Hüsniye Ünal
İslam, İman ve Amel Bir Bütündür
İslam, İman ve amel bir bütündür. Biri olmadan diğeri olmaz. Allah'a inandığını söyleyip O'nun hiç bir emrini yerine getirmemek ( bunu gerekli de görmemek) ve hükümlerine karşı çıkmak küfre kapı açar.
Risale-i Nur - Mektubat kitabı, dokuzuncu mektupta Bediüzzaman Hazretleri der ki: "Ulema-i İslâm ortasında 'İslâm' ve 'iman'ın farkları çok medar-ı bahsolmuş. Bir kısmı" İkisi birdir", diğer kısmı" İkisi bir değil, fakat biri birisiz olmaz" demişler ve bunun gibi çok muhtelif fikirler beyan etmişler. Ben şöyle bir fark anladım ki:
İslamiyet iltizamdır; iman iz’andır. Tabir-i diğerle, İslamiyet, hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır; iman ise, hakkı kabul ve tasdiktir.
Eskide bazı dinsizleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur’âniyeye şiddetli tarafgirlik gösteriyorlardı. Demek o dinsiz, bir cihette Hakkın iltizamıyla İslâmiyete mazhardı; 'dinsiz bir Müslüman' denilirdi. Sonra bazı mü’minleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur’âniyeye tarafgirlik göstermiyorlar, iltizam etmiyorlar; 'gayrimüslim bir mümin' tabirine mazhar oluyorlar.
Acaba İslâmiyetsiz iman, medar-ı necat olabilir mi?
Elcevap: İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi,İslâmiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz."
Üstad hazretleri Barla lahikası - 271.mektupta ise; “Müslim-i gayr-ı mü’min” ve “mü’min-i gayr-ı müslim” ifadelerini kullanır.
Müslim-i gayr-ı mü’min ; görünüşte, amelde veya kimlik olarak İslamiyet'in kurallarına uyan, adı Müslüman olan ancak kalbinde gerçek anlamda iman bulunmayan kişileri ifade eder.
Mü’min-i gayr-ı müslim, müslüman olmayan mümin anlamına gelir.Kalben Allah'ın birliğine, imanın esaslarına inanan ancak İslam dinini kabul etmemiş kişileri tanımlamak için kullanılır.
Kısaca; Müslim-i gayr-ı mü'min, imansız Müslüman (uyguluyor ama inanmıyor), Mü'min-i gayr-ı müslim, Müslüman değil ama inançlı anlamına gelen tanımlamalardır.
Üstad hazretlerinin ifadeleriyle bağlantılı olarak bu ehemmiyetli ve çevremizde fazlasıyla şahit olduğumuz vahim mesele, Sosyolojinin bir alt dalı olan ve dinin toplum hayatı üzerindeki etkilerini bilimsel yöntemlerle inceleyen din sosyolojisinde de şu benzer ifadelerle ele alınmıştır :
"Believing without behaving" : Amelsiz inanma.
"Belonging without behaving" : Amelsiz ait olma.
"Behaving without believing" : İnanmadan amel etme...
Bu üç kavram, sosyoloji ve din psikolojisinde bireylerin inanç (believing), aidiyet (belonging) ve davranış (behaving) arasındaki ilişkileri ve tutarsızlıkları açıklamak için kullanılır.
"Believing without behaving" (Amelsiz inanma): Kişinin zihnen ve kalben bir inanç sistemini tamamen doğru kabul etmesi, ancak günlük yaşamında bu inancın gerektirdiği sorumlulukları ve davranışları yerine getirmemesidir. Bir insanın bir dine inanıp onun kutsal kitabını kabul etmesi, fakat o dinin emrettiği ibadetleri (namaz, dua, oruç vb.) veya ahlaki kuralları uygulamamasıdır.
İnandığını söyleyen fakat imanını ameliyle desteklemeyen hakiki manada nasıl mü'min olabilir? Öyle ya ; İman icraat ister.
"Belonging without behaving" (Amelsiz ait olma) : Kişinin kendini bir gruba, kültüre, topluluğa veya kimliğe ait hissetmesi veya onun bir parçası olarak görünmek istemesi, ancak o grubun normlarına, kurallarına ve ritüellerine uygun davranmamasıdır. Bu durum daha çok kimliksel ve kültürel bir aidiyettir
Bir bireyin kendini tamamen "X kültürünün/ ya da X coğrafyasının" bir ferdi olarak tanımlaması, o kimlikle övünmesi ama o kültürün geleneklerini, örflerini ve yaşam tarzını hayatına hiçbir şekilde yansıtmamasıdır.
Diliyle Müslümanlığını ikrar eden fakat İslamın beş temel şartından hiç birini uygulamayan İslamın neresinde olabilir? Bu kişi İslam ümmetinden sayılabilir mi?
"Behaving without believing" (İnanmadan amel etme): Kişinin içsel olarak hiçbir inanç, bağ veya samimiyet taşımamasına rağmen, sadece dış baskılar, toplumsal beklentiler, alışkanlıklar veya çıkarlar nedeniyle belirli davranışları sergilemesidir.
Bir insanın, ailesinin veya çevresinin tepkisinden çekindiği için onların inandığı tüm ibadet şekillerini ve geleneksel davranışları dışarıdan aynen taklit etmesi, ancak yalnız kaldığında bu değerlerin hiçbirine içtenlikle inanmamasıdır. Bu ise apaçık münafıklıktır.
Konunun bütününe ve örneklere baktığımızda bahsi geçen özelliklerin günümüz müslüman toplumlarında ne kadar yaygın olduğunu görebiliyoruz.
Bir çoğumuz denk gelmiştir ; namaz kılan ama faizi ticaret gören, Kur'anın bazı hükümlerine ( mesela miras paylaşımı, evlilikle ilgili erkeklere verilen ruhsatlar gibi) karşı çıkan, eleştiren, bazı hükümlerin çağa uymadığını söyleyen kişilere..
Bizzat şahit olduğum bir durum: Şahıs ibadetlerini titizlikle yerine getiriyor, fakat kredi adı altında faizi meşru, evlilik dışı beraberlikleri normal görüyor. Ölümden sonra dirilişe dair şüpheleri var. Hacıya hocaya, Kur'an kurslarına saldırıyor. Sorsanız kendini "müslüman" olarak tanımlıyor.
Şimdi buna ne demeli? Hangi kategoriye koymalı? Müslüman mı, dinsiz mi, münafık mı?
Böyle adı müslüman özü belirsiz kişilerin cenaze namazında "mü'min ve muhavvid olduğuna şehadet eder misiniz?" sorusuna hüsn-ü şehadette bulunmak ne derece doğru olur, orası muamma..
Üstad hazretlerinin :
"Bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş" cümlesi tam da günümüz Müslümanının durumunu anlatıyor.
Müslümanı iki cihanda da selamete çıkaracak olan ancak ve ancak İslam dairesinde, tahkik-i bir imanla Yaradana teslim olmak, itaat etmek ve ebedi hayatını kurtarmayı bütün meselelerin üstünde görmektir.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.