerine yuvarlamak için büyük bir gayretle geçmeye devam ediyor.

Bizler çoğu zaman, bu geçip giden zamanın farkında bile değiliz.

Dünyanın fena ve fani işlerine kendimizi ne kadar da kaptırmışız.

Bazen çok küçük bir mesele yakamıza yapışıyor, günlerce, haftalarca bizleri peşinden sürüklüyor.

Zaman zaman yakalandığımız hastalıklar ve başımıza gelen musibetler bizleri uyandırıyor gibi olsa da, dünyanın cazip yüzü ve gaflet, çoğu zaman galebe ediyor

Oysa yapmamız gereken ne kadar çok şey var.

Ne zaman ve hangi noktada, bu hayat yolculuğunun nihayete ereceğine dair hiçbir bilgiye sahip değiliz.

Yarına kadar hayatta kalacağımıza dair hiçbirimizin elinde bir senet yok.

Ecel celladı, her an karşımıza çıkabilir ve hiç beklemediğimiz bir noktada teslim bayrağını çekebiliriz.

Ebedi hayat yolunda bizlere ışık ve burak olacak ameller ve hizmetler konusunda yapmamız gereken uzunca bir liste önümüzde duruyor.

Şeytanın desiselerinden ve nefsin hilelerinden, önümüzde duran bu uzunca listeye bakmaktan bile, çoğu zaman kaçınıyoruz.

Tarihin, şanlı geçmişimizin, kaderimizin ve yaşadığımız coğrafyanın bizlerin omuzuna yüklediği çok önemli, görevleri çoğu zaman kulak ardı ediyoruz.

Bu büyük vazifeyi ve misyonu çok zor şartlarda ve büyük engellemelere rağmen yerine getirmeye çalışanlara destek olmadığımız gibi, zaman zaman köstek olmaya çalışıyoruz.

Oysa bu büyük ve tarihi göreve karşı biz gözlerimizi kapatmaya çalışsak bile, vicdanlarımızdaki feveranları ve çığlıkları hiçbir zaman susmayacak.

Bizleri bekleyen bir İslam âlemi ve mazlum milletler var.

Kanları içinde boğulan, küffarın bombaları altında can çekişen mümin kardeşlerimiz için, şefkat ve merhamet elimizi ne kadar uzatabiliyoruz?

Ülke olarak imkânlarımızın pek çok fevkinde, yardıma muhtaç ve mazlum insanların yardımına koşmaya çalıştığımız inkâr edilemez bir gerçek.

Dünyanın dört bir tarafında zulüm altında inleyen, ellerindeki bütün varlıkları gasp edilen masum insanların sayısını biliyor muyuz?

Bizler fert olarak, mazlum insanlara gücümüz nispetinde yardım edebilmek için ne kadar gayret gösteriyoruz?

Dünyamız, İslam âlemi, mazlum ve mümin kardeşlerimiz üzerinde oynanan çirkin, aşağılık ve dessas oyunların ne kadar farkındayız acaba.

İslam dünyasının içine düşürüldüğü şu hazin ve yürek yakan manzaraya bir kez daha bakar mısınız Allah aşkına.

Ellerimizi uzatacağımız muhtaç ve kimsesizler ile bomba ve barut içinde canlarını yitiren, sevdiklerinden ayrılan komşularımız ile kardeşlerimizin bu yürek dağlayan çığlıklarını, daha ne zamana kadar duymaya devam edeceğiz?

Hiçbir problemi yok gibi görünen İslam memleketlerini bile kan, çile ve gözyaşlarına boğmak için ne kadar da çirkin ve aşağılık senaryolar sahnelere konuyor.

Müslümanları kendi vatanlarında ve kendi paraları ile oyun ve tezgâhların figüranı haline getirmeye çalışan küresel şer ve fitne şebekelerinin çevirdiği dolapların sonu ne zaman gelecek?

Hata, gaflet ve cehaletimiz ile kadere verdiğimiz bunca fetvanın, artık hayra tebdil eylemesi, hakiki ve Nurlu Fecirlerin başlaması için, bizlerin üzerine ne tür vazifeler düşüyor?

Birçok Müslümanın çok basit hesaplar, küçük çıkarlar veya siyasi husumetler yüzünden zalimlere verdiği desteğin ve ettiği duaların sonu gelmeyecek mi?

Müminler, zalim ve münafıkların hakiki mahiyetini ve gerçek yüzünü görmek için daha ne kadar cenderelerde azap çekmeye devam edecekler?

Zulmün ve haksızlığın yeryüzünden kalkması ve İslam âleminden başlamak üzere bütün yeryüzünü hak ve hakkaniyet ile kuşanması için daha ne kadar beklememiz gerekiyor?

Yaptığımız her şeyin hesabını eksiksiz olarak vereceğimiz günün ürpertisini yüreğimizde ne zaman tam olarak hissetmeye başlayacağız?

Büyük ve muhteşem mazimizden ders alarak inşa etmemiz gereken büyük ve saadetli istikbalin hayallerini kurmaktan vaz mı geçtik yoksa?

Bize sorumluluk yükleyen ve nerede bir mazlum varsa acısını ta yüreğimizde hissetmemizi emreden inancımız ve manevi değerlerimizin bizi harekete geçirmesi gereken o büyük itici gücüne ne oldu?

Rabbimizin, "şüphesiz ki müminler kardeştir" diye hepimize beyan buyurduğu fermanını, hakiki manası ile anlamak için bu kadar musibet yeterli değil mi?

Elimizdeki maddi yardımları harekete geçirmekle birlikte, hep beraber tam bir ittifak halinde dergâh-ı İlahiyeye iltica etmek ve külliyet kesbeden kalbi ve ihlaslı dualar ile hacet kapısın çalmak için daha neleri bekliyoruz?

Haydi, artık hep birlikte yeni ufuklara yelken açalım ve yeni bir âlemin kapısını aralayalım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.