Abdulkadir Menek
‘’Türkiye’de Kardeşlik İkliminin Güçlendirilmesi’’
Türkiye, iki yıla yakın bir zamandır ‘’Terörsüz Türkiye Sürecini’’ konuşuyor. Çok önemli mesafeler alındı, fakat atılması gereken çok önemli adımlar var. TBMM’nde bu amaçla kurulan komisyon tarafından uzun süren görüşme ve araştırmaların sonunda hazırlanan ve TBMM Başkanlığına sunulan rapor, bu sürecin kalıcı bir kardeşlik ve barış ortamına dönüşmesi için mevzuatta yapılması gereken çok önemli bazı değişiklikleri içeriyor. Umalım ki, bu konuda çok fazla bir gecikmeye yol açılmadan gerekli olan adımlar atılır.
Türkiye bu kanlı terör süreci boyunca altmış binden fazla insanını kaybetti, Ekonomik kaybımız iki trilyon dolar civarında. Türkiye’nin 2025 yılındaki gayrisafi millî hasılasının 1,3 trilyon dolar olduğu göz önüne alınırsa, bu rakamın büyüklüğü kolayca anlaşılır.
Bu çerçevede ülkenin her bir noktasında eşitlik ve adalete dayalı bir barış ve kardeşlik zemininin oluşturulması son derece önemli. Bediüzzaman Hazretleri, Osmanlı Devletinin son yıllarından itibaren gelen tehlikenin farkına varmış ve bu sürecin en adil ve selametli bir şekilde yaşanması ve devam etmesi için elinden gelen bütün gayretleri, birçok engellemeye rağmen göstermeye devam etmiştir.
Dikkatli ve objektif bir gözle incelendiği zaman Divan-ı Harbi Örfi, Münazarat ve Hutbe-i Şamiye eserleri ile birlikte Risale-i Nur’un birçok bölümüne serpiştirilen görüş ve reçeteler; özelde ülkemiz düzeyinde ve genelde bütün İslam alemine şamil olacak bir şekilde bu önemli meselelerin kardeşlik zemininde çözümü için gerekli olan yol haritasını ilgililerin nazarlarına sunmaktadır.
Bu çerçevede birçok Sivil Toplum kuruluşunun da çalışma ve toplantıları devam etmektedir. Geçen Cumartesi günü bu toplantılardan birisini Diyarbakır’da takip etme ve yararlanma imkanını elde ettik.
‘’Muhabbet Platformu’’ tarafından Diyarbakır’da ‘’Said Nursi ve Türkiye’de Kardeşlik İkliminin Güçlendirilmesi’’ başlığı altında düzenlenen panel Kayapınar Halk Kütüphanesi Konferans salonunda gerçekleştirildi.
Panel, yoğun bir dinleyici grubu tarafından dikkatle takip edildi. Çevre il ve ilçelerden de önemli bir katılımın olduğu ve Yazar Safa Mürsel’in yönettiği panele konuşmacı olarak Prof. Dr. Ahmet Yıldız, Prof. Dr. Mehmet Zahir Ertekin, Prof. Dr. Davud Işıkdoğan ve Yazar Müfit Yüksel katıldı. Üç saate yakın bir süre ile devam eden panel, dinleyicilerden tam not aldı. Panelin sunuculuğunu yapan Doç. Dr. Cüneyt Gökçe, kısa ve net başlıklar hailinde panelin amacını izah etti.
Açılış konuşması Prof. Dr. Orhan Ayyıldız tarafından yapıldı. Konuşmasında çok önemli noktalara değinen Prof. Ayyıldız, Risale-i Nur’dan bazı alıntılar yaparak; muhabbet, kardeşlik ve toplumsal barışın önemi üzerinde durdu. Gerçek barış ve kardeşliğin, ancak iman kardeşliği ile sağlanabileceğini vurgulayan Ayyıldız, bu bağların kalpleri birleştirerek toplumsal huzuru sağlayabileceğini ifade ederek şu görüşlere yer verdi: ‘’İnsanlık bağlarının zayıfladığı bir dönemde; kardeşlik kavramını yeniden düşünmek, yeniden anlamlandırmak ve hayatımıza taşımak büyük bir ihtiyaç haline gelmiştir. Farklılıkların zenginlik olarak görülmesi, müminler arasında muhabbetin esas alınması ve ihtilafların adalet ve hikmet zemininde ele alınması bugün toplumumuzun en çok ihtiyaç duyduğu konular arasındadır. Kardeşlik ikliminin güçlendirilmesi sadece sosyal bir hedef değil, aynı zamanda ahlaki, vicdani ve dini bir sorumluluktur. Biz burada kalplerimizi birbirine yaklaştırmak, aramızdaki mesafeleri kaldırmak ve kardeşliğimizi yeniden hatırlamak için toplandık. Said Nursi Hazretleri tam bu noktada bize şunu hatırlatır: İman, kalpleri birleştiren en güçlü bağdır.’’
Panel Yöneticisi Av. Safa Mürsel, Bediüzzaman Hazretlerinin bütün hayatı boyunca iki tağut ile mücadele ettiğini, bunlardan birisinin ene-enaniyet ve diğerinin tabiat olduğunu, hizmet ve mücadelesinin bu çerçevede şekillendiğini, Risale-i Nur hizmetinin çok büyük zorluklar altında 1985 yılına kadar devam ettiğini, ancak bu yıllardan sonra daha rahat ve daha yaygın bir şekilde yapılabildiğini belirterek şunları ifade etti: ‘’Risale-i Nur hizmetleri her türlü terör faaliyetlerinin önünde en büyük engeldir. Bugün ülkemizin değişik bölgelerinde çok sayıda akademisyen bu çerçevede ve bu anlayışla görev yaparak hayırlı hizmetlere vesile olmaktadırlar. Günümüzde İslam dünyasının en büyük ihtiyaçlarının başında kardeşlik-uhuvvet gelmektedir. ‘’
Prof. Dr. Ahmet Yıldız, ‘’Bir Etnik Yönetim Stratejisi Olarak ‘’Kardeşlik Söyleminin’’ Hukuki ve Ahlaki Çerçevesi’’ başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Cumhuriyet Tarihi boyunca uygulanan Milliyetçilik politikalarını özetleyen Ahmet Yıldız, Bediüzzaman’ın İslam kardeşliğini savunduğunu ve bu çerçevede milliyetçiliğe mesafeli olduğunu, parçalanmaya karşı olmakla birlikte devlet politikalarını eleştirdiğini, bir hürriyetçi olarak istibdat ve asimilasyon zihniyetlerini reddettiğini ifade etti.
Ahmet Yıldız daha sonra şu görüşleri ifade etti: ‘’Adalet, hürriyet ve meşveretle temellenmeyen birlik, kardeşlik değil; tahakkümün yumuşatılmış halidir. Hakiki eşitliğin dört sütunu; hukuki eşitlik, kültürel eşitlik, siyasal eşitlik ve saygınlık eşitliğidir. Bediüzzaman’a göre eşitlik; farklılıkların silinmesini değil, tahakkümün ortadan kaldırılmasını amaçlar. Yine Bediüzzaman’a göre eşitlik; farklı kimliklerin korunarak, bireylerin devlet karşısında eşit haklara sahip olduğu, siyasal süreçlere katılabildiği ve hiçbir grubun diğerine tahakküm edemediği ahlaki ve hukuki bir düzendir. Bediüzzaman’ın modeli; ne milliyetçi, ne asimilasyoncu ve ne de parçalanmacı /ayrılıkçıdır. Bediüzzaman; İslam kardeşliğini, etnik kimliklerin inkâr edilmemesini ve istibdata karşı hürriyeti bir ve beraber savunur.’’
Panelde ikinci konuşmacı olarak Prof. Dr. Mehmet Zahir Ertekin söz aldı. Prof. Ertekin Kürtçe olarak yaptığı konuşmasında ana dille eğitimin önemi üzerinde durarak görüşlerini şu şekilde ifade etti: ‘’Bediüzzaman Said Nursi, eserlerinde yer yer Kürtçe ibare, beyit ve kültürel öğelere yer vermiş, hem eserlerini yazarken Kürtçe bir mantık ile yazdığını dile getirmiştir. Bir diğer husus, Nursi, Kürtçenin okullarda okutulması için çaba göstermiş, 1907 yılında İstanbul'a ilk gittiğinde bu konuyu bölgede Kürtçe eğitim yapacak 3 Yatılı Bölge Okulu (Daru't-Te'lîm) açılması için Mabeyne dilekçe vermiş, fakat dilekçesi cevapsız kalmıştır. Aynı şekilde, Medresetüz-Zehra projesi kapsamında Kürtçe'nin de içinde yer aldığı çok dilli bir Üniversitenin açılması için teşebbüste bulunmuş, bu projesi Sultan Reşat döneminde kabul görmüş ancak Birinci Dünya Savaşı sebebiyle bu teşebbüsü de akim kalmıştır. Nursi, bu projesinin hayata geçmesi için ömrünün sonuna kadar mücadele etmeye devam etmiştir.
Daha sonra söz alan Araştırmacı-Yazar Müfit Yüksel ‘’Said Nursi Düşüncesinde ‘’Biz’’ Duygusu Ayrışma Noktalarını Ortak Değerlere Dönüştürmek’’ başlıklı konuşmasında, iman kardeşliğinin ‘’Biz’’ duygusu ile gerçekleşebileceğini, bu anlayışın temelinde de şefkat ve merhametin bulunduğunu ifade ederek şu görüşlere yer verdi:’’ Bediüzzaman’ın kardeşlikle ilgili görüşleri, sosyal barış ve kardeşliği temin etme potansiyeline sahiptir. Çünkü birbirleriyle boğuşanlar müspet hareket edemezler. Son yarım asırda bu boşluktan yararlanan bazı art niyetli insanlarda, Kürt toplumunu İslam’dan uzaklaştırma ve bunlara Marksizm’i dayatma çabaları ortaya çıktı. Muhafazakâr ve Müslüman bazı kesimlerdeki menfi milliyetçilik düşünceleri, maalesef bu süreci ancak hızlandırmaya yaradı. Bu durumun, önemli oranda Kürt gençliğinin İslam’dan uzaklaşmasına ve İslam dışına savrulmasına sebep olduğunu üzülerek gördük.’’
Panelde dördüncü konuşmacı olarak Prof. Dr. Davud Işıkdoğan söz aldı. Prof. Işıkdoğan, ‘’Maarifte Birleştirici Bir Model Olarak Medresetüz-Zehra’’ başlıklı konuşmasında; bu projenin; fen ve din ilimlerinin bütünleşmesini, akıl ve kalbin birlikte eğitilmesini ve değerler eğitiminin merkeze alınmasını savunduğunu ifade ederek şu görüşlere yer verdi: ‘’ Said Nursî, Osmanlı’nın son döneminde yaşanan sosyal ve fikrî dönüşümlerin etkisiyle eğitim meselesini hayati bir problem olarak ele almıştır. Ona göre modern eğitimdeki en büyük sorun, dinî ilimler ile fen bilimlerinin birbirinden kopuk şekilde öğretilmesi ve bunun bireyde zihinsel parçalanmaya yol açmasıdır. Ayrıca çok dilli eğitim modeliyle (Arapça, Türkçe ve yerel diller) hem ilmî gelişimi hem de toplumsal birlik ve aidiyeti güçlendirmeyi hedefler. Sonuç olarak bu model, din–bilim çatışmasını aşmayı, gelenek ile modernliği uzlaştırmayı ve bütüncül insan yetiştirmeyi amaçlayan bir eğitim yaklaşımıdır.’’
Panelin ardından birçok kişi tarafından bu tür faaliyetlerin birçok vilayetimizde ve sık sık yapılmasının önemi vurgulandı. Gerçekten, konunun çok daha iyi bir şekilde anlaşılması, halka mal olması ve bu çerçevede yetkililer tarafından da dikkate alınarak buna göre çözüm modellerinin uygulama alanına konulması için bunun bir zaruret olduğunu ifade etmek istiyoruz.
Bu güzel paneli gerçekleştiren Muhabbet Platformuna ve her türlü gayret ve fedakârlık ile görevini en iyi şekilde yerine getiren Diyarbakır Muhabbet Fedailerine gönülden teşekkür ediyoruz. Ülkemizin dört bir yanındaki Muhabbet Fedailerinin bu konuları milletimize tam anlamıyla mal etmek için kollarını sıvamalarını ve bu büyük görevi yüklenmelerini temenni ediyoruz.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.