Allah Verdiği Nimeti Kulu Üzerinde Görmek İster

"Şüphesiz ki Allah, kulunun üzerinde verdiği nimetin eserini görmeyi sever."

(Tirmizî)

Hadis-i şerifte belirtildiği gibi ​yüce dinimiz dünyadan el-ayak çekmeyi değil, Müslümanın, kendisine bahşedilen maddî - manevî her türlü nimetten, Yaradan'ın çizdiği sınırlar içinde istifade etmesini ve bunu göstermesini telkin eder. Çünkü bu tahdis-i nimettir, şükürdür.(Meselâ varlıklı birinin giyimine kuşamına dikkat etmemesi, pespaye dolaşması hoş görülemez. Bu en başta o varlığı verene saygısızlıktır.)

​Başka bir rivayette ise: "Yiyin, için, giyinin. Ancak kibirlenmeyin ve israf etmeyin. Şüphesiz Allah (c.c.), nimetinin eserini kulunun üzerinde görmek ister," denilmiştir. (Buhârî)

​Dolayısıyla, varlık sahibi bir mü'minin helal dairede ve kaliteli yaşaması gayet doğaldır.

Müslüman şık giyinebilir, konforlu evlerde oturabilir, son model araçlar kullanabilir. amiyane tabirle yatları, katları olabilir. Sosyal hayatın her alanında sahip olduğu varlığa uygun bir yaşam tarzı benimseyebilir. Bunları yaparken uymak zorunda olduğu ölçü bellidir. İsraf etmemek, gösteriş ve kibir yapmamak, Cenâb-ı Hakk’ın lûtfettiği dünyalıktan muhtaçları da faydalandırmak...

Zengin bir Müslüman fakire - fukaraya cömertçe yardımda bulunuyor, sadaka, zekât, infak gibi görevlerini bihakkın ifâ ediyorsa, yaşadığı konforlu hayatın ne sakıncası olabilir? Bunu kim sorgulayabilir?

Müslümanın da madden güçlü olmaya, refah içinde yaşamaya hakkı vardır.

Bununla birlikte sorgulamaya sebep olan bazı durumlar meydana gelebilir.

Meselâ; başkalarına her fırsatta sabrı, kanaatkârlığı ve fakirliğin manevi derecesini vaaz edenlerin; sıra kendi standartlarına geldiğinde ve şatafat içinde ve ihtiyaç sahiplerini görmeden, umursamadan yaşaması toplum nazarında gayet kerih karşılanır. Sorun servetin varlığında değil; bu servetin suistimal edilmesinde, temsil edilen değerlerle çelişmesindedir.

Fakirliğin manevî kârlarından bahsedip, gündelik yaşamda aşırı lükse ve gösterişe yönelmek, bunu da fütursuzca, maddî sıkıntılarla boğuşan insanların gözüne sokarak yapmak büyük bir çelişkidir. Kur'an-ı Kerim böyle davrananları şöyle uyarır:

​"Siz insanlara iyiliği emredip de kendinizi unutuyor musunuz?"

(Bakara Suresi, 44)

Bilhassa ​sorumluluk makamındakilerin, toplumda kanaat önderi kabul edilen kişilerin yaşantısındaki gösteriş, debdebe İslam’ın temelindeki adalet ve tevazu ilkelerine aykırıdır. Harcanan para helal kazanılmış olsa dahi; amaç itibar kazanmak, üstünlük taslamak veya şov yapmak olduğunda niyet bozulur. Allah (c.c.) israfı ve ölçüsüzlüğü yasaklamıştır:

​"Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz. Çünkü O, israf edenleri sevmez."

(A'râf Suresi, 31)

​Büyük fakih ve tüccar İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretleri, şık ve temiz giyinmesine rağmen asla lükse, ısrafa ve güç gösterisine kaçmaz; kazancını ihtiyaç sahipleriyle paylaşırdı. Hasan-ı Basri’nin dediği gibi: "Zühd, helal olanı haram kılmak değil; elindekine, Allah’ın katındakinden daha fazla güvenmemektir."

​Dünyanın pek çok ülkesinde ( buna bizim ülkemiz de dahil) ekonomik sıkıntıların yaşandığı dönemlerde; dini temsil edenlerin, yazar- çizer, gazeteci, sanatçı ve millet üzerinde söz sahibi olanların abartılı bir yaşam sürmesi, toplumun manevî değerlere bakışına zarar verir, güveni sarsar. İsrafın, şuursuzluğun, gösteriş ve kibrin başka bir boyutu ise ; Müslüman kimliği ile ön plana çıkmış ailelerin pahalı, gösterişli kostümler giyip baby shower - cinsiyet partileri, şa'şaalı mevlit ve sünnet törenleri, kına ve düğünler yapıp, bir de bunu sosyal medyada paylaşmalarıdır. "İslamî burjuvazi"yi çağrıştıran ( ki İslam'da kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.) bu davranışlar son derece yanlıştır. Bu konularda oldukça dikkat edilmesi gerekir. Aksi halde vebali vardır.

Cenab-ı Hakk'a atfen "ilmi isteyene, zenginliği istediğime veririm" sözü halk arasında meşhurdur.

İhsan edilen rızık farkı insanlara bir üstünlük vesilesi değil, beşerî sorumluluk ve bir çeşit imtihan olarak verilmiştir. Bu hususta Kur'an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:

​"Allah kiminize kiminizden daha fazla rızık verdi. Ama kendilerine fazla verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilerle paylaşıp da onları bu hususta kendileriyle eşit hale getirmeye yanaşmıyorlar. Peki onlar Allah’ın nimetini inkâr etmiş olmuyorlar mı?",

(Nahl sûresi - 71)

Diğer yandan dünya hayatının geçiciliği ve verilen nimetlerin ahiretteki hesabı düşünülecek olursa, zenginliğin çok da özenilecek bir durum olmadığı görülür. Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam" Şükrünü edâ edebileceğiniz az mal, şükrünü edâ edemeyeceğiniz çok maldan efdaldir," buyurmuştur. Karun da zengindi. Servetinin anahtarlarını kırk devenin taşıdığı rivayet edilir. Fakat Kasas sûresinde sarayı ve sahip oldu servetle birlikte yere gömüldüğü anlatılır. Serveti felaketi oldu.

​Sözün özü ; bir Müslümanın imkânları ölçüsünde Allah'ın verdiği nimetlerden faydalanması ve varlık içinde yaşaması en doğal hakkıdır.

​Bunu yaparken uyması gereken kurallar ; nimete şükretmek, kibir ve israftan kaçınmak ve içinden çıktığı toplumun gerçeklerine duyarlı davranmak, etrafındakileri gözetmek, şımarmamak ve her halükarda tevazuyu muhafaza etmektir. İslam denge dinidir. Her zaman dengeli davranmayı esas alır, aşırılıktan men eder.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.