Dünyaya Geldiğine Pişman Olanlar - 4

İnsanın dünyaya gelmesine sevinmemesine sebep; karşılaştığı problem ve acıları çözmemek ve manalarını keşfetmemektir. Zaten yaşanan sıkıntıları manasız zannetmek, insanı ruhen ve kalben boğar. Bu durumda insan; aile ve iş hayatında, iktisadi ve içtimai dalgalanma ve çalkantıların mana ve meyveleri görmez. Ayrıca insan yaşanan sıkıntıların Allah’ın imtihan soruları olduğunu anlamazsa, çözülmeyen soru, problem ve sıkıntılar onu yavaş yavaş kuşatmaya ve boğmaya başlar. İşte bu durumda kişi dünyaya geldiğine pişman olur. Ardından kendisini dünyaya gönderen Allah’a gizlice düşman olmaya başlar. Böyle biri, kendi eliyle hayatını zehirliyor demektir.

Ancak dünyada yaşanan sevinç ve sıkıntıların hakiki ve daimi meyvelerinin ebedi ahirette olduğunu öğrenmeye çalışmak, insanın dünyaya gönderildiğine sevinmesine vesile olur. Dünyaya gönderildiğine sevinen insan, kendisini dünyaya gönderen Allah’ı da çok sever. Allah’ı seven, Allah’ın yarattığı her şeyin güzelliklerini hissetmeye başlar. Zira Rabbimiz, Kur’an’ı Kerim’de her şeyi güzel yarattığını belirtmiştir. Ancak asıl önemli olan bu güzellikleri keşfedebilmektir.

Demek ki Allah’ın yarattığı her şeyin güzel olduğuna şahitlik etmeye ve şahitliklerini geliştirmeye çalışanlar, dünyaya geldiklerine sevinirler. Hakikaten insanın dünyaya gelmesine sevinebilmesi, onu yaşadıklarını değerlendirip güzel okumaya ve Allah’a şükretmeye götürür. Yaşadıklarını değerlendirmeye çalışan kişi sıkıntı yaşıyorsa, Allah’a daha çok dua eder; eğer mutluluk yaşıyorsa, Allah’a daha çok şükreder. Her vesileyle bu mutluluğu yaşadıkça, dünyayı ve dünyadaki her şeyi Esma-ül Hüsna’ya bakan cihetleriyle ve ahirete bakan yönleriyle daha çok sever. Böylece hayat kendisi için gittikçe daha tatlı ve daha güzel olmaya başlar. Yani böyle bir kimse güzel yaşadıkça, hayatın meyvelerini daha güzel hissetmeye başlar.

Ancak Allah’ın yarattığı her şeyin en güzel olduğuna şahit olamayan kişi, yaşadığı olaylara kendi kafasına göre ve şeytanın telkinleriyle anlam verir. Böylece kendisi dünyada ruhen ve kalben boğulur.

Örneğin bir insan, dünyaya geldiğinde ve ergenlik döneminde mutlu olur. Daha sonra mutlu olacağı bir evlilik yapar. Böylece evlendiği eşi ile uyum sağlayarak anlaşırlar. Hatta anlaşmanın da ötesinde her konuda birbirlerine yardımcı olmaya çalışırlar. Bunun üzerine bir gün televizyondan haberleri dinlerken, kendileri gibi mutlu oldukları düşündükleri ama kendilerinden yaşları biraz küçük çiftlerin vefat ettiklerini öğrenmeleri üzerine çok üzülüp yıkılırlar. İşte televizyondaki bir olay, izleyen insanın hatırına neler getiriyor neler… Böylece ölen çiftlerin bir anda yaşadığı sonsuz ayrılıkları, bu evli çiftin hatırına gelmeye başlar. Böylece çok mutlu oldukları halde aile hayatlarında birden derin bir korku yaşarlar. Elbette bu çift, mutluluğuyla Allah’ı daha çok sevmeye ve ahirete daha ziyade hazırlanmaya çok yakın bir yerdeyken; eğer bu olaydan ibret almaz, Allah’ı ve ahireti unutur ve yüzünü dünyaya çevirirlerse, örnekte olduğu gibi o mutluluk onları korkutmaya, bunaltmaya ve boğmaya başlar.

Nitekim dert ve sıkıntıların içindeki kolaylıkları ve güzel neticelerini öğrenmeyen insan, her tarafı karanlık ve düşman görerek; “Her taraftan kuşatıldım, hayattan zevk alamıyorum, hiç yüzüm gülmüyor, hep olumsuzluklar beni buluyor.” gibi sözler söyleyerek dünyaya geldiğine pişman olur. Elbette sıkıntılar güzel değerlendirmezse insanı boğar. Hâlbuki böyle bir kimse bakış açısını değiştirip sadece olumsuzluklara odaklanmaz ve bardağın dolu tarafından bakmayı öğrenebilseydi rahatlardı. Hem bu dünya sırf eğlence yeri değil ki!

Dünyanın sırf eğlence yeri olmadığını şu misalle açalım: Örneğin Ankara’da okuyan bir öğrencinin zaman zaman dinlenmek amaçlı parkta gezip dinlenmesi gibidir. Elbette öğrenci derslerine verimli olmak için zaman zaman parkta dinlenebilir. Ancak eğer bu öğrenci hep Ankara’yı gezip günümüzün tabiriyle, gününü gün etseydi hayata hazırlanamayacaktı.

İşte biz de bu dünyaya sırf lezzet almaya ve eğlenmeye gelmedik. Ancak sınırlı ölçüde ve günah içermeyen eğlenceler bunun dışındadır. Zaten böyle bir eğlence şekli ahirete hizmet eder. Ama eğer bu dünyada eğlence amaçlı yaşarsak, ahirete hazırlanamayız. (Allah korusun.) Dolayısıyla biz, ahirete dair önemli vazifelerimizi yapmaya geldik. Bu nedenle müminin amacı; dünyada ahiret azığını toplamak olduğu için, dünyaya geldiğine pişman olmaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.