Çilenin Nurunda Eriyen Bir Ruhun Nidası

Yıllarca ağır acıların çarkında pişmiş, her derdini Rabb-i Rahîm’e arz ederek iman ve aşkın nurunda eriyip gitmiş dertli bir kul, bir gün kederlerinden sıyrılıp tabiatın sessizliğine çekildi. Rüzgârın fısıltısını, toprağın sabrını, nehirlerin coşkusunu izlerken kalbinde saklı duran derin hakikat birden uyandı. Nefsini Allah’ın rızasına teslim etmeye çalışan bu kulun dilinden, tabiatın şahitliğinde şu derin nida döküldü:

“İlâhî! Beni iman ve ilâhî aşkın nurunda erit; yeryüzünü sarsan muazzam bir volkan gibi içimdeki iman ateşini harlandır. Ruhumu, bentlerini aşan coşkun seller misali iman, aşk ve şevkle şahlandır ki bütün coşkumun varacağı yegâne menzil Senin rızan olsun. Toprağın sinesini yarıp güneşe koşan dipdiri bir tohum misali, beni gaflet uykusundan uyandır ve sarsılmaz bir yakînle dirilt. Karşısına çıkan bâtılı kökünden söküp atan, hakikati her yere taşıyan güçlü bir rüzgâr olayım. Senin yolunda yandıkça eriyen, eridikçe Sana yaklaşan bir mum gibi imanımı ve aşkımı yücelt; yakînimin ufkunu zirvelerin ötesine yükselt.

Ey aşkıyla gönülleri tutuşturan Rabbim! Yüreğim öyle bir yangın yeri, öyle derinden yaralı ki… Senin sonsuz aşkın ruhumu bir zırh gibi kuşatmasaydı, ben bu fânî dertler dünyasında çoktan kül olur, mahvolup giderdim! Beni aşkının narıyla öyle bir yak, öyle bir kavur ki içimde zerre miktar gaflete yer kalmasın! Yak ki uyanayım! Yoksa bu kör nefis, ölümün kaçınılmaz hakikatini unutacak; bu aldatıcı hayatı bitmek bilmeyen bir düş sanarak beni gaflet içinde ziyan edecektir.

Yüce Rabbim! Sana ve Senin takdirine gönülden razıyım. Göklerde özgürce süzülen kuşlar misali ruhumu kaderin emniyetine bırakayım; çilelerin bağrında gizlenen ilâhî lütuf ve hikmetlerle bir umman gibi dolup taşayım. Ben bütün varlığımla, zerrelerime kadar Seninim. Kaderimi Senin ezelî takdirine teslim ettim; lütfedeceğin her hâle, karşıma çıkaracağın her imtihana gönülden razıyım. Sen benim sahibimsin; mülk de Senin, hüküm de Senin… Yâ Ekremü’l-Ekremîn! Yâ Zü’l-Minen! Yâ Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm! Şu fânî dünyada hiçbir muradımı ihsan etmesen bile Sana asla sitem etmem, kapından yüz çevirmem. Zaten Sana sırtımı dönüp gidecek başka bir kapım yok ki… Sen, geçici heveslerin ve dünyevî arzuların çok ötesinde, kalbimin tam merkezine taht kurmuş yegâne İlâhımsın.

Ey Latîf Rabbim! Seni sevmenin ve Sana teslim olmanın bu benzersiz lezzetini yalnız bana değil, bütün insanlığa da tattır. Bu ilâhî aşkı kalplere öyle bir nakşet ki insanoğlu fânî dünyanın zincirlerinden kurtulsun, nefsinin esaretinden sıyrılarak Sana yönelsin! Hakiki hayatın ne demek olduğunu kavrayarak ‘Meğer bugüne kadar yaşadığım ömür, ömür değilmiş!’ nidasıyla kendi hakikatinin farkına varsın! Allah’ım! Senin yüce adını andığımda dilim ‘Allah, Allah!’ nidasıyla sarsılmaz bir teslimiyet, yakıcı bir aşk ve imanla yankılansın. Gözyaşlarım, Senin takdirine duyduğum hayranlıkla çağlayan nehirlere dönüşsün. Gülün aşkıyla feryat eden bir bülbül gibi, nefsimi unutarak ilâhî aşkın ışığında Sana yöneleyim; acıyla yoğrulmuş imanım ve Sana duyduğum aşkla Senin rızana koşayım.”

Sözler bittiğinde nehirler hâlâ coşkuyla çağlıyor, rüzgâr esmeye devam ediyordu. Fakat o kul için artık acılar eskisi kadar ağır gelmiyordu; dünyanın geçici kaygıları da kalbini eskisi kadar kuşatamıyordu. Tabiatın sessizliğinde, sarsılmaz imanının ve ilâhî aşkın nurunda kalbi dinginleşmişti. İçini daha önce hiç tatmadığı derin bir huzur kaplamıştı. Allah’a yakınlığın ve O’na teslimiyetin verdiği mânevî lezzeti kaybetme endişesiyle saatlerce aynı noktada kaldı; kalbinde uyanan hakikat üzerine tefekkür etti. Vakit akşama erdiğinde, ruhundaki dinginlikle evine döndü.

O artık biliyordu ki nefsin arzuladığı yeni başlangıçlar, değişen şartlar ve bambaşka gelecek hayalleri gelip geçiciydi. Fânî dünyaya ait ne varsa zamanla eskiyecek, sonunda yok olup gidecekti. İnsan, her yeni başlangıçta aradığı mutluluğu bulduğunu sansa da zamanla bulduğunu sandığı mutluluğun da geçici olduğunu anlar. Ruhun aradığı gerçek saadet, geçici olanın süsünde değil, Hüve’l-Bâkî olanın dergâhındaydı.

O gece, ruhunun derin bir sükûnete kavuşmasının armağanı olarak ömrünün en huzurlu uykusunu uyudu. Artık En Sevgili’nin rızasını hayatının yegâne gayesi biliyor, O’na duyduğu sonsuz muhabbet ve teslimiyetle bambaşka bir huzur ikliminde yaşıyordu. Dünya gözünde eski hükmünü yitirmiş, dünyaya ait geçici bağların kalbindeki ağırlığı azalmıştı. Bu içsel özgürlük, sevincini daha da büyütüyordu.

Ruhunu titreten derin huzurun sırrını kavramıştı. Hayatın karşısına çıkaracağı yeni imtihanlardan, zorluklardan ve geleceğin bilinmezliklerinden artık eskisi gibi korkmuyordu; çünkü kalbinin asıl dayanağını bulmuştu. Hayat nasıl akarsa aksın, hangi kapılar açılırsa açılsın, hangileri kapanırsa kapansın, Rabbine olan bağlılığını ve teslimiyetini kaybetmemeye kararlıydı. Geçici heveslerin değil, ebedî bir esenliğin yolunu bulmuştu: Mutluluğun yegâne formülü, Allah’ı sevmek ve sarsılmaz bir imana tutunmaktı.

Gecenin karanlığında kalbinden yükselen ve bundan sonraki ömrüne rehber olacak o derin fısıltı, yeni bir hayatın ilk günü gibi ruhuna doğdu: “Allah’ım! Seni sevmek benim imanımdır; imanım ise ebedî mutluluğumdur…”

Sabahın ilk ışıklarıyla gözlerini açtığında içinde daha önce hiç hissetmediği kadar dipdiri, engin ve coşkun bir hayat enerjisi çağlıyordu! Çilelerin çarkında pişen o dertli kul, artık nefsinin ve gafletin esaretinden sıyrılmış, hakikate uyanmıştı. Göğsündeki iman ateşi dalga dalga yayılıyor, ruhu bentlerini aşan coşkun bir sel gibi hayata yeniden karışıyordu. İmanından aldığı güçle hayata yeniden sarılıyor, artık korkunun, kederin ve kaygının esiri olmadan önündeki günlere umutla yürüyordu.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.