Raşit Duran
İki Zindan: Atalet ve Sefalet
“Çünkü, bir adamın kıymeti himmeti nispetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir.”
(Hutbe-i Şâmiye)
Atalet: Çalışmayı angarya görüp say ü gayretten hoşlanmama, rahata düşkünlük, rehavet ve tembellik.
Sefalet: Maddeten fakr u zaruret, ele avuç açma, ğayra muhtaç olma ve fakirlik hali.
Hem fiziksel hem (mesela okumama, araştırmama, sorgulamama gibi) zihinsel anlamda atalet ile sefaletin netice olarak zindana dönüşmeleri ve insanı, maddeten ve manen esir alması…
Coğrafyamızla birlikte insanını esir alıp iki zindana hapseden gerek içtimai gerek iktisadi sorunların kaynağını ve sebeplerini bilirsek, çözümü kolay ve çabuk buluruz. Çözüm adına; bugünkü hem ferdî hem toplumsal anlamda sosyal ve ekonomik sorunların sebeplerini iyi tahlil etmek mecburiyetindeyiz. Aksi halde, içinde yaşadığımız coğrafyanın zindan-ı atâletten ve neticesi olan zindan-ı sefaletten kurtulma şansı yüzde sıfırdır. “Çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde cezaa iltica etmemek gerektir.” (Hutbe-i Şamiye, 46)
“Âlem-i insaniyette ve İslâmiyet’te üç muazzam mesele olan, iman ve şeriat ve hayat”ın (Risale-i Nur Külliyatından) tecdidiyle tavzif edilen Bediüzzaman Hazretleri; ülkenin idaresine talip, “siyaset tabiplerine teşhis-i illete dair hizmetle muvazzaftır” dediği, yüz küsur sene önce telif ettiği Münazarat isimli eserinde, sorunu ve sebeplerini tam bir vukûfiyetle teşhis etmiş, reçetesini beyan etmiştir. Hâlâ bu reçeteye karşı müstağni davranmaya devam edersek, kaybeden yine ülkemiz, insanımız, coğrafyamız ve asrımız olacaktır.
“Sual: Zindan-ı atâlete düştüğümüzün sebebi nedir?
Cevap: (1) Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir. İşte, himmetiniz şevke binip mübareze-i hayat meydanına çıktığı vakit, en evvel düşman-ı şedid olan yeis rast gelir. Kuvve-i mâneviyesini kırar.
(2) Sonra müzahemetsiz olan hakkın hizmetinin yerini zapteden meylüttefevvuk istibdadı hücuma başlar. Himmetin başına vurur, atından düşürttürür.
(3) Sonra da ilel-i müteselsiledeki terettübü atlamakla müşevveş eden aculiyet çıkar, himmetin ayağını kaydırır.
(4) Sonra da medeni-i bittab olduğundan ebnâ-yı cinsinin hukukunu muhafazaya ve hakkını onlar içinde aramaya mükellef olan insanın âmâlini dağıtan fikr-i infiradî ve tasavvur-u şahsî karşı çıkar.
(5) Sonra, başkasının tekâsülünden görenek fırsat bulup, hücum edip belini kırar.
(6) Sonra da acz ve nefsin itimatsızlığından neş'et eden ve işi birbirine bırakmak olan düşman-ı gaddar geliyor. Himmetin elini tutup oturtturur.
(7) Sonra, Allah'ın vazifesine müdahale etmek olan dinsiz düşman gelir; himmetin yüzünü tokatlar, gözünü kör eder.
(8) Sonra, umum meşakkatin anası ve umum rezaletin yuvası olan meylürrahat geliyor. Himmeti kaydeder, zindan-ı sefalete atar.”
(Münazarat)
Sebepleri zikreden asrın hazık hekimi Bediüzzaman Hazretleri, aynı yerde, istimal edilmesi / kullanılması gerekenleri de sıralamıştır. Özetle;
- En başta ümidi hiç kaybetmeme, maneviyatı kırmama,
- Halka hizmetin Hakka hizmet olduğunu bilme,
- Teenni ve sabırla hareket etme,
- Egoizm ve bencilliği bırakma, faydalı insan olma,
- Esbaba teşebbüsü fiilî dua bilerek tevekkül etme,
- İçtimai ve iktisadi hayatta doğru yolda, istikamet üzere olma,
- Nefsine ve başkalarına karşı dosdoğru olma,
- Efendilik, ağalık, paşalık, üstünlük… taslamama,
- Çalışma, say ü gayret gösterme,
- Rahmet ve rahatın zahmette olduğunu bilme, hakeza…
Münazarat’ın bu sahifesini bir şablon haline getirsek ve dünyamızın üzerine koysak, altından, üzülerek ifade edeyim ki hâlâ gelişememiş coğrafyamız çıkacak; atalete atan ve sefalete mahkûm eden her bir madde tek tek incelendiğinde, ferdin ve toplumun maddeten ve manen nasıl vahim bir tablo ile karşı karşıya kalacağı anlaşılacaktır. Çalışmayı angarya telakki eden -doğusuyla batısıyla- toplumların, başkalarının marabası olmaya mahkûm olacağı izahtan varestedir. “Ve gerçekten de insan, ancak çalıştığını elde eder.” (Necm, 39) ikaz-ı İlahîsi, dünya hayatının kanun-u esasisi / anayasası hükmündedir.
Tıbbın babası kabul edilen Hipokrat'a atfedilen, Hipokrat Öğretisi de denen bir söz vardır: “Hastalık yoktur, hasta vardır.” bu veciz ifadeden hareketle, meselenin çözümü için evvel emirde hasta, hasta ve tedaviye muhtaç olduğun kabul etmesi gerekir. Aksi halde hekimin, hasta için bir şey yapma imkânı da şansı da yoktur.
Son Söz: hekim bize değil; biz hekime muhtacız.
**
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.