Çağrı: “Ümidvâr Olunuz!”

Çağrı” filmini ilk defa heyecan ve hüzünle seyrettiğimiz 80’li yılların üzerinden kırk küsur sene geçti. Sonraki yıllarda kaç defa seyrettik hatırlamıyorum. Ramazan-ı Şerif içinde TRT1’de bir kez daha usanç getirmeden, ilk heyecan ve hüzünle yeniden izledik. “Çağrı”, orijinal adıyla “The Message” Suriyeli yönetmen Mustafa Akkad'ın, İslâm'ın doğuşunu anlatan 1976 yapımı film; aradan elli sene geçmiş olmasına rağmen hâlâ cazibesini -ilk günkü gibi- korumaktadır. Filmde İslâm’ın ilk yıllarındaki olayların az bir kısmı anlatılır. Aslında film, sonu itibariyle zihnimizde bir başka çağrışım ve çağrıya kapı aralar: “Ümidvâr Olunuz!”

İhtiyaç, eksikliği hissedilen şeydir.” Evet, nev-i beşerin en büyük ihtiyaç ve en şiddetli iştiyakı ebed arzusudur. Fakat bu, şu ölümlü dünyada ve muvakkat / geçici hayatta katiyen mümkün değildir.

Matbuat ya da medya lisanı” ile İslâm’ın konuşturulması, bizim dünyamızda hayli geç kalmış bir meseledir. Artık yapay zekalı dijital çağda bu süratle telafi edilmeli; İslâm’ın insanlığı kurtuluşa çağıran evrensel mesajları bir an evvel nev-i beşere iletilmelidir. Zira, batılı zalimlerin ve doğulu münafıkların ittifaklarıyla dünyanın gidişatı ve insanlığın yaşamakta olduğu trajedi bunu, zaruri ve acil ihtiyaç haline getirmiştir. Demek ihtiyaç; Bediüzzaman Hazretlerinin, “Mevcudiyetinizi ittihadla gösteriniz.” (Divan-ı H.Örfi) dediği mesele. Düşmanları ve münafıkları cesaretlendiren şey, bizim coğrafyamızın “ittifak ve ittihad-ı İslâm’ı” bir türlü gerçekleştirememiş olması, bölünmüş, parçalanmış ve fakr u zaruret / ekonomik anlamda geri kalmışlık halidir. Bu meselede, en başta ümera / yöneticiler ve ulema / ilim insanları olmak üzere, her seviyede herkes derecesine göre sorumludur. Hâlâ anlamamakta ve gereğini yapamamakta ısrar nedendir?

Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?

Kendin mi senin, yoksa ümidin mi yüreksiz?” (Mehmet Akif)

Şu günlerde eylem ve söylem planında -iktisadi, siyasi, içtimai ve sair hayata dair- çizilen ve ufkumuzu karartan tablolar karşısında muhtaç olduğumuz iki şey daha var: 1.İnanç, 2.Umut.İnsan inancı ve umudu olmadan yaşayamaz.” (Kemal Sayar, Kendi Özünü Bil) Biri diğerinin mütemmim cüzü / tamamlayıcı parçası olan bu iki manevi güç; geleceğimiz adına bizi cesaretlendiren, korku ve kaygılardan koruyandır. Sosyolojik anlamda Risk Toplumunu tetikleyen şey de korkulardır. Bediüzzaman Hazretlerinin “hiss-i havf” dediği, insanın en zayıf damarı olup, despot zalimler en çok bu damarı kullanarak insanlara gem vururlar. İnsandaki “korku” duygusu fıtridir; yani insan doğasına bir hikmete binaen (ki, hayatı korumak için) konulmuştur. Çıkarıp atmak mümkün olmadığına göre, korku ve kaygıların, bireysellikten çıkıp toplumsal bir krize dönüşmeden, bireyleri inanç ve ümitle donatıp yerinde, zamanında ve dozunda kullanması temin edilmelidir.

Umudun zıddı yeis yani umutsuzluk, korkunun neticesi olup karanlığı terennüm etmek; ümid ise, inancın mehasini / güzelliği olarak aydınlığa alkış tutmak, karanlığa mum yakmaktır.

Ümidvâr olunuz!” seslenişi; korkunun dağları sardığı ve kaygıların zirve yaptığı, umutların tükenmekte olduğu, içtimai hayatın üzerine karanlığın kâbus gibi çöktüğü bir vakitte; zulmeti dağıtan, karanlığı yırtan diriltici bir ses belki bir nefesti. Tıpkı güneşin az sonra doğacağı fecir vakti gibi. Fakat, fecri kazip / yalancı fecir değil; fecri sadıktı. Çünkü sesin sahibi Sâdık bir zattı ve kendisinin de davet edildiği “Âli Meclis”ten yükselen bu muştuyu / müjdeyi bize nakletmişti.

Dijital çağda, sosyal medya ve kitle iletişim araçlarıyla çoğu zaman insanlar, öfke ve nefret, hiddet ve şiddet ortamına çekilmekte; şiddet seline kendini kaptıranlar duygu ve düşünce planında korku ve kaygı yaşamaktadırlar.

Son söz; insanımızın hiddet ve şiddet, öfke ve nefret sarmalına çekilmeye, toplumun günden güne Risk Toplumuna evrilmeye çalışıldığı şu zaman diliminde bu fena gidişatın çaresi, başlıktaki sesin ve çağrının sahibi, asrın hekimi Bediüzzaman Hazretlerinin telif ettiği, çağımızın manevi hastalıklarına reçete olacak Risale-i Nurlardır. Bu reçetenin istimalinin vakti çoktan gelmiş, hatta geçmek üzredir.

İhtilâf u tefrika endişesi,

Kûşe-i kabrimde hattâ bîkarar eyler beni.

İttihadken savlet-i a’dâyı def’e çaremiz,

İttihad etmezse millet, dağ-dar eyler beni.” (Yavuz Sultan Selim)

**

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.