Hüsniye Ünal
Dosdoğru Olmak
"Emrolunduğun gibi dosdoğru ol"
(Hud- 112 )
Âyet-i Kerîme’de Rabbimiz doğruluğu emretmektedir. Sadakat (sıdk), doğruluk, dürüstlük İslâmın temelini oluşturur, aynı zamanda Müslümanın en barîz vasfıdır.
Doğruluğun aksi yalan ise İslam'ın şiddetle yasakladığı bir fiildir.
Yalan söylemek haramdır, ama savaşta düşmana karşı helâl, hatta yerine göre farz olur. Müminleri zarardan kurtarmak, dini korumak, İslamiyet'in bir emrini yerine getirmek, Müslümanların arasını düzeltmek için olursa caizdir.
İnsan ilişkilerinin, toplumsal güvenin ve bireysel huzurun temeli doğruluk esasına dayanır. Bu esası kökünden sarsan en büyük dinamit ise yalandır. İslam dininde yalan ahlaki bir kusur olduğu gibi aynı zamanda büyük günahtır. Modern psikoloji ve Sosyolojiye göre de yalan, bireysel ve toplumsal çürümenin sebeplerinden biridir.
Peygamber efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam: “Bir kişinin kalbinde aynı anda iman ile küfür, doğruluk ile yalancılık, hıyanet ile emanet bir arada bulunmaz.” buyurmuş, “Mümin yalan söyler mi?” sorusuna ise şu cevabı vermiştir: “Konuştuğu zaman yalan söyleyen kimse, Allah'a ve âhiret gününe (tam mânâsıyla) inanmamıştır.”
Şu hadis-i şerifle ise yalanın insanı adım adım felakete sürükleyen sistematik bir tehlike olduğunu ortaya koymuştur:
"Doğruluktan ayrılmayınız. Çünkü doğruluk iyiliğe, iyilik de cennete götürür... Yalandan kaçınınız. Çünkü yalan kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. İnsan yalan söyleye söyleye nihayet Allah katında çok yalancı (kezzâb) yazılır."
(Buhârî)
İslam ahlakına göre yalan, münafıklığın belli başlı alametlerinden biridir.
Bir rivayete göre, Ebu’d-Derda ile Resulullah (a.s.m) arasında geçen şu konuşma, yalanın müminin karakteriyle asla bağdaşmayacağını en net şekilde ortaya koyar:
Ebu’d-Derda: Yâ Resulallah! Mümin hırsızlık yapar mı?
Resulullah (a.s.m): Evet, bazen olabilir.
Ebu’d-Derda: Peki, mümin zina edebilir mi?
Resulullah (a.s.m): "Evet.”
Ebu’d-Derda: Peki, mümin yalan söyler mi?
Resulullah (a.s.m): "Yalanı ancak iman etmeyen kimse uydurur.”
Yüce kitabımız Kur'anı Kerîm'de: "Yalan ve iftirâyı meslek hâline getiren ve günaha düşkün olan herkesin vay hâline!” (Casiye-7) âyetinde yalancılara karşı şiddetli tehdit vardır.
Yalan söylemek, ilk bakışta geçici bir kurtuluş gibi görünse de insan psikolojisi üzerinde yıkıcı bir baskı oluşturur. Psikologlar, yalan söyleyen bireyin sürekli bir "yakalanma kaygısı" ve suçluluk duygusuyla yaşadığını belirtir.
Modern psikoloji araştırmaları da yalanın bilişsel yükünün (cognitive load) çok yüksek olduğunu gösterir. Zihin, gerçeği saklamak ve kurmaca senaryoları canlı tutmak için aşırı enerji harcar. Bu durum zamanla kronik stres, anksiyete ve özsaygı kaybına (özgüven aşınmasına) neden olur. Kişi, başkalarını aldatırken aslında en büyük zararı kendi ruhsal bütünlüğüne verir.
Bir tarihte şahit olduğum bir hadise: Yakından tanıdığım bir şahıs sürekli yalan söylüyordu. Öyle ki kurduğu her cümle yalandı. Neredeyse hiç doğru sözü yoktu. Halk arasında "Yalan ağzına yuva yapmış" derler ya durumu tam olarak öyleydi. Bunu fark edip açıkça "neden yalan konuştuğunu" sorduğumda cevap verememişti. Sonradan bunun bir hastalık (Mitomani) olduğunu anladım.
Nevzat Tarhan hocamız bir karakter bozukluğu olarak yalan söyleyenlerin aksine mitomani hastalarının yalan söylemekten zevk aldıklarını, bundan dolayı bu yola başvurduklarını ifade etmektedir. Mitomani psiko-terapi ile aşılabilir.
Her halükarda yalan insan psikolojisine de, toplumsal bütünlüğe de zarar veren fena bir fiildir.
Toplumsal bütünlük dedik. Çünkü sosyolojik açıdan bakıldığında yalan, bireysel bir günah olmanın çok ötesine geçerek toplumsal dokuyu bir arada tutan "güven" harcını eritir. Toplum, bireylerin birbirinin sözüne itimat ettiği zımni bir sözleşmeyle ayakta kalır. Yalan, bu sözleşmeyi ihlâl etmektir. Telafisi imkansız kopma ve uzaklaşmalara zemin hazırlar. Bir kere yalanını yakaladığınız bir insana bir daha nasıl güvenebilirsiniz?
Yalancılık alışkanlığının oluşmasında, başı sıkışır sıkışmaz, en ufacık hadiselerde bile yalana müracaat ederek çocuğa kötü örnek olan anne - babanın rolü oldukça büyüktür. Hatta birinci etkendir.
Yukarıda bahsettiğim şahısta olduğu gibi maruz kalınan bireysel yalanların yanı sıra üstüne üstlük bir de her gün ekranlardaki filmlerde, gündüz kuşağı programlarında topluma mütemadiyen yalan, iftira, entrika empoze edilmekte. Bakıyorsunuz, güya aile dizisi. Evde başta anne, herkes birbirine yalan söylüyor, arkadan iş çeviriyor. Yalanın bu kadar kolay ve sıradan, hatta gerekli gösterildiği, denetimsiz bir yayın politikası ile yönlendirilen bir toplumda doğruluk nasıl yer bulabilir? İnsanlar doğruluğun önemini nasıl anlayabilir?
Yalanın egemen olduğu bir yapıda iş birliği biter, yerini kuşku, her an tetikte olma hali (bir nevî paranoya) ve nihayetinde derin bir yalnızlaşma alması kaçınılmaz olur.
Sosyolojinin kurucularından Émile Durkheim, toplumsal dayanışmanın (solidarity) ve ortak bilincin önemini vurgular. Durkheim’ın teorisi bağlamında, yalanın ve aldatmanın sıradanlaştığı toplumlarda "anomi" (kuralsızlık ve toplumsal çözülme) baş gösterir" denilebilir. İnsanların birbirine güvenmediği bir toplumda adalet, dayanışma tesis edilebilir mi?
İslam’ın asırlar önce vazettiği "Dosdoğru olunuz" emri, bugün modern bilimlerin insan ve toplum sağlığı için reçete ettiği en temel kuraldır. Yalan; inancı lekeleyen ve toplumu çürüten bir zehirdir. Bireysel huzur ve toplumsal huzur ve güven, ancak niyet, söz ve eylemde adaleti ve hakikati rehber edinmekle mümkündür. İnsanın onuru, dilini kalbinin aynası yapabildiği ölçüde yücelir.
İnsan "Ya göründüğü gibi olmalı, ya da olduğu gibi görünmeli."
Üstad Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri Tarihçe-i Hayat adlı kitabında: "Biz ki hakikî Müslümanız; aldanırız, fakat aldatmayız. Bir hayat için yalana tenezzül etmeyiz" der. Bütün hayatı boyunca doğrudan asla ayrılmamış Aziz Üstadın hakiki müslümanı anlatan şu cümleleri oldukça manidardır.
Müslümanın hem dünya hem de ahiret hayatını tehdit eden bu önemli mevzuu üzerine ciltler dolusu kitaplar yazılsa yeridir.
Rabbim cümlemizi; yalan, sahtekarlık riyâkarlık ve müslümana yakışmayan bilumum ahlâk-ı seyyiden muhafaza eylesin, Bizlere özü sözü bir, dürüst ve mert kullarından olmayı nasip etsin!
Bir kaç felsefi sözle yazımı bitirmek istiyorum.
"Yalan söyleyen insan 'insan olma yolculuğunda' tökezler."
"Kendi kendine inanmayan her zaman yalan söyler.
"Kimse öfkeli insan kadar çok yalan söyleyemez.
"Bana yalan söylemiş olman değil, artık sana inanmamam sarsıyor beni."
"Yalan dört nala gider."
"Az yalan söylenmez; yalan söyleyen her yalanı söyler!"
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.