İhlas Risalelerine bakış açısı ve tasnifi-8

Yirmibirinci Lem’a
İhlası kıran ve riyaya sevk eden sebepler ve maniler

□ Menfaat-i maddiye cihetinden gelen rekabet, yavaş yavaş ihlası kırar. Hem netice-i hizmeti de zedeler. Hem o maddî menfaati de kaçırır.
□ Evet, hakikat ve ahiret için çalışanlara karşı bu millet bir hürmet ve bir muavenet fikrini daima beslemiş. Ve bilfiil onların hakikat-i ihlaslarına ve sadıkane olan hizmetlerine bir cihette iştirak etmek niyetiyle, onların hacat-ı maddiyelerinin tedarikiyle meşgul olup vakitlerini zayi etmemek için, sadaka ve hediye gibi maddî menfaatlerle yardım edip hürmet etmişler. Fakat bu muavenet ve menfaat istenilmez, belki verilir. Hem kalben arzu edip muntazır kalmakla, lisan-ı hal ile dahi istenilmez. Belki ummadığı bir halde verilir. Yoksa ihlası zedelenir ve ameli kısmen yanar.
□ İşte bu maddi menfaati arzu edip muntazır kalmak, sonra nefs-i emmare, hodgamlık cihetiyle, o menfaati başkasına kaptırmamak için, hakiki bir kardeşine ve o hususi hizmette arkadaşına karşı bir rekabet damarı uyandırır. İhlası zedelenir, hizmette kudsiyeti kaybeder, ehl-i hakikat nazarında sakil bir vaziyet alır ve maddi menfaati de kaybeder.
□ Ehl-i dünya, büyük bir servet ve şiddetli bir kuvvet elde etmek için, hatta bir kısım ehl-i siyaset ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyenin mühim amilleri ve komiteleri, iştirak-i emval düsturunu kendilerine rehber etmişler. Bütün su-i istimalat ve zararlarıyla beraber, harika bir kuvvet, bir menfaat elde ediyorlar.
□ İştirak-i emval düsturu a’mal-i uhreviyeye girse, zararsız azim menfaate medardır. Çünkü bütün emval (mallar), o iştirak eden herbir ferdin eline tamamen geçmesinin sırrını taşıyor. Çünkü, nasıl ki dört beş adamdan, iştirak niyetiyle biri gazyağı, biri fitil, biri lamba, biri şişe, biri kibrit getirip lambayı yaktılar. Her biri tam bir lambaya malik oluyor. O iştirak edenlerin her birinin bir duvarda büyük bir ayinesi varsa, her birinin noksansız, parçalanmadan, birer lamba, oda ile beraber ayinesine girer.
□ Emval-i uhreviyede sırr-ı ihlas ile iştirak ve sırr-ı uhuvvet ile tesanüd ve sırr-ı ittihad ile teşrikü’l-mesai, o iştirak-i amalden hasıl olan umum yekûn ve umum nur her birinin defter-i amaline bitamamiha gireceği, ehl-i hakikat mabeyninde meşhud ve vakidir. Ve vüs’at-i rahmet ve kerem-i İlahînin muktezasıdır.
□ Ehl-i sanat, netice-i sanatı ziyade kazanmak için, iştirak-i san’at cihetinde mühim bir servet elde ediyorlar. Hatta dikiş iğneleri yapan on adam, ayrı ayrı yapmaya çalışmışlar. O ferdi çalışmanın, her günde yalnız üç iğne, o ferdi sanatın meyvesi olmuş. Sonra, teşrikü’l-mesai düsturuyla on adam birleşmişler. Biri demir getirip, biri ocak yandırıp, biri delik açar, biri ocağa sokar, biri ucunu sivriltir, ve hakeza, Her birisi iğne yapmak san’atında yalnız cüzi bir işle meşgul olup, iştigal ettiği hizmet basit olduğundan vakit zayi olmayıp, o hizmette meleke kazanarak, gayet sür’atle işini görmüş. Sonra, o teşrik-i mesai ve taksim-i amal düsturuyla olan sanatın semeresini taksim etmişler.Her birisine bir günde üç iğneye bedel üç yüz iğne düştüğünü görmüşler. Bu azîm kâr, rekabetle ve ihlassızlıkla kaçırılmaz!
□ Hubb-u cahtan gelen şöhretperestlik saikasıyla ve şan ve şeref perdesi altında teveccüh-ü ammeyi kazanmak, nazar-ı dikkati kendine celb etmekle enaniyeti okşamak ve nefs-i emmareye bir makam vermektir ki, en mühim bir maraz-ı ruhi olduğu gibi, “şirk-i hafî” tabir edilen riyakârlığa, hodfuruşluğa kapı açar, ihlası zedeler.
□ Ey kardeşlerim! Kur’an-ı Hakîmin hizmetindeki mesleğimiz hakikat ve uhuvvet olduğu ve uhuvvetin sırrı, şahsiyetini kardeşler içinde fani edip onların nefislerini kendi nefsine tercih etmek olduğundan, mabeynimizde bu nevi hubb-u cahtan gelen rekabet tesir etmemek gerektir.
□ Madem kardeşlerin şerefi umumiyetle her ferde ait olabilir; o büyük şeref-i manevîyi şahsi, hodfuruşane, rekabetkarane, cüzi bir şerefe ve şöhrete feda etmek, Risale-i Nur şakirtlerinden yüz derece uzak olduğu ümidindeyim.
□ Evet, Risale-i Nur şakirtlerinin kalbi, aklı, ruhu böyle aşağı, zararlı, süfli şeylere tenezzül etmez. Fakat herkeste nefs-i emmare bulunur. Bazı da hissiyat-ı nefsiye damarlara ilişir, bir derece hükmünü kalb, akıl ve ruhun rağmına olarak icra eder.
□ Sizlerin kalb ve ruh ve aklınızı ittiham etmem. Risale-i Nur’un verdiği tesire binaen itimad ediyorum. Fakat nefis ve heva ve his ve vehim bazan aldatıyorlar. Onun için bazan şiddetli ikaz olunuyorsunuz. Bu şiddet, nefis ve heva ve his ve vehme bakıyor; ihtiyatlı davranınız.
□ Evet, eğer mesleğimiz şeyhlik olsaydı, makam bir olurdu veyahut mahdut makamlar bulunurdu. Makama müteaddit istidatlar namzet olurdu. Gıptakârane bir hodgamlık olabilirdi. Fakat mesleğimiz uhuvvettir. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz.
□ Uhuvvetteki makam geniştir; gıptakârane müzahameye medar olamaz.
□ Olsa olsa, kardeş kardeşe muavin ve zahir olur, hizmetini tekmil eder. Pederane, mürşidane mesleklerdeki gıptakârane hırs-ı sevap ve ulüvv-ü himmet cihetiyle çok zararlı ve hatarlı neticeler vücuda geldiğine delil, ehl-i tarikatin o kadar mühim ve azîm kemalatları ve menfaatleri içindeki ihtilafatın ve rekabetin verdiği vahim neticelerdir ki, onların o azim, kudsi kuvvetleri bida rüzgarlarına karşı dayanamıyor.
□ Korku ve tamadır.

Cenab-ı Erhamürrahiminden bütün Esma-i Hüsnasını şefaatçi yapıp niyaz ediyoruz ki, bizleri ihlas-ı tamma muvaffak eylesin. Amin.[1]

[1] İhlas Risaleleri 21. Lem’a, Risale-i Nur Külliyatı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.