A. Levent Ertekin

A. Levent Ertekin

Kelimelerin Esiri Olmak

Toplum önünde bulunan insanların karşı karşıya olduğu en büyük tehlikelerden biri, ağızlarını açtıklarında beyinlerinin süzgecinden geçmemiş sözlerin kolayca dışarı dökülmesidir. Oysa insan, kelimeler ağzından çıkıncaya kadar onların sahibidir; fakat kelimeler bir kez dile döküldüğünde artık onların esiri olur.

Son yıllarda bunun birçok örneğine şahit olduk. Bir televizyon yapımcısının Alevi vatandaşlarımızı rencide eden sözleri hafızalardaki yerini koruyor. O günlerde yapılan bir konuşma, yılların birikimini, kariyerini ve itibarını bir anda silip süpürmüştü. Çünkü toplumun ortak değerlerini hedef alan ifadeler, sadece bir gaf olarak değerlendirilmez; aynı zamanda bir zihniyetin dışavurumu olarak görülür.

Geçtiğimiz günlerde yaşanan bir başka olay ise bu gerçeği yeniden hatırlattı. Bir siyasi partinin genel başkanının kullandığı “pis bıyıklı adam” ifadesi, insanların özel hayatlarını ve fiziksel özelliklerini aşağılayan talihsiz bir söylem olarak kamuoyunda geniş yankı buldu. Daha bu tartışmaların sıcaklığı geçmeden, bir hastane açılışında söz alan, yaşı kemale ermiş, hayat tecrübesiyle örnek olması beklenen bir iş insanının hem kadınları hem de etnik bir topluluğu hedef alan ifadeler kullanması yeni bir kırılma noktası oluşturdu.

Yaşın ilerlemesi insana bilgelik kazandırabilir; ancak bilgelik yalnızca yaşla gelen bir meziyet değildir. İnsan bazen yılların biriktirdiği tecrübeye rağmen öfkesinin, önyargısının veya kibirinin esiri olabilir. Toplumun önünde bulunan kişiler için bunun bedeli ise çok daha ağırdır. Çünkü onların sözleri sadece kendilerini değil, temsil ettikleri kurumları, çevreleri ve hatta ülkenin ortak iklimini etkiler.

Daha da düşündürücü olan ise böylesi sözler sarf edilirken çevrede bulunanların tavrıdır. Bir insan hata yapabilir. Ancak o hatayı fark edip uyarması gerekenlerin sessiz kalması veya daha kötüsü buna gülerek eşlik etmesi, sorunu bireysel olmaktan çıkarıp toplumsal bir mesele hâline getirir. Tecrübe ve devlet adamlığı iddiası taşıyan insanların görevi, ayrıştırıcı sözlere alkış tutmak değil, onları daha doğduğu anda engellemektir.

Türkiye çok farklı renklerin, kültürlerin ve inançların bir arada yaşadığı büyük bir ülkedir. Bu coğrafyada siyasetçinin de iş insanının da sanatçının da kanaat önderinin de kullandığı dile her zamankinden daha fazla dikkat etmesi gerekir. Çünkü kutuplaşmanın arttığı dönemlerde bir cümle köprü de kurabilir, uçurum da açabilir.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; insanların kökenine, mezhebine, yaşam tarzına veya fiziksel özelliklerine bakarak onları küçümseyen bir dil değil, farklılıkları zenginlik olarak gören bir anlayıştır. Zira bir toplumun büyüklüğü, en güçlülerinin söyledikleriyle değil, birbirine gösterdiği saygıyla ölçülür.

Kelimeler bazen bir ömür boyu unutulmaz. Bu yüzden makamlar, servetler ve unvanlar gelip geçicidir; geriye kalan ise insanların hafızasında bıraktığımız izdir. Toplum önünde bulunan herkesin, konuşmadan önce bunu hatırlamasında fayda vardır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.