Mehmet Fatih Beyaz

Mehmet Fatih Beyaz

Hala akıl edip düşünmez misiniz?

Kur’an’dan aldığımız bu başlık bizlere çok mühim bir ders vermektedir. Düşünmek, akıl etmek ve tefekkür etmek. Tefekkür; düşünmek halidir. Fikriyatı ve düşünceyi harekete geçirme halidir. Risale-i Nur’da ise tefekkür; İslamiyet suyu ile imanın ziyasıyla, ubudiyet toprağı altında kâinatta yaratılan her bir mevcut ve varlıkta esma-i İlahiyenin izini, özünü, yüzünü, görmek sikkesini ve turasını bilip görmektir. Kâinatı büyük bir kitap gibi düşünerek, zeminde ve gökte gizli esma-i İlahiyeyi keşfederek onu bir kitap gibi okumak tefekküri halete girmek insanın asli vazifesi olmalıdır. Kur’an’da ise şiddetle “hiç düşünmez misiniz, akıl etmez misiniz?” gibi ifadelerle çok karşılaşırız. İnsan bu ulvi tefekkürler sonucu Marifettullah’a ulaşır.

Kâinata misafir olarak gelen insan, “ben kimim, nerden geldim, nereye gidiyorum” gibi müşkül sorulara cevap bulmak suretiyle tefekkür haletine girmelidir. Bediüzzaman hazretleri İ'lem Eyyühel-Aziz! Tefekkür, gafleti izale eder. Dikkat, teemmül; evham zulümatını dağıtıyor.” Mesnevi-i Nuriye ( 147 ) demektedir. Tefekkür gaflet ve ülfet perdelerini parça parça edip iman nurunu kör gözlere de göstermektedir.

Büyük zatların tefekkür anlayışlarına bakıp onları örnek almamız gerekir. Büyük zatların tefekkür anlayışları da çok büyüktür. Mesela Peygamberimiz(asm), dağlara, kırlara, havaya ve yaratılan her sanatlı mevcudata bakış açısı daima Allah namına olmuştur. Bütün kâinata Allah namına bakar. Koca kâinatı büyük zikir meclisi olarak görür. Üstadımız Bediüzzaman hazretleri de tefekkür için yüksek yerlere ve kırlara tenezzühe çıkardı. Mesela Van’da Erek dağına ve Van kalesine çıkar. Barla ’da Çam dağındaki katran ağacına çıkar. Risale-i Nurların mühim bir kısmını Barla ‘da Cennet bahçesinde yazar. Esma-i ilahiyeyi okur ve talebelerine de bu manada dersler verirdi. Bizleri de tefekküri âlemlere yöneltmek için Risale-i Nurları bol bol okumamızı şiddetle tavsiye etmektedir.

Risale-i Nurlar, bir ibadet-i tefekküriye olduğu için insanı ilk başta zerreden, hücreden, akyuvardan, alyuvardan, cesetten, yağmurdan, buluttan, gök gürlemesinden, kardan, gezegenlere kadar her bir yerde dolaştırır ve her birinde gizli esma-i ilahiyeyi insana açar ve imanını ziyadeleştirir ve Marifettullah’a kapı açar. İnsanı bir nevi bir seyyah gibi kâinat âlemlerinde dolaştırır ve gezdirir. Bediüzzaman hazretleri Risale-i Nur’da, “Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku... Yoksa hayvan ve camid hükmünde insan olmak ihtimali var! (Sözler; s687)” diyerek her daim bizleri tefekküre yöneltir.

Peygamberimiz (asm) bizlere çok mühim bir müjdeyi ifade etmektedir. “Bir saat tefekkür bazen bir sene ibadetten daha hayırlıdır.” (Suyutî, Camiu’s-Sağir, II/127; Aclûnî, I/310). Bu hadisi şöyle açabiliriz: Zihni, bir saat Allah’ın azametiyle meşgul etmek, onun isim ve sıfatlarının kâinattaki yansımalarına çevirmek, Allah’ın emir ve yasakları çerçevesinde çizilmiş hukukullah ve hukuku’l-ibad (Allah ve kul hakkı) konusundaki taksiratını düşünmek, bir yıl nafile ibadet yapmaktan daha hayırlı olabilmektedir.

Bundan dolayıdır ki bu dehşetli asrımızda bir saat tefekkürle okunan Risale-i Nurlar, Peygamberimizin(asm) hadisini teyit edebilecek bir mahiyettedir. Bu asrımıza bir rahmet eseri olarak gönderilen Risale-i Nurlar, kâinatta Halık’ını, Rabbini soran bir seyyaha en güzel ve en kudsi bir rehber ve kılavuzdur. Bu karmakarışık ve ufunetli dünya hayatında bizlere pusula mahiyetinde olan Risale-i Nurlar’a dört elle sarılmamız ve vaktimiz yettiğince okumamız hem dünya hem ahiretimiz açısından bizlere nice saadet vesilesi olacaktır.

Risale-i Nur’da geçen tefekkür mesleği ile ilgili mühim pasajları okuyalım:

"Risale-i Nur kâinatı baştan başa aynalar hükmünde tecelliyat-ı esmâya mazhariyetlerini öyle gösteriyor ki, gafletin imkânı olmuyor. Hiçbir şey huzura mani olmuyor. Ehl-i tarikat ve hakikat gibi huzur-u daimî kazanmak için kâinatı ya nefyetmek veya unutmak [vahdet-i vücud ve vahdet-i şuhud], daha hatıra getirmemek değil, belki kâinat kadar geniş bir mertebe-i huzuru kazandırdığını ve geniş ve küllî ve daimî ve kâinat vüs'atinde bir ubudiyet dairesini açtığını gördüm."

"Risale-i Nur'un gıda ve taam hükmündeki hakikatlerinden hem akıl, hem kalb, hem ruh, hem nefis, hem his, hisselerini alabilir. Yoksa, yalnız akıl cüz'î bir hisse alır, ötekiler gıdasız kalabilirler."

"Kur'ân'dan gelen o Sözler ve o nurlar, yalnız aklî mesail-i ilmiye değil, belki kalbî, ruhî, hâlî mesail-i imaniyedir ve pek yüksek ve kıymettar maarif-i İlâhiye hükmündedirler."

"Risale-i Nur, sair ulemanın eserleri gibi yalnız aklın ayağı ve nazarıyla ders vermez; ve evliya misilli yalnız kalbin keşif ve zevkiyle hareket etmiyor. Belki akıl ve kalbin ittihad ve imtizacı ve ruh ve sair letaifin teavünü ayağıyla hareket ederek evc-i âlâya uçar."

Hülasa olarak, Risale-i Nur mesleğinin esası tefekkürdür. Risale-i Nurlarla meşgul olmak insanın tefekkürünü ziyadeleştirip yüksek iman mertebelerini kazandırmaktadır. Bu fırsatı kaçırmamak adına bu Nurlarla meşguliyetimizi arttırmalıyız. Vesselam…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.