Raşit Duran
Ekmek ve Hürriyet
“Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam.”
(Tarihçe-i Hayat, Emirdağ Hayatı)
Önce, geçen yıl Denizli Kitap Fuarı’nda yaşadığım küçük bir olayı paylaşayım. Fuarda kitaplarımızı sergilemiş hem tanıtım hem satışını yaparken bir beyefendi standımıza geldi. HİÇBİŞEY YAYINLARI arasında çıkan ÖZGÜRLÜK ÜÇGENİ isimli; Bediüzzaman, Gandi ve Mandela’nın hürriyet mücadelesindeki ortak yanlarını nazara verdiğimiz kitabımızın kapağındaki Hz. Üstad’ın resmini göstererek, “Bu mu özgürlükçü?” dedi. Ben de “Evet” deyip, “Beyefendi bu Zat’ın eserlerini okudunuz mu? Mesela ‘Ekmeksiz yaşarım hürriyetsiz yaşayamam’ sözünü duydunuz mu?” diye sorunca, beyefendi cevap vermeden sessizce standı terk etti. Belli ki ne eserden ne sözden haberi vardı. Garip olan, eseri ve müellifini tanımamış olması değil; bilmediği, tanımadığı, okumadığı eser ve sahibi hakkında “peşin hüküm” vermesiydi. Hürriyetin insan hayatı için ne derece ehemmiyetli ve kıymettar olduğunu ancak ömrünün otuz küsur yılını tarassut altında yaşamış, hürriyeti gasp edilmiş insanlar anlayabilirler.
Ekmek; madde ve manasıyla halk kültürü ve halk edebiyatımızda kıymetli ve önemli bir yer işgal eder. Bazı kutsallarımızı “ekmek” metaforu üzerinden dile getiririz. Çoğu zaman ekmek alın teri, el emeği, göz nurunun sembol ismidir.
- Ekmek kavgası,
- Ekmek kapısı veya ekmek teknesi,
- Ekmeğini eline almak,
- Ekmeğinden etmek ya da olmak,
- Ekmeğini taştan çıkarmak,
- Ekmek aslanın ağzında gibi vecizelerle ferdî, içtimaî ve iktisadî hayatın gerçeklerini dile getiririz.
“En ziyade muhtaç olduğum ve hayatımda en esaslı düstur olan hürriyetimdir.”
(Emirdağ Lahikası I)
Öteden beri dünyanın bir yanında ekmek, diğer yanında hürriyet mücadelesi var olagelmiştir. Bir kısmında ise mesela Filistin’de olduğu gibi -haklı olarak- hem ekmek hem hürriyet mücadelesi birlikte verilmektedir. Anlaşılan o ki hem ekmeği hem hürriyeti temellük edip kendi malları sananlar var oldukça “ekmek-hürriyet” mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir. Ekmek; bir metafor olarak kullanılsa bile biyolojik / maddi / iktisadi hayatın, hürriyet ise hem maddi hem manevi hayatın devamı için elzemdir. Yanlış anlaşılmasın, istibdadın hükümferma olduğu bir devirde Bediüzzaman Hazretlerinin söylediği serlevhadaki hakikatli sözde ifade edilen ise, tercihte öncelik sonralık meselesidir. Yoksa ekmeğin inkâr ve reddi değildir. Çağımız malikiyet ve serbestlik, hürriyet ve ittifaklar yüzyılıdır. Artık insanlar esir de ecir de olmak istemiyor.
Hürriyete ve adalete istinat eden beşerî sistemlerde toplumlar maddeten ve manen terakki ederler. Keza, bireylerin karakter ve kişilik gelişimi de kendini hiçbir kaygı ve korku duymadan ifade edebileceği hürriyet ortamında olur. İnsan onuruna, haysiyet ve fıtratına zıt tahakküm ve baskının olduğu zeminlerde ne ferdî ne içtimaî istidat ve kabiliyetler gelişmez. Ekmeği hürriyete tercih edenler, bir müddet sonra ekmeklerinden ardından hürriyetlerinden olabilirler. Tarih bunun acı ve ibret verici hikâyeleri ile doludur. Hem iki Dünya Savaşı, hürriyetin insanlar için ne kadar kıymetli ve gerekli olduğunu acı tecrübeyle öğretti.
Hürriyet; bireysel ve toplumsal hayatın vazgeçilemez, devredilemez, fıtrî bir insan hakkıdır. Her insan hür doğar. Hürriyet kimsenin tekelinde yahut lütuf veya bağışlamasında değildir. Hürriyete istinat eden beşerî sistemler, “İnsanı hayvanlıktan kurtarır.” Nazenin hürriyetin korkup kaçtığı şeyler ise, “vahşet ayıları, cehalet ejderhası ve husumet kurtları”dır. (Münazarat)
Bu meselede en önemli nokta ise hürriyetin ne olup olmadığıdır. “Hürriyeti su-i tefsir etmeyiniz.; tâ elimizden kaçmasın ve müteaffin olan eski esareti başka kapta bize içirmekle bizi boğmasın” (Eski Said Dönemi Eserler, Nutuk) İnsan gerçeğine ve tanımına uygun en gerçekçi hürriyet tarifi şu olsa gerektir: “Hürriyetin şe'ni odur ki ne nefsine ne gayrıya zararı dokunmasın.” “Herkes harekât-ı meşruasında şâhâne serbest olsun.” (Münazarat)
İnsanlık içtimaî hayatın hemen her alanında, zaten körelmiş vicdanı ile cebindeki cüzdan; ekmek ile hürriyet arasında bir sıkışmışlık hali yaşıyor yahut yaşatılıyor. Hangisine meyletse öbürünü kaybetme kaygısı ve korkusu taşımaktadır. Her milletin hastalığı farklıdır. Bizim coğrafyamızın yahut kıtamızın hastalığı, zaaf-ı diyanetten cesaret alan otoriterlik ve baskıdır. İnanç / iman ile hürriyet arasında doğrudan bir bağ ve ilişki vardır. “Demek iman ne kadar mükemmel olursa, o derece hürriyet parlar. İşte Asr-ı Saâdet...” (Münazarat) Otoriterlik bulaşıcı hastalık gibidir. Bu hastalık tedavi edilmeden sair illetlerden kurtulmak zordur. “Ecnebîler, Avrupalılar terakkide istikbale uçmalarıyla beraber; bizi maddî cihette kurun-u vustâda durduran ve tevkif eden, altı tane hastalıktır” teşhisinde bulunan Çağın Hekimi, beşinci hastalık olarak, “Çeşit çeşit sarî hastalıklar gibi intişar eden istibdat”ı zikreder. (Hutbe-i Şamiye)
**
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.